“Zaman, küçük çarkların tik taklarından oluşup kaldıkça ölmüş demektir; ancak saatler durursa zaman canlanır”

Zamanın içinde mahsur kalmak insanın talihsizliğidir. “… İnsan kendi talihsizliklerinin toplamıdır. Bir gün gelir, talihsizlik de yorulur sanırsın sen ama zaten senin talihsizliğin zamanın kendisi olur…”1 Bu, romanın asıl konusudur. Ve Faulkner’ın uyarladığı teknik, ilkin zamanı yadsımak olarak görülse de, bunun nedeni bizim zaman ile kronolojiyi karıştırmamızdır. Tarihler ve saatler insan tarafından icat edilmiştir: “…

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’i yazmaya iten neydi? Ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdi?

Sizi yazmaya iten neydi? Ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdiniz? Ben edebiyata çocukken başladım. Çocukluğumda bizim köye çok aşıklar, destancılar gelirdi. Onlara çok meraklıydım. Köye her destancı geldiğinde ben onun yanındaydım, sonra onlar gibi şiir söylemeye başladım. Köyün kayalık dağına çıkar dağ üstüne, çiçekler üstüne türküler söylerdim kendi kendime. Epopenin kırıntıları bile olsa hala

okumak için tıklayınız

Tolstoy ve Modern İşçi Hareketi – Lenin

Tolstoy’un ölümü daha şimdiden Rusya’nın hemen bütün büyük kentlerinde, işçiler nezdinde yankısını buldu. Şöyle ya da böyle, işçiler, bugünkü siyasal ve sosyal hayatın karakteristik özelliğini oluşturan problemlerin nedenlerinin bir kısmına içtenlikle parmak basan bir düşünürü dünyanın en büyük yazarlarıyla eş tuttuklarını gösterdiler. III. Duma’nın işçi milletvekilleri tarafından gönderilen, basında da yayınlanmış, bir telgraf da aynı

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’de nevrozun varlığını bize açık seçik gösteren kanıtlar nelerdir? Sigmund Freud

Bizzat Dostoyevski kendisini saralı olarak tanıtmış, bilinç kayıpları, kasılmalar ve ruhsal çöküntülerle (depresyon) seyreden ağır nöbetlerden dolayı başkalarınca da öyle tanınmıştır. Doğrusu bu sara (epilepsi) nöbetlerinin sanatçıdaki bir nevrozun belirtisi (semptom) olması hiç de düşünülemeyecek gibi değildir; böyle bir durumda da Dostoyevski’deki saranın isteri sarası diye nitelendirilmesi, yani ağır isteri vakası sınıfına sokulması gerekecektir. Ancak,

okumak için tıklayınız

İskenderiyeli Hypatia – Soner Tuna

Hypatia, bilinen ilk kadın matematikçi. İskenderiyeli filozof Theon’un kızı. Babası tarafından yetiştirildi. Engin bilgisi, olağanüstü zekâsı ve sağlam karakteri ile “erkekler dünyası” olarak bilinen bilim ve felsefe alanında zirveye çıktı. Yüksek bilgisinin kendisine sağladığı benlik bilinci ile, yöneticilere karşı korkusuz davranıyor, erkeklerin toplantılarına katılmaktan hiç çekinmiyordu.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Rosa Luxemburg – Soner Tuna

Marksist düşünce ve eylemin anıt isimlerinden Rosa Luxemburg, şimdi çizgilerin diliyle yeniden hayat buluyor. Soner Tuna, bir yandan Rosa’nın hayatını kendine has çizim tarzıyla resimlerken, bir yandan da onun yaşamından kesitleri ve düşüncelerinin yıllar içerisindeki gelişimini, akıcı bir dille özetliyor.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Madame Curie – Soner Tuna

20. yüzyılın ilk yarısında, bilimde ve siyasette, etkileri bugüne de uzanan büyük dönüşümler yaşandı. Bilim dünyasında, zorlu savaş koşullarında geliştirilen bu dönüşümlerin arkasında, özverili, disiplinli çalışmalar, bilime adanmış yaşamlar özel bir yer tuttu. Bu kitap, özveri dolu bu örnek yaşantılardan birinin, Madam Curie’nin öyküsü. Farklı bir öykü. Zira bu kitapta, Curie’nin yaşamı, diğer biyografi kitaplarından

okumak için tıklayınız

Bir Özgürlük Düşmanına Saldırı – Cicero

Gelmiş geçmiş tüm siyasi polemikçilerin en ünlü ve etkilileri arasında yer alan Cicero’nun, Marcus Antonius’un diktatörlük sevdasını hedef alan sert söylevleri, hem çağının en büyük devlet adamının ardında bıraktığı son ateşli uyarıları, hem de çok sevdiği Cumhuriyet’ini eski haline getirmek için giriştiği, ama sonunda hayatına mal olacak olan son kararlı hamlesidir. Tarih boyunca bazı kitaplar

okumak için tıklayınız

Finlandiya eğitim sisteminin başarı sırları

Uluslararası değerlendirme sınavı PISA’da her yıl en üst sıralarda yer alan Finlandiya hem eğitimciler hem de veliler için bir merak konusu. Özel okul yok, herkese koşulsuz fırsat eşitliği sunuluyor, dileyen her öğrenci üniversiteye gidebiliyor, sınav sisteminin yerini öz değerlendirme almış, eğitimcilerin motivasyonunun ardında “Kaybedecek tek bir öğrencimiz bile yok” yaklaşımı var.

