Yazınsal Varoluştan Akademik Literatüre Kırmancca – Zazaca

Bir grup Kürt akademisyenin ortak çalışması ile hazırlanan “Yazınsal Varoluştan Akademik Literatüre Kırmancca (Zazaca) M. Malmîsanij’a Armağan” adlı kitap Vate Yayınevi tarafından yayımlandı. “Yazınsal Varoluştan Akademik Literatüre Kırmancca (Zazaca) M. Malmîsanij’a Armağan” adlı kitap, Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü bölümünde görev yapan Dr. Shahab Vali’nin koordinatörlüğünde hazırlandı. Sekiz bölümü Türkçe iki bölümü ise

okumak için tıklayınız

Göğsünde yürek yerine bir “idare lambası” yanan Yahya Kemal – Mina Urgan

Yahya Kemal usta bir Şair, ama küçük bir insandı. Onu tanımadan yalnız şiirlerini okuyanlara gıpta ediyorum. Ne yazık ki, ben yakından tanıdım onu. Nâzım Hikmet’in bir şiirinde dediği gibi, göğsünde yürek yerine bir “idare lambası” yanardı. O idare lambasının cılız ışığı bile sönerdi zaman zaman. Üvey babamın yalancısıyım ama, Falih Rıfkı, “Mustafa Kemal’in ayaklarına kapanıp

okumak için tıklayınız

Sabunun Tarihi: Sabun nedir? Nasıl üretilir? En temel hijyen ürünü hayatımıza nasıl girdi?

Günde birçok kez ellerinizi titizlikle ovaladığınız kalıp sabun, en eski tüketici ürünlerinden biridir. Fakat bir uyarı yapmak gerekirse: Bir çok modern sabun aslında tam olarak sabun değildir! Sabun, muhtemelen çok eski bir şölende, ateş üstünde pişen etin küllere damlayan yağlarının bir yan ürünü olarak ortaya çıkmış olmalıdır. Sonuç, ciltteki kirleri sökmede ve yıkayarak çıkarmada harika

okumak için tıklayınız

Sabun; virüsleri, bakterileri ve diğer mikropları yok etmekte neden bu kadar etkili?

Öncelikle, virüs dediğimiz şeyin ne olduğunu hatırlayarak başlayalım: Bir virüs, birçok ufak parçanın kendi kendine organizasyon yoluyla bir araya gelmesiyle oluşan, cansız bir yapıdır. Bu parçalar bütününün en zayıf halkası, biyolojik organizmaların da dış zırhını oluşturan yağlı zırhtır. Sabunun yaptığı, bu yağlı zarı çözerek virüsün darmadağın olmasıdır. Genellikle buna “virüsün ölmesi” dense de virüsler cansız

okumak için tıklayınız

Hannah Arendt ve Martin Heidegger’in aşkları ve mektupları

“Sevgili Bayan Arendt! Hemen bu akşam size gelmeli ve kalbinize hitap etmeliyim.” 35 yaşındaki filozof, evli ve baba Martin Heidegger en önemli eseri Varlık ve Zaman üzerinde çalışırken 18 yaşındaki Yahudi öğrencisi Hannah Arendt’e 1925 yılında yazdığı ilk mektupta bu satırlarla seslenir. Felsefe tarihinin bu en ilgi çekici aşk ilişkisini belgeleyen Mektuplar 1925-1975 başlıklı derlemenin

okumak için tıklayınız

“Biz hırsız değiliz, biz haydut değiliz – biz cesur ve iyi adamlarız.”

