İbn Battuta Seyahatnamesi

İbn Battuta (“Gezginler gezgini” olarak bilinen Faslı hukukçu, gezgin, alim, coğrafyacı ve bilim insanı) Orta Çağ olarak bilinen Batı’da bilimin baskılanıp ayaklar altına alındığı karanlık dönemde, gezegen üzerinde en fazla yol kat eden isimdir. Yaptığı bütün bu geziler sayesinde “İslam Gezgini” unvanına layık görülmüştür. Yolculuğu 1325 yılında, 21 yaşındayken doğum yeri olan Fas’ta başlamıştır ve tam

okumak için tıklayınız

Sözcüklerin Çizgilerle Buluşması: Sustuklarımıza Konuştuklarım – Müslüm Üzülmez

Yaşama dair an’ları ölçülü bir şekilde sözcüklerle anlatmaya şiir, çizgilerle anlatmaya da karikatür diyebiliriz. Şiir; coşturur, hüzünlendirir, eğlendirir, düşündürür… Karikatür; güldürür, kızdırır, düşündürür… Şair Sedat Kılıç ve karikatürist Lütfü Çakın, yeni yılın arifesinde, bizleri biraz hüzünlendirmek biraz da düşündürmek için Sustuklarımıza Konuştuklarım adlı kitaba birlikte imza atmışlar.

okumak için tıklayınız

Yabanıl Toplumda Suç ve Gelenek – Bronislaw Malinowski

Antropolojiyi “masabaşı”nda yapılan bir iş olmaktan çıkaran Bronislaw Malinowski, bugün hatasıyla sevabıyla bizzat bir düşünce klasiği haline gelmiş durumda. Yabanıl Toplumda Suç ve Gelenek de onun temel metinlerinden biri. Okur bu küçük kitapta, yapıtlarından birine Batı Pasifik Argonautları gibi şiirsel bir isim verebilmiş olan Malinowski’nin hâlâ birçok soru üretmeye elverişli düşünceleriyle ilk elden tanışma fırsatı

okumak için tıklayınız

Gönül Gibi – Suat Derviş

Toplumcu gerçekçi romanlarıyla daha yakından tanıdığımız Suat Derviş, bu kez gençlik dönemine ait melankolik bir aşk hikâyesiyle karşımızda. Yurtdışına kadar uzanan bu hikâyenin kahramanları, kendi önyargılarının, çaresizliklerinin, kendilerine dair bilgilerinin ve bilgisizliklerinin kurbanı olarak karanlık bir dünyada sürükleniyorlar.

okumak için tıklayınız

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Andronikos Neden Kaçtı? – Elif Şahin Hamidi

“Andronikos için bir tek yol kalmıştı; kaçmak. Gitmek… Kendini de başkalarını da aldatmayacağı, aldatmak zorunda kalmayacağı bir yere kaçmak, bir yere gitmek. Öyle bir yer ki kendisinden yalnız inancını değiştirmesi değil, eski inancına göre hareket etmesi, davranması da istenmesin. Öyle bir yer ki bugüne dek topluluk içinde Andronikos neyi simgelemişse, orada öyle bir şeye yer

okumak için tıklayınız

“Saf” bir bilim insanı Nikola Tesla’yı anarken – Derin Demir

“Saf” bir bilim insanını anarken “Saf” kavramı bildiğiniz üzere doğal olan, katıksız, bozulmamış anlamına geliyor. Ancak maalesef ki günümüz anlamına bakıldığında “saf olmak”, aptallık, öngörüsüzlük anlamında kullanılıyor. O yüzden bugün birçok değişen kavramı günlük yaşantımızdaki anlamıyla kullanmak yerine asıl anlamını koruyarak kullanmak en zor olan ve en doğru olanıdır ve bu ısrara devam edilmelidir. Çünkü

okumak için tıklayınız

En büyük sıkıntımız düş görememek, düş göremeyecek kadar şimdi ‘ye kapatılmış yaşamak

