Necip Fazıl Kısakürek’in ‘öteki’ portresi

Hayata gözlerini, başı gövdesinden büyük bir çocuk olarak 26 Mayıs 1904 günü Çemberlitaş’ta dört katlı bir konakta açan Ahmet Necip (asıl adı buydu) varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Hariciye nazırlığına kadar yükselmiş bir paşanın damadı olan dedesi Maraşlı Kısakürekzade Hilmi Bey, Mecelle yazarları arasında yer almış, fakat aynı zamanda Fransız kültürüyle de beslenmiş, Légion d’Honneur nişanı

okumak için tıklayınız

Bukowski: “Kölelik hiçbir zaman kalkmadı”

Charles Bukowski, Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olmadan önce alkol problemi olan, yüzü sivilce izi dolu, mavi yakalı bir çalışandı. Amerika Posta Hizmetleri şirketinde çalışıyordu. Burada çalışmadan önce ise bir turşu fabrikasında işçi olarak hizmet verdi. 1969 yılında Bukowski 49 yaşındayken, yayıncısı John Martin, aylık 100 dolar yazarlık maaşı önerene kadar her gün işe gitmeye

okumak için tıklayınız

Mütereddid Hitlerci: Said-i Nursi

Bediüzzaman Efsanesi ve Saidi Nursi Gerçeği (Patika Yayınları 2015) adlı önemli kitabın yazarı Emrah Cilasun’dan öğrendiğime göre, İkinci Dünya Savaşı başladığında Kastamonu’da mecburi ikamette olan, 1943-1944’te Denizli Hapishanesi’nde yatan ve savaşın sonunu Emirdağ’da karşılayan Said-i Nursi, “Milli Şef’in 1941’den 1944’e kadar İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politikayla Nursî’nin aynı yıllarda aldığı pozisyon arasında muazzam benzerlikler söz

okumak için tıklayınız

Gündüz Kelebeği’nin Sessizliği – Önder Göksal

Tamamen tüketmek üzerine kurulu bir zamandayız. Televizyonlar, yazılı medya, sosyal medya insanların olabildiğince tüketmesi için elinden geleni yapıyor. Bu sadece maddesel bir tüketim olmaktan çoktan çıktı elbet. Duygularımız, insanla ve diğer canlılarla ola ilişkilerimiz ve aşklarımız da bu tüketimden olabildiğince etkileniyor, bir an içinde tüketilmek için varmış gibi yaşanıyor.

okumak için tıklayınız

“Her türden kişi putlaştırmasına tiksinti duyuyorum” Karl Marx

MARX’tan HAMBURG’daki W. BLOS’a Londra, 10 Kasım 1877. Bizler, her ikimiz de, tanınmışlığa zerrece önem vermeyiz. Bunun örneğin bir kanıtı, her türden kişi putlaştırmasına karşı duyduğum tiksinti nedeniyle, Enternasyonal’in var olduğu süre boyunca çeşitli ülkelerden gelen ve beni çok rahatsız eden sayısız takdir ve teşekkür ifadelerinin yayınlanmasına hiçbir zaman izin vermedim ve ara sıra yaptığım

okumak için tıklayınız

Teneke -Yaşar Kemal (Sesli Kitap)

Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmeliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalarla mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: Devlet, yurttaşları sadece sömürmeye değil aynı zamanda ahlaksızlaştırmaya yönelik bir komplodur.

25 Mart-6 Nisan 1857’de, Paris’te, hırsızlık ve cinayet suçundan ölüme mahkum edilmiş François Richeux’nün infazının gerçekleşeceğini öğrendiğinde, vaktini en iyi nasıl geçireceği konusunda kararsızdı. Merak, tiksintiye baskın geldi. Kalem tutmak meslek edinildiğinde, sırt çevrilemeyecek deneyimler vardır! Bir gösteri izleyeceğine dair bulanık bir duyguyla, gecenin karanlığında kalktı, soğuk odada giyindi, bir faytona binip Roquette Meydanı’na gitti.

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un zenginlere olan nefreti

23 Mart 1900’de kızı Tanya’da bir beyin apsesi çıktı, Moskova’da bir operasyon yapıldı. Cerrah von Stein yan odada bekleyen Lev Tolstoy’u bir göz atsın diye çağırdı. Tolstoy kalbi sıkışarak içeri girdi, beyaz önlüklülerin önünde solgun, kafatası açık, yüzü kan içinde yatan kızını gördüğünde bayılır gibi oldu. Buna sinirlenen Sonya’nın hastaneyi ayağa kaldıran çığlıkları arasında Tolstoy’u

okumak için tıklayınız

Adorno: “ümitsizliğin ölümü sürekli bir yaşama dönüşür”

Ümitsizlik Adorno ı969 yılında ölümünden kısa bir süre önce kendisiyle yapı­lan bir mülakatta “Grabbe’nin bir sözü var, diyor ki: ‘Çünkü sade­ce ümitsizlikten başka hiçbir şey bizi kurtaramaz.’ Bu kışkırtıcı, ama kesinlikle aptalca olmayan bir cümledir – İçinde yaşadığımız dünya­da ümitsiz, kötümser, negatif olduğunun söylenmesinde bir suçlama göremiyorum” demişti. (GS cilt 20. ı, s. 405)

okumak için tıklayınız

Batı Marksizmi (Lukacs) – A.Kadir Şahin

Marksizm, Marx’ın eserlerinden hareketle siyasal pratik ve kuramsal çalışmalar yoluyla Marx’ın felsefesini, kavramsal ve yöntemsel çerçevesini inceleyen yorumlayan, eleştiren ve güncel pratik tartışmalar odağına oturtmaya çalışan yaklaşımların tamamı olarak özetlenebilir. Batı marksizmi ise genel olarak Pary Anderson ‘un ‘Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler’ kitabında sözünü etttiği 19.yüzyıldan 20. Yüzyıla avrupa marksistlerinin kuramsal çalışmalarında ortaya çıkan düşüncelerdir.

