Bir Ülkeye Ağıt: Annus Horribilis – Ragıp Zarakolu

“Annus Horribilis”, yani “Dehşet Yılı”… Türk basınının duayenlerinden ve en onurlu seslerinden biri olan Doğan Özgüden, 1993 yılını böyle nitelendirmişti… Gerçekten de 1993 yılı, yaşanan son derece dramatik olaylar ile tam bir “dehşet yılı” olmuştu. Elinizdeki “Günlük” o yılda yaşananlardan kesitler sunuyor ve bugün haklı çıkan öngörülerde bulunuyor. (Arka Kapak) Kitabın Künyesi Bir Ülkeye Ağıt:

okumak için tıklayınız

İvan İlyiç’in Ölümü Üzerine Bir Deneme – Övünç Demiray

“Geçmişte ölümün ne kadar da tandık ve sıradan yaşamın içersinde olduğunu görebilmek için Tolstoy’un İvan İliç’in Ölümü romanını okumanız gerekir… Orada ölüm, evin ya da vatanın içerisinde kalır” Ulus Baker, Beyin Ekran, s. 253. Rus edebiyatının en büyük yazarlarından birisi olan Lev Nikolayeviç Tolstoy’un, epik ve tragedyaya yakın tarzdaki romanlarından hariç, küçük çaptaki romanı İvan İlyiç’in Ölümü’nü okurken etkilendiğim şey

okumak için tıklayınız

‘’Sen, bütün o okuduklarının özetisin’’

Iowa eyaletinin Ames kentinde yayınlanan yerel “Ames Daily Tribune” gazetesinin köşe yazarı Rod Riggs, hızlı okuma kurslarının yayılmaya başladığı 60’lı yılların ortasında, bir arkadaşının bu kurslardan birine gittiğini yazacak ve şu şakayı yapacaktı; ‘’Tolstoy’un Savaş ve Barış romanını 20 dakikada bitirmiş. Rusya hakkındaymış kitap’’. Yönetmen Woody Allen’ın, ‘Parayı Al ve Kaç’ filminde bir sahnede kullandığı replikle daha da ünlendi

okumak için tıklayınız

Birleşmiş halk asla yenilmeyecek! / El Pueblo unido, jamás será vencido – (seslendiren: Inti Illimani)

Inti-Illimani grubu 1973 yılında Pinochet’in darbesinden nasibini almıştır. Darbe sırasında yurtdışında olan grup, darbeden sonra 14 yıl boyunca Şili’ye dönememiştir.  Pinochet rejimi sırasında direnişin simge şarkılarından biri haline gelen “El Pueblo Unido Jamás Será Vencido” darbeden sonra yurtdışına kaçma zorunda kalan Şilili besteci ve piyanist Sergio Ortega tarafından yazılmıştır ve “Birleşmiş Halk Asla Yenilmeyecek” anlamına

okumak için tıklayınız

Kopernik kimdir? ve Ne yaptı?

Nicolaus Copemicus (Kopernik) (1473 – 1543) Düşünce tarihinde etkisi yönünden Copemicus devrimiyle boy ölçüşebilecek pek az dönüşüm vardır. Son dörtyüz yılda tanık olduğumuz bilimsel gelişmenin astronomide yer alan bu devrimle başladığı söylenebilir. Dinsel bağnazlıkla özgür düşünce hemen her dönemde çatışma içinde olmuştur. Ortaçağ düşünce geleneğini kıran ilk bilimsel atılımın astronomide ortaya çıkması bir bakıma doğaldı.

okumak için tıklayınız

“Dostoyevski’den bir mektup aldım. Beni göreceği için çok mutlu. Acıyorum zavallıya.” Polina Suslova

“Dostoyevski’den nefret ediyorum. İnancımı ilk öldüren oydu,” Polina Suslova Dostoyevski, 59 yıl yaşadı. Dünya edebiyatın en önemli eserlerini yazdı. Zor bir hayatı oldu; hastalıklar, sürgünler, mali sıkıntılar içinde geçti yaşamı. Hayatına pek çok kadın girdi, bunlardan ikisiyle evlendi. Polina Suslova ise Fyodor Dostoyevski’nin hayatında ayrı bir yere sahiptir. Dostoyevski için gerçekleşmeyen bir arzu nesnesi gibidir.

okumak için tıklayınız

Ütopya – Thomas More

Eserleri, görüşleri ve yaşam tarzıyla Kral’a ters düşen Thomas More, 6 Temmuz 1535’te “kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak “ suçuyla idama mahkum edildi , kafası kesildi ve ibreti alem olsun diye Londra Köprüsü’den halka teşhir edildi. İdam edileceği kendine bildirildiğinde her zamanki güler yüzüyle şunları söyleyecekti; “Krala gönlüm borçlu kaldı. Bu berbat dünyanın

okumak için tıklayınız

Neoliberalizm Nedir?