okumak için tıklayınız

“Korkunun Irmağında”ndan bir bölüm – Suzan Samancı

Sur dibinde yaptığımız gezintileri, kentin dışındaki kulübede yaptığımız konuşmaları düşünüyordum. Yağmurun barakalardaki pıtırtıları, piknik tüpünün üstünde fokurdayan demlik, parlayıp sönen sigara ateşleri ne güzeldi. Rojhılat derinlik taşıyan bir fısıltıyla, “Yağmur çoğaltıcıdır,” demişti. “Eksilmiş miydik?” dediğimde, “Bilmem!” diye mırıldanmıştı. “Sorularını içinde sürgün etme ne olur!” demiştim. Tüpün ateşinden çalıp sigarasından derin bir nefes çekmiş, gözünü bir

okumak için tıklayınız

“Yapmamayı tercih ederim.”

Melville’in kişisel direnişinin öyküsü Kinik… İki tür oluşu içerirmiş bünyesinde bu kelime: Utanmaz, arsız, hayasızken aynı anda sinmiş, pusmuş, yılmış bir kişiyi ya da bir oluşu işaret edermiş. Bir şey ya da bir kişi aynı anda hem utanmaz hem de nasıl sinmiş, yılmış olabilir ki? Şöyle, uzun uzadıya bir düşününce öyle çok kinik unsur bulunduğunu

okumak için tıklayınız

Savaşan mı, yoksa savaşmayı reddeden mi? Kimdir daha cesur olan?

John Boyne, Asker Doğmayanlar’da I. Dünya Savaşı’nda cepheye giden, kimi hayatını kimi ruhunu yitiren gençlerin hikâyesini anlatırken yüzleşilmesi gereken bir soruyu da tartışmaya açıyor; “Savaşan mı, yoksa savaşmayı reddeden mi? Kimdir daha cesur olan?” Ulaştığı büyük satış rakamlarıyla günümüz İrlanda edebiyatının popüler yazarları arasına katılan John Boyne 1971 doğumlu. Edebiyata öyküyle başlayan Boyne iki kez

okumak için tıklayınız

Romanda Estetik Kalkışma – Cengiz Gündoğdu

“Türkiye’de roman dendikte, kimi kişiler bu romanları özetlemişler… bu özete romandan bir parça eklemişler… Özet, bir romanı var kılan öğe değildir. Türkiye’de özneler, roman denilen varolanla karşı karşıya gelmişler, ama romanı gerçekten var kılamamışlardır. Türkiye’de yazın için bir yıkımdır bu. Ben, bunu söyledim hep. Yazılarımla… söyleşilerimle bilgi verdim insanlara… Özetçiler aldırmadılar… özeti sürdürdüler…

okumak için tıklayınız

Hasan Hüseyin Korkmazgil hakkında bilgi – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Hasan Hüseyin Korkmazgil 04.03.1927 Sivas / Gürün doğumlu. Baba adı; Şükrü, Ana adı; Gülşan. Evli (11.06.1964) bir çocuk babası. Arapça biliyor. Öğretmen, Yazar, Şair, Ressam, Dava Vekili, Siyaset Adamı, Gazeteci, Yayın Evi Sahibi. Kurultay ilk okulu 1933 – 1936 ( Okul üç yıllık ), Cumhuriyet, İlk Okulu 1936 – 1939, Sivas Orta Okulu ( Parasız

okumak için tıklayınız

Saray ve Zindan – Olga Forş

Sovyet edebiyatının önemli yazarlarından Olga Forş’un en sevilen romanlarından biri olan Saray ve Zindan, 19.yy’da Rus ordusunda görevli bir subayın, yıllarca sakladığı bir sırrın çevresinde şekilleniyor. Roman, aynı zamanda 19.yy’ın ortalarından Ekim Devrimi’nin ilk yıllarına kadar geçen sürede Rusya’nın siyasal ve toplumsal yaşamından kesitler sunuyor. Bu açıdan önemli bir tarihi belge niteliği taşıyor.

okumak için tıklayınız

Behçet Necatigil – Haldun Taner

“Düz beyaz kâğıtlarda birkaç satır siyah Bir zaman yaşadığımızı hatırlatır siyah” diyordu bir şiirinde. Çok satırlar bıraktı yaşadığını hatırlatacak. Bir ömür boyu şiirle övür oluşun, şiir nefes alıp verişin, durmadan arayışın ürünü eşsiz bir yalınlıkta ve her okuyanın ta içine seslenen dizeleri ile…

okumak için tıklayınız