Ahmet Altan: “Yenilecek misin? Boğayı boynuzlarından tutup devireceksin. ”

Göçmen kuşlar gittiler. Avlu sessizleşti. O koyu sessizlikle birlikte sanki biraz daha daraldı, duvarları biraz daha yükseldi. Yaz boyunca onların çılgın ötüşleriyle uyanmaya alışmıştım. Güneş doğarken başlarlar, karanlık çökene kadar hiç durmadan tükenmeyen bir neşeyle öterlerdi. Oğlanlar kızlara hediyeler taşırdı: Otlar, çiçekler, böcekler, meyve parçaları. Birbirlerine kur yaparlardı. Sık sık oğlanlar kanat çırpıntılarıyla kavgaya tutuşurlardı.

okumak için tıklayınız

Kendi kaderini yazan romancı – Ahmet Altan

İki metre yükseklikteki bir kürsüde oturuyorlar. Kırmızı yakalı siyah cübbeleri var üstlerinde. Birkaç saat sonra benim kaderim hakkında karar verecekler. Onlara bakıyorum. Hayatın ipliğini kesecek Moiralara benzemiyorlar. Sıkıntıyla gevşettikleri kravatlarıyla Gogol’ün küçük memurlarını andırıyorlar daha çok. Ortada oturan başkanları sağ kolunu ıslak çamaşır gibi kürsünün üstüne serip parmaklarını oynatıyor ve oynayan parmaklarını seyrediyor. Yüzü dar

okumak için tıklayınız

Türki – Türk – Türkçe – Üç Diller – Osmanlıca – Sevan Nişanyan

Türkü “Halk ezgisi” anlamında türkî sözcüğüne en erken 15. yüzyıla ait Kâbusname tercümesinde rastladım. Eminim daha erken örnekleri bilen uzmanlar da vardır; aydınlatırlarsa memnun olurum. 16. yüzyılda Avrupalı tüccarlar için bir Türkçe el kitabı ve kelime listesi hazırlayan Floransa’lı Filippo Argenti, türkî = a) Türk işi, Türk usulü, b) köylü havası demiş. Meninski lugatine göre

okumak için tıklayınız

Boyoz – Sevan Nişanyan

Boyoz İzmir’in alameti farikalarındandır, bol yağlı bir tür katmer hamurundan yapılmış çörek, İstanbul’daki en yakın muadili açma herhalde. Yahudi işi olduğunu İzmirliler bilir. Zaten İzmir kültüründe özgün olan ne varsa Yahudilerden ya da Levantenlerden kaldığı da kimsenin meçhulü değildir, bayrakçı bayanların kulağı çınlasın. Ladino adı verilen Yahudi ispanyolcasında bu boyoz çoğul kelime, tekili boyo, çörek.

okumak için tıklayınız

Platonik – Sevan Nişanyan

Eflatun-III Peki platonik nedir hocam? Komşunun kızına platonik duygular beslemem caiz midir? Bir kez öpmekle kızın platoniği bozulur mu? Bunun cevabı için Platon/Eflatun’un Sympósion (“İçki Sofrası”) adlı olağanüstü güzel kitabını okumak lazım. Bu kitapta Sokrates karakteri uzun uzadıya aşktan söz eder, bunun cinsel birleşmeyle ya da soyunu sürdürme içgüdüsüyle alakasız bir acayip tanrısal duygu olduğunu

okumak için tıklayınız

Desimal – Sevan Nişanyan

Şimdi Öztürkçüler bitti, akla gelecek her kelimenin aslında Kürtçe ya da Zazaca olduğunu savunan – savunan demeyelim, dileyen – okurlar sardı etrafımı. Günde ortalama beş tane geliyor. Üzgünüm, Türkçede Zazaca kelime yok, Kürtçe de bilemedin on-onbeş tane, çoğu da argo kelimeler! Bunu söylemek ne Zazacanın, ne Kürtçenin kıymetine halel getirmez. İkisi de ilginç, renkli, kendine

okumak için tıklayınız

Okumak – Sevan Nişanyan

Okumak Türkçe okumak eylemi esasen “çağırmak, yüksek sesle seslenmek” demek. Meydan okumak, şiir okumak, lanet okumak, künyesini okumak deyimlerinde bu özgün anlam korunmuş. Şiir okuyor derken kitaptan yahut prompter’den baktığını kastetmiyoruz. Meydan okumak deyimi de 17. yüzyıl sözlüklerinde meydane okımak diye geçiyor. Yani meydana çağırmak. Düşünürseniz yazı yazmak ve yazı okumak işlemleri dilin evriminde çooook

