Tolstoy: En acımasız ve saçma eleştiri Beethoven hakkında yapılmıştır.

En acımasız ve saçma eleştiri Beethoven hakkında yapılmıştır. İşitemeyen, duyarak iletişim kuramayan, gö­remeyen sanatçı birçok şahesere imza atmış, küçücük eserleri bile ustalıkla yoğurmuştur. “Müzisyenin eli yüzü düzgün olmalı” diyen, parmaklara bakarak piyanist beğenmeyen eleştirmenler şimdi susuyor. Beethoven, duymadığı, görmediği halde, sizin eserlerini savunduğunuz sanatçıları kat kat aşmıştır. Hiçbir zaman gerçek bir sanatçı olamamanın kompleksini taşıyan, taraf tutan, yağcı­lık

okumak için tıklayınız

İnsanlık Onuru – Ulrike Meinhof

İnsanlık Onuru Anayasa, Federal Alman demokrasisinin çıkar gruplarının dikte etmediği, hâlâ mükemmeliyetçi dünya görüşü sistemlerinden türeyen yegane programı. Ortaya çıkışma ve içeriğine bakacak olursak, daha çok bir parça güncel tarih, daha doğrusu savaş sonrası tarihi. Herrenchiemsee’de toplanan ve aralarında üç Batı Bölgesi’nde* on iki yıl Nazizmden sonra hâlâ bulunabilenlerin en iyilerinin de olduğu birçoklarını birleştiren

okumak için tıklayınız

Acının biçimleri

Acının biçimleri Acı belli bir süre içinde etkisiz kalmaz, ne olduğu pek belli olmayan farklılıklara göre yoğunluğu değişir, saatlere ve günlere göre farklılık gösterir, yakalanması zor verilerin etkisindedir, ortama, günün belli bir anına, bir hareketin ya da bir tedavinin derin etkisine bağlıdır. Acı çeken insan, acı yaşamı zehir etse bile, kendisini, çoğu zaman kestirilemeyen bir

okumak için tıklayınız

Erkek egemenliğine itaat etmeyen ilk kadın Lilith ve Şeytanın Çocukları – Josef Kılçıksız

Eylemleriyle şiddeti yücelten ve radikal bir determinizm ortaya koyan köktendinci öğretinin Lilith anlatısındaki karşılığı kan ve seksin yüceltilmesidir. Lilith anlatısında gözlenen epikurosçu hedonizm günümüz köktendinci anlayışta bir düşkünlüğe ve kültürel dejenerasyona tekabul eder. Tanrının, cennetine dönmek için bir türlü ikna edemediği Lilith nedamet getirmez, o diablo evrenine ait bir varlık olmasına rağmen, şeytani olandan çok

okumak için tıklayınız

Acı Deneyimler üzerine

Acı Deneyimleri Acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı deneyimdir: Hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi birinden daha iyi bilmekle övünemez. İnsanın içinde doğmuş bir şiddettir acı, insanı bitirir, bunaltır, içinde açtığı uçurumda yok eder, hiçbir amacı olmayan bir dolaysız duygular içinde ezer. İnsanın kendisi ve dünyayla olan ilişkisini koparır.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: Yürüdüğü yolu bilinçle aydınlatan insanların çabası önemlidir

Sanatın bereketi ve bilimsel dayanışma zorunludur. Bilim, sanatı anlaşılır bir hale getiren ve sanatı akla yaklaştıran bir ihtiyaçtır. Sanatın başarısı, bilime olan yakınlığıyla ilgilidir. Aradığı bilimsel özellikleri bulan ve inanan okuyucu, sanatın kendisine yüklediği misyonu algılayacak ve bunu başkalarına da taşıyacaktır. Fakat toplumdaki büyük kitleler, düşünceye ve düşünenlere karşı çıkacaktır. 

