İlk Kürtçe roman: Şıvane Kurmanca ve yazarı Erebe Şemo – Özkan Öztaş

Sovyetler Birliği’nde Kürt Edebiyatı İlk Kürtçe roman: Şıvane Kurmanca ve yazarı Erebe Şemo Kürt tarihinin ilk roman örneği, 1935 yılında Sovyetler Birliği’nde, Sovyet Ermenistanı’nda okuyuculada buluştu. Romanın yazarı Sovyetler Birliği’ndeki Kürt tarihi ve kültürü çalışmalarında adı­na en çok rastladığımız aydınlardan biri olan Erebe Şemo idi. Ere be Şe mo (Şamilov), 1897′ de Kars’ın Sılsize köyünde

okumak için tıklayınız

Bilge Karasu ile tanışma anlarından – Tomris Uyar

Önce, dergide geçen ay yayımlanan öyküme dönmeliyim.* O öyküyü yazarak genç yaşta onulmaz bir hastalık sonucu ölen eski öğrencime gönül borcumu ödemiştim – geç de olsa; adımı vermem gerekmiyordu ama onun ölüm haberini bana telefonda ileten “dostum”un adını da vermemiştim. Bilge Karasu’nun adı bile öyküye taşıyamayacağı bir ikinci dramatik ağırlık yükleyebilirdi. Belki bu teknik kaygıdan

okumak için tıklayınız

Kıtlık Psikolojisi ve Hayaletin Misille Cazibesi

Patatesler hep şimdiki kadar sevilmiş değiller. On sekizinci yüzyı­lın sonlarında Fransızlar patateslerin cüzzama sebep olduğuna inanıyordu;Almanlar sadece inekler ve tutuklular için yetiştiriyordu; Rus çiftçileri onları zehirli sanıyordu. Bunların hepsi Rusya hakimi Büyük Katarina patates tarlalarının etrafını çitlerle çevirince değiş­ti. İnsanları patatesleri çalmamaları için uyaran büyük levhalar asıldı.Patates Rus beslenme alışkanlığının önde gelen unsurlarından biri haline

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Anti Kahramanları ve Yarılmış Medeniyet – Josef Hasek

Hayatın boşluğu ve anlamsızlığını felsefe katlanabilir hale getirdi, bunun dışında belleğimiz, bu boşluk duygusundan kaçışı olanaklı kılmak için adeta unutmaya karşı olan direncini azalttı. Hafızamız balığınkine doğru hızlı bir evrim geçiriyor. Hayatın zehirleyici hiçliğine karşı bir enstrüman daha var elimizde: şizofreni. Uygarlığımızın yarılmışlığının kişilikteki izdüşümü olarak şizofreni, uzlaşmacı bir tavır olarak tezahür ediyor. Çünkü medeniyetimizin

okumak için tıklayınız

Alaeddin Şenel: Ahlaktan çok söz edilmesi onun azaldığının göstergesi mi?

Ahlaktan çok söz edilmesi onun azaldığının göstergesi mi? Eski Çin’in “erken bireyci anarşist” diyebileceğimiz (MÖ 6. yüzyıl) düşünürü Lao-çe’ye (adı çeşitli kaynaklarda Lao-tsu, Lao-çu olarak da verilen düşünüre) yukarıdaki soru sorulsaydı, olasılıkla “evet öyle” derdi. Bunu Taoculuğun kurucusu sayılan bu düşünürün, ahlak ile bağlantılı kavramlar olan adalet ve acı­ma (merhamet) üzerine sözlerinden çıkara biliyoruz. Onun

okumak için tıklayınız

Modern Zaman Tuzağı; ‘Sevdiğin İşi Yap!’ – Fırat Devecioğlu

Çoğu zaman coşkulu bir ifadenin arkasına saklanmış  bir ‘gerçek’ vardır ve onu göremeyiz. Kelimelerin büyüsüne kapılır gideriz. Mesela birileri çıkar ve ’’sevdiğin işi yap!’’ der. Bir an ‘başka bir diyara’ götürür bu kelimeler…’’sen önce sevdiğin işi yap gerisi gelir’’. ‘’sevdiğin işi yaparsan hiç çalışmamış gibi olursun!’’ Oysa sevdiğin işi yap denildiğinde benim aklıma; sevdiği iş uğruna reklam ajanslarında yok