Önceleri “parasalcılık” ya da “Thatchercılık” denilen neoliberalizm, kimi zaman ideolojik bir sapmadan ibaret olarak görülür. Bu son derece yanlıştır. Neoliberal akademisyen, gazeteci, siyasetçi, bankacı ve girişimcilerin benimsedikleri “serbest piyasa” teorisinin, kapitalist ekonominin fiilen nasıl çalıştığını kesinlikle açıklayamadığı doğrudur. Bu teori, bununla uğraşmak yerine gerek sisteme yerleşik açgözlülüğe, yoksulluğa ve kaosa, gerekse siyaset ve iş dünyası

okumak için tıklayınız

Felsefede Ölüm ya da Ölürken Felsefe Yapmanın İmkânı Üzerine – Hamza Celâleddin

“Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hâli, kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor olduğumuz gerçeğine dayanır” Arthur Schopenhauer, Parerga und Paralipomena Ölüm felsefesi −belki korkunç bulunduğundan ve belki de diyalektik yoksunu bir ontolojik kavrayıştan ötürü− yaygın bir felsefî alana ve nüfûza sahip olamamıştır. Ama “ölüm” kavramı, açık-seçik ya da örtük olarak, her

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Altı Günü – Hamza Celaleddin

Hamza Celâleddin, felsefeyi kendine has bir üslup ve bağlamla okumaya çalışan, bu okuma esnasında entelektüel olandan önce yaşamsal olanı gözeten yazarlardan biri. Daha önce Katil Nietzsche Asker Kant ve Dehşetli Peygamber Zarif Cellat gibi iki ‘provokatif’ anlatıya imza atmış olan yazar, bu kez bir başka ‘provokatif’ anlatı ve yaşamöyküsüyle, Nietzsche’nin Altı Günü ile okurunun karşısına

okumak için tıklayınız

Gemideki Hayalet / Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu – Sebahattin Şen

Onlar dağlılar, dağ Türkleri, gayrimedeni, Doğulu, geri kalmış, batıl, ilkel, vahşi, feodal, sert insanlar, silah severler, şiddet onların doğalarında var, saf ve masumlar, çocuk gibiler. — Kürtlerin Türk sinemasının perdesinde görülmeye başlamaları 50’li yıllarda “Doğu”nun keşfiyle başlar. O tarihlerden günümüze Kürtler ve Kürtlerle meskûn coğrafyalar Türk sinemasının vazgeçilmez konusu oldu. Ne var ki Kürtler asla

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: “En korktuğum şey, sanıyorum ki…”

Bazen kendimi çok ama çok aptal hissediyorum ama öyle olsaydım, tanıdığım adamlardan biriyle mutlu olmaz mıydım? Yoksa mutlu olamamam aptal olduğumdan mı; bu çok zor. Richard’ın izlerini silmesi için birinin hasretini çekiyorum; bunu hak ediyorum, öyle değil mi, birlikte yaşayabileceğim alev alev yanan bir aşkı. Tanrım, yemek yapıp bir evi çekip çevirmek ve eğer konuşuyor,

okumak için tıklayınız

Dersim’in Kayıp Kızları (Tertele Çenequ) – Kazım Gündoğan, Nezahat Gündoğan

“Kız kardeşim 2-3 yaşlarındaydı. Adı Xece (Hacer). Bizi Ovacık’ta toplamış kafileler halinde Hozat üzerinden Elazığ’a götürüyorlardı. Yüzlerce belki binlerce insan. Yara bere içinde, aç susuz, perişan. Ben 13 yaşlarındaydım. Her şeyi bugün gibi hatırlıyorum. Subaylar güzel kız çocukları almak istiyorlardı. Kız kardeşim çok güzeldi. Bir subay kız kardeşimi annemden zorla almak istedi. Annem vermedi. Pertek

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: Benim için, şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar, erir

Hiçbir zaman mutlu olmayabilirim ama bu gece halimden memnunum. Boş bir ev, güneşin altında çilek fideleri dikerek geçirilen bir günün sıcak ve puslu yorgunluğu, bir bardak soğuk, şekerli süt ve kremaya yatırılmış bir tabak dolusu böğürtlen gibisi yok. İnsanların kitapsız, okulsuz nasıl yaşayabildiklerini şimdi anlıyorum. Uzun bir günün sonunda insan böyle yorulduğunda uyumalıdır; çünkü ertesi

okumak için tıklayınız

Sırça Fanus – Sylvia Plath “kendisini geçmişinden özgür kılmak için yazılan roman”

Neşeli, hüzünlü, yalın, parlak ve doğal. En üstün niteliğiyse şaşırtıcı derecede dolaysız oluşu, tıpkı güpegündüz çekilmiş bir dizi fotoğraf gibi.” -Time- Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950’lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York’a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren

okumak için tıklayınız