okumak için tıklayınız

Tarih – Edebiyat Tarihi – Cemal Süreya

Tarih–Edebiyat Tarihi Edebiyatı etki alanında tutan edebiyat-ötesi güçler vardır kuşkusuz. Ancak, edebiyatı edilgin bir uğraş alanı, özerkliği olmayan bir uğraş alanı saymak edebi süreci hafife almak, basite indirgemek olur. Hele edebiyat tarihini genel tarihin üstüne yapıştırarak ayrıntılara, ikinci derecede önem taşıyan olaylara kadar özdeşlik aramak hiçbir bakımdan benimsenir iş değildir. Sözgelimi simgecilikle izlenimcilik aynı tarihlerde

okumak için tıklayınız

Acının ritüelleşmesi

Acının ritüelleşmesi Çekilen acıya bir anlam vermeyi istemek anlık acının ötesine gider, hastalık, yaşamı dünyayla karmaşık bir ilişkiye sokunca daha derin bir anlam içerir. İnsanın acısını anlaması yaşamını anlamasının başka bir biçimidir. Bütün toplumlar acıyı dünya görüşlerine entegre ederlerken ona, çoğu zaman çıplaklığını hatta keskinliğini azaltan bir anlam, giderek bir değer verirler. Acıyı, kökenini açıklamaya

okumak için tıklayınız

12 Eylül 1980 – Musa Anter

Bolu’dan, kasabamız Akarsu’ya bir komando taburu gelmişti. Gece saat 03’te, yatağımdayken kapım tekmelenmeye başlandı. Açmaya vakit bırakmadan cam ve çerçeveler aşağı indirildi. İçeriye bir yüzbaşı, bir teğmen ve bir yığın mavi bereli girdi. Ben yatağımdan çıkmadan, yüzbaşı çamurlu çizmeleri ile yatağıma çıktı ve başucumdaki tüm kitapları yüzüme, suratıma vurarak yerlere attı. “Adın ne?” sorusuna, ben,

okumak için tıklayınız

Medeniyetleri Toprağa Gömen Bir Hayvan: Solucan

Charles Darwin’in en son yazdığı ve en az bilinen kitabı hiç tartışma konusu olmamıştı. 1881 yılında yayınlanan kitap, solucanların çürümüş yaprakları ve toz-toprağı nasıl değişime uğratıp kaliteli toprak haline getirdiği konusuna odaklanmıştı. Bu son kitabında Darwin, ömür boyu süren ve bazılarınca önemsiz görülebilecek gözlemlerini anlatıyordu. Bazı eleştirmenlerin yorgun bir kafanın tuhaf bir çalışması olarak küçümsedikleri

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Zarfı açtım. Ondandı. “Bağışlayın beni!” diyordu.

Gecelerim o sabah bitti. Berbat bir gündü. Yağmur kederli tıpırtılarla pencere camlarını dövüyordu. Odam karanlıktı, dışarıda puslu bir hava vardı. Ağrıdan çatlayan başım dönüyordu. Bütün bedenimi ateş basmıştı. Bir aralık Matriyona’nın sesini duydum tepemde. – Postacı sana bir mektup getirdi, bey. – Mektup mu? .. Kimden? Heyecandan ayağa fırlamıştım. – Bilmem ki, bey. Bak hele

okumak için tıklayınız

Albert Einstein: Bilim ve Toplum

Bilim, insan işleri üzerinde iki yoldan etki yapar. Birincisi, hepimizin bildiği bir yoldur: Bilim insan hayatını baştan başa değiştiren, dolaysız, daha çok dolaylı olarak bir takım olanaklar yaratır, ikinci yol eğitici bir nitelik taşır insan düşüncesini etkiler. Bunun etkisi üstünkörü bir bakışla görülmezse de, daha az derin değildir. Bilimin en gözle görünen pratik etkisi, hayatı

okumak için tıklayınız

Albert Einstein: Bilim ve Uygarlık

Yaşadığımız bu ekonomik sıkıntı çağında ulusları ayakta tutan mânevi güçlerin ne olduğu açıkça belirmektedir. Umarız ki, geleceğin tarihçisi, Avrupanın politik ve ekonomik bakımdan birleştiği bir gün, çağdaş olayları yargıladığı zaman, günümüzde bu kıtanın özgürlük ve onurunun Batı devletleri tarafından kurtarılmış olduğunu, bu güç zamanlarda kin, nefret ve zorbalığa kaymadan sıkıntıya karşı koyan Batı Avrupa’nın kişi

okumak için tıklayınız

Psikoloji, Çocuk Psikolojisi ve Eğitim Üzerine Okunabilecek 50 Yazar-Kitap Listesi