okumak için tıklayınız

Musa Anter’in Hatıralarında Neyzen Tevfik

Aslen Çerkesdir. Amcasının oğlu ve kendisi gibi içki düşkünü Kemal Efendi, Fırat Yurdu’nda aşçım idi. Bu bakımdan “Çerkes” di diyorum. Yoksa Neyzen’in ağzından değil milliyetini, insanlığını bile dinlemek mümkün değildi. Adana Lisesi’nden beri hâlâ arkadaşlığımı sürdürdüğüm, Rodos Adası’ndan İhsan Ada, Neyzen’in çok yakını idi. İhsan Ada bir ara Vatan’da yazı işleri müdürlüğü, daha sonra Hatay

okumak için tıklayınız

Musa Anter’in Hatıralarında Halide Edib ve A. Adnan Adıvar

Denilebilir ki, yahu Musa sen kim Halide Edib ve Ahmed Adıvar kim? Ama öyle düşünmemek lazımdır. Bazen fakir bir adam define bulur veya toto-lotodan para çıkar, aniden zengin olur. İşte ben de böyleyim. Zıvıng’ın mağara çocuğu, kimleri bulup zengin olmadı ki! İşte şimdi anlatacağım Adıvar ailesi de bulduğum en değerli definedir.

okumak için tıklayınız

“Ece Ayhan Çağlar” Hakkında Bilinmeyenler – Zafer Yalçınpınar

‘İkinci Yeni’ şiir akımının ağababası Ece Ayhan Çağlar, 14 yıl önce bugün -12 Temmuz 2002 tarihinde- vefat etti. ‘Sıkı şair’ Ece Ayhan, 1950’li yıllarda kaleme aldığı ilk şiirlerinden başlayarak 1990’ların sonuna kadar uzanan yarım yüzyıllık edebiyat serüveninde Türk dilinin bilişsel sınırlarını zorlayıp ‘imgesel alan derinliği’ni genişleten ve sonuç olarak da Türkçe’nin tahayyül gücünü (imgelemini) özgürleştiren

okumak için tıklayınız

Ingeborg Bachmann ve Dil Felsefesi – Zafer Yalçınpınar

Ingeborg Bachmann’ın edebiyat aurasıyla tanışmam, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1985 yılında Doç. Dr. Semahat Yüksel’in çevirisiyle yayımlanan ‘Seçmeler’ adlı kitap ve bu kitapta yer alan “Su Perisi Gidiyor” (Undine Gidiyor) adlı öykü sayesinde gerçekleşti. “Su Perisi Gidiyor” başlıklı öykü -çevirideki bazı tutarsızlıklara rağmen- etkileyici dilsel motifler ile felsefi bir bakış açısından oluşan özel bir

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Beyaz ırk, siyah ırk

BEYAZ IRK, SİYAH IRK Bozguna uğrayan Franko cephesinde Faslı zencilerle, İtalyan askerleri boğuşuyorlarmış. Beyaz ırkı temsil eden İtalyan neferleri, Habeş çöllerine yayılmak için kendilerine yapılan telkinin tesiri altında, siyah ırkla aynı cephede çarpışmaya tahammül edememişler. Siyah ırkı temsil eden Faslılar da gördükleri hayvan muamelesi karşısında isyan etmişler.

okumak için tıklayınız

Alfred Adler: Dostoyevski

Dimitri Karamazof’un, Sibirya’da maden ocaklarında umduğu şey, öncesiz — sonrasız uyumun (ahengin) türküsünü çağırmaktır. Suçlu ama mâsum babaKatili dine döner ve herşeyi — bağışlayan uyum içinde kurtuluşunu bulur- Bir elyazısındaki her kıvrılışı yorumlayabilen, düşüncelerini hiç zorluk çekmeden dile getirebilen ve başkalarının aklından geçenleri o saat kavrayan Prens Mişkin, tatlı tatlı gülümseyerek şöyle der: «On beş

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Harp çok kazançlı bir iştir

HARP ÇOK KAZANÇLI BİR İŞTİR İngiltere’ de, mühimmat sanayii yapan 7 firma 1931 ‘den, 1936’ya kadar teslihat işine koydukları sermayeye karşılık 23,130,722 sterling safi kar, sermayelerine yüzde iki yüz kar almışlar. 1937’de silahianma yarışı en son sürat ile ilerliyor. Bu firmaların bundan sonraki karlarını okuyacağız. 1908’den 1914’e kadar olan silahianma yarışı neticesinde bu firmalar karlarını

okumak için tıklayınız

Filozof Ömer Hayyam – Sadık Hidayet

FİLOZOF HAYYAM Hayyam’m felsefesi hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyecektir. Çünkü küçük gibi görünen ama içi özlü bu terâneler muhtelif devirlerde insanı derbeder eden önemli ve karanlık felsefî problemleri, cebren insana yüklenen sorunları, çözülmeden kalan sırları ele alır. Hayyam bu ruhî işkencelerin tercümanı olmuştur. Onun feryatları milyonlarca insanın acılarının, ıstıraplarının, korkularının, umutlarının, elemlerinin yansımasıdır. İnsanlar bunları düşünerek sürekli azap çekmiştir. Hayyam terânelerinde garip

okumak için tıklayınız

Totaliter rejimler, tutsaklaştırmaya insanların belleklerinden ederek başlar.