STENKA RAZİN ÜZERİNE HALK TÜRKÜLERİ O zamanlar Kazaklar Volga kıyılarında ayrı bir topluluk olarak yaşıyorlardı. 17. yüzyıl başında yaşanan huzursuz dönemde varlıklarını duyumsattılar ve Lehlerin Türklerle savaşına karıştılar. Wladislav onların gitmesine izin verdi ve onlara armağanlar sundu. Bu, Kazaklar arasındaki karşılıklı bağlılığı göstermektedir Ukrayna Kazakları, Lehlerin yardımına gelince aynı şeyi Volga ovalarında yaşayan Kazaklar da

okumak için tıklayınız

İzlemeniz gereken en iyi 10 Sovyet filmi

Sovyet rejimi sırasında Rusya’nın dev sinema sektörüne milyonlarca dolarlık yatırım yapıldı. Bugün sadece bu filmler büyük bir bağlılıkla hatırlanmakla kalmıyor, filmlerde rol alan oyuncular da o yüzyılın gösteri dünyasının en iyi isimleri arasında sayılıp yüceltiliyor. Haliyle, filmlerdeki birçok dilsel ifade ve espri de zamanla günlük Rus dilinin bir parçası haline gelmiş. Bugün zengin Rus kültürünü

okumak için tıklayınız

Van Gogh’un deliliğinin gizemi

27 Temmuz 1890’da Vincent Van Gogh, Paris’in birkaç kilometre kuzeyinde, bir Fransız kasabası olan Auvers-sur-Oise’deki şatonun arkasındaki bir buğday tarlasına girdi ve kendini göğsünden vurdu. 18 aydır akıl hastalığından mustaripti, Arles in Provence’de yaşarken 1888’de bir aralık gecesi, bir jiletle sol kulağını kestiğinden beri… Van Gogh’un son sözlerinden biri, “Böyle ölmek istemiştim” oldu. Kendine zarar verdiği bu

okumak için tıklayınız

Martin Heidegger – Hannah Arendt Mektuplar 1925-1975

Sevgili Bayan Arendt! Hemen bu akşam size gelmeli ve kalbinize hitap etmeliyim. 35 yaşındaki filozof, evli ve baba Martin Heidegger en önemli eseri Varlık ve Zaman üzerinde çalışırken 18 yaşındaki Yahudi öğrencisi Hannah Arendt’e 1925 yılında yazdığı ilk mektupta bu satırlarla seslenir. Felsefe tarihinin bu en ilgi çekici aşk ilişkisini belgeleyen Mektuplar 1925-1975 başlıklı derlemenin

okumak için tıklayınız

Karl Jaspers’in Varoluş Felsefesi

Karl Jaspers Varoluşçuluğun ilk büyük filozofu, kendilerinden sonra felsefenin bir daha hiç eskisi gibi olamayacağını söylediği Kierkegaard ve Nietzsche’nin vukuflarından da çokça istifade etmiş olan Alman filozofu Karl Jaspers’tir (1883-1969). Onun önemi her şeyden önce, kitle ve makine çağının hayli tehlikeli kişisizleştirici eğilimlerinin ve planlamacı tavrının kökenini, modernizmin varlığın İlk ve Ortaçağ’daki sürekliliğini ortadan kaldırıp

okumak için tıklayınız

Benim Adım 1864 -Çerkes Hikâyeleri – Elbruz Aksoy

1864 Sürgünü’yle Osmanlı ülkesine saçılan Çerkeslerin hikâyelerini anlatıyor bu kitap. Değişik coğrafyalarda, farklı tecrübelerden, başka başka cenderelerden geçmiş insanların hikâyelerini anlatıyor. “Çerkeslik” kimliği ve kaderi altında ortaklaşan ama aynı zamanda ayrılan yollar… Mazlumluk ve muktedir olanla özdeşleşme… Kimlik gururu ve “Kafkas Türkü” olarak asimilasyon… Hafızadan silinmeyen Kafkasya ve yeni vatanlar… “Türk ırkının necip güzelliğini” temsil

okumak için tıklayınız

Çerkes Soykırımı ve sürgünü

Kafkasların en eski halklarından olan Çerkesler esasen 1400’lü yıllarına kadar devletsiz ‘ilkel komünal toplum’ yaşam tarzına sahiptiler. Kendi içlerinde oluşturdukları toplumsal sistem, kendi iç dinamiklerine ve ortak yaşam biçimine dayanıyordu. Çerkesya’da iç kabilelerin kendi aralarındaki savaş ve rekabet son derece az olmuştur ama imparatorlukların savaşlara dayanan toprak işgalleri nedeniyle hemen her dönem çatışma alanına dönüşmüştür.