okumak için tıklayınız

Muhafazakar – Sevan Nişanyan

Muhafazakar “Muhafaza eden” anlamında Osmanlıca bir terkip, ilk yarısı Arapça, öbür yarısı Farsça. Eski sözlüklerde hiç geçmiyor, yani yerleşik bir deyim değil, ama Namık Kemal’de “korumacı, saklayıcı” anlamında bir kere denk geldim. “Muhafazakâr adamdır, bayat ekmeği bile atmaz” gibisine. İngilizce conservative veya Fransızca conservateur karşılığı siyasi bir terim olarak ortaya çıkması tam olarak 1911 yılı

okumak için tıklayınız

Cumhuriyet – Sevan Nişanyan

Cumhuriyet Bizim bu taraflarda cumhuriyet kurma işine ilk Mithat Paşa’nın giriştiği rivayet edilir. Üç ayda iki padişah devirmiş olmanın verdiği özgüvenle Paşa, 1876 sonlarında, gerekirse üçüncüsünü de devirip kendi iktidarını kurma zamanı geldiğini düşünmeye başlar. İstanbul sokaklarında birtakım kalabalıklar Paşa lehine tezahürat yaparlar. Vatansever gençlik ayaklanıp yedi düvele, o olmadı Rusya’ya savaş açmayı talep ederler.

okumak için tıklayınız

Avcının Notları – İvan Sergeyeviç Turgenyev

Avcının Notları (Zapiski ohotnika) adı altında topladığı öyküleri, 19. yüzyıl Avrupa’sında İlk Aşk, Devrim Öncesi ve Babalar ve Oğullar gibi romanlarıyla büyük bir üne erişecek olan İvan Turgenyev’in ilk önemli düzyazı yapıtıdır. Avcının Notları, yazarın Oryol bölgesinde çıktığı av gezileri sırasında gözlemlediği soyluları, toprak sahiplerini, yoksul köylüleri, köy hekimlerini ve malikânelerdeki yaşamı anlattığı öykülerden oluşur.

okumak için tıklayınız

Turgenyev’in Mektupları

“Babalar ve Oğullar” adlı romanı bütün dünyada bir klasik haline gelmiş bulunan 19. yüzyıl Rus yazarı İvan Turgenyev’in Rusya, Fransa, Almanya ve İsviçre arasında mekik dokuduğu hayatı boyunca aşklarına, edebi dostlarına ve yakın arkadaşlarına yazdığı, duygularını, elemlerini ve ölümü bekleyişini anlattığı mektupları… Tolstoy, Flaubert, Herzen, Dostoyevski ve Gonçarov gibi büyük yazarlara yazılan tatlı sert, öfkeli

okumak için tıklayınız

Bıldırcın – İvan Turgenyev

Şimdi size anlatacağım olay başımdan geçtiği zaman on yaşında kadar vardım. Olay yazın geçmişti. O zaman Rusya’nın güneyinde bir çiftlikte oturuyorduk. Çiftliğin çevresinde birkaç fersah ötelere kadar bozkırlar uzayıp gidiyordu. Yakınlarda ne bir orman, ne de bir dere vardı. Pek derin olmayan, fundalıklarla kaplı sel yatakları, dümdüz bozkırı yeşil yılanlar gibi kesiyordu. Bu sel yataklarının

okumak için tıklayınız

Tabutu için ölçü alınacak denli hasta olup da ölmeyişinin karşılığını babasına vermek isteyen Turgenyev

“Oryol’da, malikânemde, öğlen 12’de, 53 cm boyunda oğlum İvan doğdu” yazmış günlüğüne Rus aristokrasisini dize getiren anne Turgenyev. Aristokrasiye, sanata düşkün bir anneymiş. Öyle ki, koca malikânelerinin bahçesindeki binalardan birini tiyatro ve opera gösterimleri için ayırtmış. Çocukların eğitimi ve gelişimi için elinden gelen ne varsa yaparmış. İlerleyen yıllarda oğlunun yazar olmasına da engel olmaya çalışmış

okumak için tıklayınız

Babalar ve Oğullar – Turgenyev (sesli inceleme)