Toplumsal bellek dediğimiz şeyin; en iyi biçimde tarihin yeniden kurulması (rekonstrüksiyon) olarak adlandırılabilecek, çok daha özgül bir pratikten farklı olduğunu belirtmemiz gerekir. Geçmişte gerçekleştirilen tüm insan etkinliklerinin bilgisi, ancak onların bı­raktığı izlerden yola çıkarak edinilebilir. Bunlar, ister Roma siperleri içinde gömülü kemikler, ister bir Narman kulesinin tek kalıntısı olan bir taş yığını; ister bir Yunan yazıtında bulunup da kullanılışı ya da

okumak için tıklayınız

Bazı canlılar neden tek eşliliğe evrildi?

Çok sayıda hayvanın ömür boyunca tek eşle çiftleştiğini biliyoruz; ama yakından bakıldığında durum oldukça farklı görünüyor.Tek eşliliğin ortaya çıkmasında ne tür evrimsel faktörler rol oynamıştır? Çoğumuz için evlilik özel bir bağdır. İki insan arasında ömür boyu kurulan bu bağa bütün dünyada yasal, dinsel ve kültürel anlamlar yüklenir. Hayvanların da aynı şekilde ömür boyu aynı eşe

okumak için tıklayınız

Geçmişe Bir Yolculuk: “Ay Işığı Tanıklığı” – Müslüm Üzülmez

“Mamosteyê delal, law weleh ez dibêjim qey ji gewrîya min xwîn tê.” (s.288)* Geçmişi bilmeden ne bugünü anlayabilir ne de doğru bir şekilde geleceği inşa edebiliriz. Bu bağlamda geçmişe yapılan yolculukları severim. Ve “Ay Işığı Tanıklığı” adlı romanı okuyunca geçmişe yolculuğa çıktım diyebilirim. “Ay Işığı Tanıklığı”nı Resul Üstün’ün kaleme almış.

okumak için tıklayınız

Kapitalizmde Sanat Türlerinde Eşitsiz Gelişme

KAPİTALİZM DÖNEMİNDE SANAT TÜRLERİNİN EŞİTSiZ GELİŞMESİ Kapitalizmin zaferiyle doruk noktasına ulaşacak şekilde, burjuvaca ilişkilerin, feodal toplumun anabağrında ortaya çıkıp oluşması, sanat türleri arasındaki ilinti ve karşılıklı etkileşmelerde de değişimlere yol açmıştır. Daha Rönesans’ta, bu sürecin hangi doğrultuda gelişeceği belli olmakla birlikte, ancak onu izleyen il{i üç yüzyıl içinde bu süreç tam olarak ortaya çıkmıştır.

okumak için tıklayınız

Acıya kurşun işlemez – Adnan Yücel

Adnan Yücel’in dördüncü şiir kitabı “Acıya Kurşun işlemez.” adını taşıyor. İnsan yaşamının ayrılmaz bir parçası olan sevinç ve mutluluk gibi acı da ayrılmaz bir parçasıdır. Acılar, kederler, hüzünler olmasaydı, sevinç ve mutlulukların anlamı, değeri olmazdı. Acılar yaşanırken, yaşananı o an için gidermek, telâfi etmek güçtür. Adnan Yücel, acıları nasıl öğrendiğini kitaba adını veren şiirine yansıtmış;

okumak için tıklayınız

Hayvanlar intihar eder mi?

Köpekler, balinalar, atlar ve diğer hayvanlar canına kıyar mı? İngiltere’de Kraliçe Victoria döneminde basına yansıyan ilginç hayvan hikayeleri olurmuş. Kendisini suda boğan köpek, ördek, yavruları ölünce kendini ağaca asan kedi vb. Bu hayvanlar gerçekten de intihar mı ediyordu? Hayvanların da insanlar gibi ruhsal sorunlar yaşayabileceği biliniyor. Strese ya da depresyona girebilirler, ki bunlar insanda intihara

okumak için tıklayınız