okumak için tıklayınız

Çerkeslerin kara günü: 21 Mayıs 1864

27 Temmuz 1864’te Kafkasya Genel Valisi Mihail, “1567 yılında Çar VI. İvan’ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini” belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler devam etti. Osmanlı kaynakları, 13. yüzyıldan beri Kafkasya halklarından Adigelere, 17. yüzyıldan itibaren de Abhazlar, Ubıhlar, Dağıstanlılar, Çeçenler, İnguşlar ve diğer Müslaman Kafkasyalılara ‘Çerkes’ der. Bugün ise Çerkes deyince sadece Adigeler anlaşılıyor. Kabardey,

okumak için tıklayınız

Baragan’ın Dikenleri – Panait Istrati

Panait Istrati’nin 1928 yılında Fransızca kaleme aldığı, olgunluk dönemi yapıtlarından Baragan’ın Dikenleri, yirminci yüzyıl başında yalnızca Romanya’nın değil, bütün Balkanların, hatta Türkiye’nin de yaşadığı bir sosyal çelişkinin anlatısıdır. Bir yanda serpilen modern ekonomi ve kurumlar ile nüfusun büyük bölümünün, kır yoksullarının payına düşen sefalet arasındaki tezattır bu. Ağır yaşam koşulları, modern devletle iç içe geçmiş

okumak için tıklayınız

Yürümenin Felsefesi – Frédéric Gros “Yürümek Spor Değildir”

“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.” Henry David Thoreau Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri… Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki

okumak için tıklayınız

Van Gogh’tan sonra Van Gogh

Resimde empresyonizmle birlikte 19. yüzyıl sonlarına doğru, bugün “modernizm” olarak ele aldığımız yeni bir algılama biçimi ortaya çıkarılmıştır. Resim sanatında empresyonizm ve ardından meydana gelen Fovizm, Dışavurumculuk, Sembolizm gibi birçok yeni akım, gerçeğin tekil ifadesinin yerine renklerle adeta dans ederek, biçimlerin gözle mutlak algılanma biçimini dönüştüren yeni bir resim anlayışını pekiştirmiş ve dönemin Avrupasında pek

okumak için tıklayınız

Filozof Diyojen, Büyük İskender ve insan hakları

“İnsan, hür doğmuş ama her yerde zincire vurulmuştur.” (Jean Jacques Rousseau) “Gölge etme!”, 2400 yıl önce Sinoplu düşünür Diyojen’in (MÖ 412 ? – MÖ 320) Makedonya Kralı Büyük İskender’e söylediği unutulmaz söz. Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı kitabında Diogenes Laertios bu olayı şöyle anlatır: “Kreaneion’da güneşlenirken, İskender başına dikilip ‘Dile benden ne dilersen!’ dedi.

okumak için tıklayınız

Filozof Zenon’dan sözler / “Neden bir tek beni[m yanlışımı] düzeltmiyorsun?” diye sorunca, “Çünkü sana güvenmiyorum” dedi

Biriyle alay edecek olsa, bunu üstü kapalı ve fazla ileri gitmeden uzaktan yapardı; örneğin, bir gün kendini beğenmiş birine söylediği söz: Nitekim, seninki küçük bir su akıntısı karşısında duraksayınca, “Çamurlu suya yan bakmakta haklı” dedi, “çünkü yüzünü görmesi olanaksız.” Kyniklerden biri şişesinde yağ kalmadığını söyleyip ondan isteyince, Zenon “Vermem” dedi; adam uzaklaşırken de, “Düşün bakalım,

okumak için tıklayınız