1. Thomas Gorden Etkili İletişim Serisi Kitapları 2. Yankı Yazgan Düşe Kalka Büyümek Çocuklu Hayat İçin Yazılar 1 Labirent Yolculukları Psikolojisiyle ve Biyolojisiyle Yaşantılar Hiperaktif Çocuk Okulda Devlet Baba, Tabiat Ana 99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa

okumak için tıklayınız

Mina Urgan: İnsanların içindeki kötülük; Sineklerin Tanrısı

William Golding 1911 yılında İngiltere’de doğdu. Önce fen bilimleri, sonra da İngiliz edebiyatı okuyarak Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve sonra uzun süre öğretmen olarak çalıştı. Savaşta deniz eri oldu; müttefiklerin Normandiya Çıkartması’na ve daha birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükseldi. Golding, 1934’te hiç kimsenin ilgisini çekmeyen bir şiir kitabı çıkarmıştı. “Şiir yazamadığım

okumak için tıklayınız

Kafka’nın “Babaya Mektup”unun biyografik arka planı, oluşumu ve işlevi

Önnot Babaya Mektup’un ekleri iki bölüme ayrılıyor. Birinci bölüm –bir anlamda giriş olarak– Kafka’nın bu mektubu yazdığı dönemdeki hayatının arka planına, mektubun alıcısının biyografisine ve –bölümün sonunda– bu mektubun Franz Kafka açısından taşıdığı işleve (ya da işlevlere) ilişkin açıklamalar sunuyor. İkinci bölümde, metnin içindeki ayrıntılara ilişkin, aydınlatıcı değinmeler olarak düşünülmüş açıklamalar veriliyor. Bu açıklamalar Kafka’nın

okumak için tıklayınız

Lenin: Leon Tolstoy ve Dönemi

LEON TOLSTOY VE DÖNEMİ Leon Tolstoy’un yaşadığı ve öğretisinde olduğu gibi, olağanüstü değerdeki eserlerinde de dikkate değer bir özellikle yansıyan dönem 1861-1905 yıllar,ı arasında uzanır. Tolstoy’un edebi etkinliği hiç kuşkusuz ki, bu dönemin başlangıcından önce başlamış, bu dönemin bitiminden sonra sonuçlanmıştır. Ancak Leon Tolstoy bir sanatçı ve düşünür olarak asıl bu yıllar süresinde kesinlikle oluşmuştur.

okumak için tıklayınız

Hitler’in ‘Kavgam’ı ne demektir? – Tanıl Bora

Orta birdeyken bir gün, ‘Heil Hitler, pireler ve bitler1 yazmıştı arkadaşlar tahtaya. Komiklik olsun diye. Almanca öğretmenimiz. İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış bir aksaçlı Alman, ‘Hitler’ kelimesini gördüğü anda, yüzündeki munis ifade kaybolmuştu. Buz kesmişti. Hiçbir şey söylemeden tahtayı sildi, biz de ‘Hitler’in şakaya gelir bir şey olmadığını anladık. Hitler, faşizm, nasyonal sosyalizm, şakası yapılacak, başka

okumak için tıklayınız

Supra: Bir Parçacık Sonsuzluk – Taner Güler

Bir parçacık mutluluk için hayalleri değil bir teorisi vardı fizikçi Şafak’ın. Ancak bu teoriyi hayata geçirecek teknoloji bugün için yoktu. Geleceğe havale edilen çözüm geçmişten gelebilir miydi? İnşa edilen kozmik makine Şafak’ın sadece düşüncelerini alt üst etmekle kalmayacak, hayatını da sonsuza kadar değiştirecektir. O artık, hiçbir yere ait olmayan bir insandır, hatta kendi evrenine bile.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Puşkin Konuşması – Konstantin Mochulsky

Moskova’daki Puşkin anıtının açılış töreni 26 Mayıs 1880’de yapılacaktı. Dostoyevski ve Turgenyev, büyük şair hakkında konuşmak üzere Rus Edebiyatını Sevenler Topluluğu’ndan davet aldı. Karamazov’un yazarı, zorlu çalışmasını böldü ve hayatı boyunca hayranlık duyduğu, manevi yol göstericisi ve büyük Rus dehası olarak gördüğü Puşkin hakkında bir konuşma hazırladı. Pobedonostsev’e gönderdiği mektupta Dostoyevski şöyle der: “Puşkin hakkındaki konuşmamı, fikirlerimi keskin bir biçimde ifade ederek yazıp

okumak için tıklayınız