SAVAŞ VE BARIŞ ÜZERİNE KENDİMLE KONUŞMA -İnsanlar savaşı sevmediklerini, barışı çok sevdiklerini söylerler genellikle. Pekçok toplantı yapılmıştır savaş ve barış konusunda, bu gibi toplantılarda barışı göklere çıkarırlar, savaşı yerin dibine batırırlar. Ne dersin ? -Evet: bir çeşit barış goygoyculuğu her zaman her yerde geçerlidir, iyi adam olmanın, değerli aydın olmanın, ilerici aydın olmanın ölçütüdür bu. Yaşasın ve kahrolsun ikilemi içinde dar

okumak için tıklayınız

Giordano Bruno: Karanlığın aydınlığa çıkması için kendini ateşe vermekten çekinmeyen bir insan

1548 yılında doğmuş olan, İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist Giordano Bruno. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biri ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranı. Ona “doğacı coşkunluğun düşünürü” demek hiç de yanlış olmaz. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan Giordano Bruno, Kopernik’in tezini de cesaretle savunmasıyla biliniyor.

okumak için tıklayınız

Hayatı ölümle ölçersin. Nasıl öldüğün, öldürüldüğün, senden sonra kalanların hayatı nasıl geçireceklerinin de ölçütüdür.

Antigone, çağlar öncesinde olayları bilmemezlikten gelen kızkardeşi İsmene’ye şöyle seslenmişti: “Kreon, yalnız birini gömüyor ağabeylerimizin, öbürünü gömütsüz bırakıyor aşağılamak için!.. Kardeşimizi böyle gömütsüz, gözyaşsız leş kargalarına, akbabalara peşkeş çekmiş, tatlı bir şölen niyetine. Ben gömmeye gidiyorum ağabeyimi. Bu uğurda ölsem ne gam? Yan yana yatarız kardeşimle iki sevgili gibi, suçsa kutsal bir suç benim ki.

okumak için tıklayınız

Ben de Kumkurdu’na İnanıyorum! Elif Şahin Hamidi

Çocuklar, bitmek tükenmek bilmeyen sorularıyla dünyayı keşfe çıkarlar. “Merak”la başlar her şey; öyle meraklıdırlar ki cevap bekleyen sorularla doludur zihinleri. Verilen cevaplar, daha başka sorulara, yeni meraklara sürükler onları… Bazen (hatta çoğu kere!) 100 puanlık genel kültür sorusunu cevaplamaktan daha zordur çocukların sorusuna yanıt bulmak. Cevabı bilirsiniz de; bunu çocuğa nasıl anlatmalı, nasıl ifade etmelisinizdir.

okumak için tıklayınız

Yollar söner de yatağını kaybetmez – Ergün Doğan

Kartal Tepesi’nde oturmuş düşünüyordu. Şu dalgalar boyunca yosun tutmuş kıyılara vuran nice zerrecik, içindeki balıkçı tekneleri, tonlarca ahşap, demir, et, kemik yığınları… Nasıl anlatacağını bilemiyordu! Yani biriktirdikleri, Kıyıköy, baharı karşılarken yaprakların aldığı renkler… Deniz, suyunu hiç kaybetmez, döner döner yatağında bulur kendini, üzerinde yollar söner de kaybetmez kendini… O yüzden mi haber almıştı ondan? Kapısını

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan ile ‘Kara Gerçek’ – Zafer Yalçınpınar

Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı (1975-2002 tarih aralığını kapsayan) mektuplar, “Hoş Çakal Hoş Tilki” adıyla Noktürn Yayınları tarafından Eylül 2015’te kitaplaştırıldı. İşbu mektupları Ece Ayhan’a ait diğer bazı metin ve mektuplarla karşılaştırmalı olarak okumayı (4 Ocak 2015 tarihinde) tamamladım.

okumak için tıklayınız

Uzun Bir Arayış – Hüseyin Bul

Uzun yürüyüş üç bölümden oluşan bir roman. İlk etapta bir kaçış romanı diyebileceğimiz fakat ilerledikçe, içine girdikçe, bölümleri sindirdikçe işin sadece bu kadarla açıklanamayacağını görüyoruz. Birinci ve ikinci bölümlerde bir tost bir ayran yeter bana bütün dünya sizin olsun serzenişinin sessiz, derin yakarışları hâkim.