okumak için tıklayınız

Paris’in Nabzı Metroda Atar – M.Şehmus Güzel

Yaklaşan yeni yıl vesilesiyle, ve geçmiş yıllarda da kimi kez yaptığım gibi, eş, dost, arkadaş, tanıdık, akraba ve düzenli yazı yayınladığım sitelerimizin okuyucularına yeni yıl armağanı olarak bir çalışmamı pdf biçiminde sunmak istiyorum. insanokur sitesine ve okuyucularına Paris’in Nabzı Metroda Atar başlıklı çalışmamın yakışacağını umarak ekte iletiyorum.

okumak için tıklayınız

Sokak öykücülüğünde yeni bir soluk: Tammura – Müslüm Kabadayı

“Öykü tadında” anlatılar, olay içinde okuru yaşatırken durumdan görev çıkartma sorumluluğunu da duyumsatır. Eğer edebiyat bu duyarlığı yaratamıyorsa, insan ve toplum şizofrenik bir çürümeye sürüklenmiş demektir. Tersinden ve daha politik dille söyleyecek olursak toplum şizofrenikleştirilmişse, edebiyat geri çekilmiş demektir.

okumak için tıklayınız

Che öldürüldüğünde çantasından hangi kitaplar çıktı? – Yiğit Günay

Türkiye’de kemalistlerin en sevdiği hikâyelerden biri, Che Guevara Bolivya’da öldüğünde çantasından Mustafa Kemal’in Nutuk kitabının çıktığı anlatısıdır. Oysa bunun gerçekle ilgisi yok. Artık kontrolden çıkan bir şehir efsanesi oldu, “Che öldüğünde çantasından Nutuk çıkmış” hikâyesi… Kim, nasıl, ne zaman çıkardı bu hikâyeyi tam olarak bilemiyoruz (görünüşe göre kaynak eski diplomat Bilal Şimşir’in anıları), ancak Mustafa

okumak için tıklayınız

“Ağıtların Endülüs’ünde” Kanlı Düğün – Cuma Kayabaşı

İspanyol yönetmen Carlos Saura‘nın “Flamenko Üçlemesi” filmlerinden ilki olan Bodos de Sangre (Kanlı Düğün) gerek eserin yazarı, gerek yönetmen, gerekse de filmin oyuncuları nezdinde Pablo Neruda’nın şahit olsaydı “İşte bahsettiğim, Yürekteki İspanya!” diyerek gururlanacağı bir başyapıt olmayı sonuna kadar hak eden bir film.

okumak için tıklayınız

Godot’yu Beklerken – Samuel Beckett (filmini izle)

Samuel Beckett (1906-1989), yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve aynı zamanda bir şairdi. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelenlerindendi. – Sanatçının 1949 yılında Fransızca olarak yazdığı ünlü eseri Godot’yu Beklerken, en çok bilinen eserlerindendir. Yönetmen Michael Lindsay-Hogg’un yönettiği (2001) Waiting for Godot, Absürd Tiyatronun emsalsiz örneğidir.

okumak için tıklayınız

Gramsci’den çocuğuna mektup: “kendi yolunda kararlı adımlarla yürüyüp yürümediğin konusundaki soruyu yanıtlayamadığını yazman beni çok üzdü”

Sevgili Giuliano, Düşüncelerinde bir gelişme var mı? Gönderdiğin mektubu çok sevdim. Yazış biçimin öncekinden daha durgun. Bu da artık büyümekte olan bir insan olduğunu gösteriyor. Beni en çok ilgilendiren şeyin ne olduğunu soruyorsun. Böyle bir şey olmadığını söylemeliyim, yani aynı anda birçok şeyle birden ilgiliyim.

okumak için tıklayınız

“Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz” Emrah Serbes’ten 22 Alıntı

1 – “Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz” “Çocukken bir arkadaşım vardı sadece ön dişlerini fırçalardı. Arka taraftaki dişler nasılsa fazla gözükmüyor diye.” O zamanlar garip geliyordu bu davranışı ama neden öyle yaptığını şimdi anlıyorum. Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz. Yeter ki o çürükler görünür bir yerde olmasın.”

okumak için tıklayınız

Kitap İncelemesi: The Godfather Mitosu – Serdar Durdu

Dilimize çevrilmiş veya Türkçe yazılmış sinema kitaplarının azlığından veya yetersizliğinden yakınırız zaman zaman. Sinemada bazı alt başlıklara ve filmlere yönelik inceleme kitapları bulamayız. Özellikle de sinema tarihine damga vurmuş klasikler ve kült filmler üzerine… Bir film veya seriyi tüm yönleriyle okuyabilmek, derin bir analize girişmek ve sadece o film üzerine kapsamlı bir kitap çıkarmak cesaret

okumak için tıklayınız