Babalar ve Oğullar, Ivan Turgenyev’in 1862’de kaleme aldığı en meşhur eseridir. Eski nesille, nihilist gençlik arasındaki kuşak çatışmasını anlatan Babalar ve Oğullar, Rusya’nın çalkantılı bir dönemine Bazarov karakteriyle mercek tutuyor. Genç Arkadiy Petroviç’in babası, okulunu bitirip dönen naif oğlunu tanıyamaz: Beraberinde getirdiği arkadaşı, yerleşik prensipleri, otoriteyi ve inançları tamamen reddeden genç Bazarov, oğlunun aklını kendi

okumak için tıklayınız

Dostoyevski ile Turgenyev arasındaki çatışmanın perde arkası

Baden’de kalışları sırasında, önemli olmayan ama Rus edebiyat tarihinde ünlü olacak bir olay geçti: Dostoyevski ile Turgenyev arasındaki çatışma. İki adamın karakteri ve durumları tanı bir karşıtlık yaratıyordu. Biri, kökeni ve bütün eğilimleriyle bir burjuvaydı; diğeri ise aynı derecede tam bir aristokrattı. Biri, yirmi yıldır her türlü sıkıntıyı, yoksulluğu görmüştü; diğeri için, mali sıkıntı, en

okumak için tıklayınız

Turgenyev’in “Babalar ve Çocuklar”ı Üzerine – Ö. Aydın Süer

Turgenev, Babalar ve Çocuklar’ı 1860’da, Kırım Savaşı’nın serf Rusyası’nın güçsüzlüğünü ve geriliğini gösterdiği bir sırada yazmıştır. Bu savaşın yenilgi ile sonuçlanması, Rus toplumunda başlayan bölünmelerin de belirginleşmesine neden olmuştur. Bir yanda Çernışevskiy ve Dobrolübov’un önderliğini yaptığı, Rusya’nın kurulu düzende hiçbir ilerleme gösteremeyeceğini, köklü bir değişimin gerekliliğini savunan demokratlar, diğer yanda halktan kopuk, ayrıcalıklı yaşamlarını sürdüren,

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: “Turgenyev bana aşık. Ne adam, ne adam kardeşim! Ben de neredeyse aşık olacağım ona.”

1845 yılında tanıştıklarında Fyodor Mihailoviç Dostoyevski 24, İvan Sergeyeviç Turgenev 25 yaşındaydı. Döneme damgasını vuran büyük edebiyat eleştirmeni Belinski’yi hayran bırakan İnsancıklar’ın yayınlanmasını bekleyen Dostoyevski, Petersburg’ta Rus edebiyat çevrelerine dahil olmanın sarhoşluğu içindedir. Şunları yazar kardeşine: “Turgenyev bana aşık. Ne adam, ne adam kardeşim! Ben de neredeyse aşık olacağım ona. Yetenekli bir ozan, bir aristokrat,

okumak için tıklayınız

Turgenyev – İlkbahar Selleri (Radyo Tiyatrosu)

İlkbahar Selleri, Rus edebiyatının büyük yazarı Turgenyev’in keskin gözlem gücünü dönemin Avrupa toplumlarından özgün insan portreleriyle yansıtan bir başyapıt. Dimitri Sanin, henüz yirmi iki yaşında hayattan bezmiş bir adam olarak çıktığı Avrupa turunda genç ve güzel Gemma’yla tanışır. Sanin’in naifliğine ve hesapsız iyilikseverliğine vurulan Gemma, genç adam için nişanlısından ayrılır ama Sanin gönlünü çoktan başkasına

okumak için tıklayınız

Aşkın Zafer Şarkısı – İvan Turgenyev

AŞKIN ZAFER ŞARKISI Eski zamandan kalma bir el yazmasında şunları okudum: ” Wage Da zu irren und zu traumen”. Schiller [Aldanmaya ve rüya görmeye cesaret et.] XVI. ncı yüzyılın ortalarında Ferraro’da (o zaman bu şehir, güzel sanatların, şairlerin koruyucusu sayılan asil düklerinin himayesi altında bir mamure olmuştu), Fabiy ve Muciy adında iki delikanlı oturuyordu. Aynı yaşta,

okumak için tıklayınız