okumak için tıklayınız

Yaratma coşkusuna tanıklık etmek – Prof. Dr. Yıldız Ecevit

Yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında edebiyat, maddenin egemenliği tümüyle ele geçirdiği, anlamın yok olduğu, gerçeğin ise yapaylaştığı/sanallaştığı bir yaşam biçiminin ürünü durumuna gelir. Teknolojinin görsel olanaklarıyla şımartılmış, elindeki elektronik kumandayla magazinel bir yüzeysellik düzleminde sörf yapan yeni bir okur türünün tüketimindeki bu edebiyatın bir tür pop-edebiyata dönüşüyor olması hiç de şaşırtıcı gelmiyor insana.

okumak için tıklayınız

Bisiklet Öyküleri – Hazırlayan: Aydın İleri

İnsanın sürerken katılımcı ve öznesi olduğu, kendini her zaman özgür hissettiği, özgürleştiği, çevreye ve insana zarar vermeyen, sürdürülebilir bir hayatın vazgeçilmezidir bisiklet. Hangimizin düşüne girmedi ki o? Üç tekerlekli bisikletle başlayan yolculuğumuz dört tekere, hayran olduğumuz BMX’ten o güzelim Pinokyo’ya, dağ bisikletinden yarış bisikletine uzandı. Zaman ne çabuk geçmiş. İlk bisikletlerimizi, aslında çocukluğumuzu, o eski

okumak için tıklayınız

Hep Yarım Kalmış Bir Adam: Oblomov – Elif Şahin Hamidi

Tarih: 1850’li yıllar (19. yüzyıl). Yer: Rusya. Aristokrasi yani Rus derebeyi sınıfı yıkılma süreci içine girerken burjuva düzeni, eski düzenin tahtını devralmaktadır. Ve kahramanımız, Oblomovka’da bir çiftlikte rahat ve yumuşak adetler içerisinde büyümüş, ömrünün yirmi beş yılını ailesinin ve dostlarının güvenli kanatları arasında geçirmiş, hayatı hep teğet geçmiş, derin ve sonsuz uykusundan hiç uyanamamış, yarım

okumak için tıklayınız

Seyran Destanı üzerine – Sadık Güvenç

4 Kasım 2015 günü kaybettiğimiz Gülten Akın, 23 Ocak 1933 Yozgat doğumludur. Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren şair, eşinin görevi nedeniyle yurdun değişik yerlerinde bulundu. Gittiği yerlerde avukatlık ve yardımcı öğretmenlik yaptı. İlk şiirlerinde doğa, ayrılık, aşk, özlem gibi konuları ele alan Gülten Akın daha sonra toplumsal sorunlara yöneldi.

okumak için tıklayınız

Albert Camus’nun Yabancı adlı romanından uyarlama film: Lo straniero izle

Albert Camus’nün Yabancı adlı romanından uyarlama. Kendi halinde bir katip olan Mersault, sahilde bir Arap’ı öldürür. Ortada hiçbir sebep yoktur. Annesi yeni ölmüş ve cenazesinde hiç üzülmemiş, ağlamamıştır. Tutuklanır ve idama mahkum edilir. Hayatın boş ve anlamsızlığını vurgulayan bir yapım. Tür: 480p, Dram, Türkçe Altyazı, Yabancı Filmler Yapım: 1967, Cezayir, Fransa, İtalya Yönetmen: Luchino Visconti

okumak için tıklayınız

AVM Yerine Kütüphane Açsak… – Elif Şahin Hamidi

“Okumadan geçen bir gün, yitirilmiş bir gündür” diyor Jean Paul Sartre. Beri yandan okuma oranlarıyla ilgili rakamlar adeta bütün bir ömrümüzü yitirdiğimizi, boşa geçirdiğimizi gözümüze sokuyor. Okuma alışkanlığımızın artabileceğine dair insanı umutlandıran gelişmeler de oluyor kuşkusuz. Çünkü Türkiye’nin dört bir yanında insanlar ve çeşitli kurumlar kütüphane açmak ya da okullara kitap toplamak için didinip duruyor.

okumak için tıklayınız