Jean-Paul Sartre – Tahsin Yücel

Jean-Paul Sartre 1905 yılında doğar, ilk önemli yapıtı Bulantı’yı 1938’de, son yapıtı L’Idiot de la famille’i 1972’de yayımladığına göre, şöyle böyle otuz beş yıllık bir süre içinde yapıt verir. Gene de 20. yüzyılın en önemli yazarının kim olduğu konusunda kapsamlı bir soruşturma yapılacak olsa, büyük bir olasılıkla en başta o gelir. Oysa bu adamın nasıl

okumak için tıklayınız

Didem Madak’ı Okumak – Hazırlayan: Solmaz Zelyüt

2011 yılında kaybettiğimiz şair Didem Madak’ın yapıtı, son yıllarda çok sevilen, ilgiyle elden ele dolaşan üç kitaptan oluşuyor : Grapon Kâğıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Aralık 2014’te Didem Madak’ın dostları, eleştirmen ve akademisyenler ve tutkulu okurları bir sempozyumda bir araya geldiler ve onun eserini farklı veçheleriyle ele aldılar. Madak’ın poetikası kimlik, benlik, dil, zaman

okumak için tıklayınız

Öteki Yunan Solu, Syriza’nın Solundaki Parti ve Örgütler – Derleyen: Kemal Ülker

Syriza ve Yunanistan Komünist Partisi’nden öte SoL… Yunanistan, muhtemelen Arjantin’in dışında, dünya üzerindeki en büyük ve en fazla çeşitlilik gösteren anti-kapitalist sola sahip olan ülkedir. Bu durum, uzun yıllar boyunca yaşanmış olan bölünmelerin ve varlığını sürdürmekte olan zengin anarşist ve komünist geleneklerin bir sonucudur. Hemen hemen her yerde anti-kapitalist sola egemen olan parçalanmışlık ve iç

okumak için tıklayınız

Gezi’den Sonra Sınıf : Neoliberal Sınıf Teorilerinin Eleştirisi – Selim Ergunalp

Sınıf fobisi Kapitalizmin bekası için her zaman daha çabuk, daha fazla tüketmenin erdem haline getirildiği, tüketim yoğunluğunun refah olarak anlaşıldığı günümüzde tüketim ahlâkı toplumsal bilimlere de sızmış görünüyor. Çağdaş, modern teorisyenler, sosyologlar “eski teorilerden sıkıldık, hepsini tükettik, bize yeni teoriler, yeni sınıflar gerekli,” diye haykırıyorlar.

okumak için tıklayınız

Nabokov: “Don Kişot, şimdiye kadar yazılmış en acı ve en barbarca kitaptır”

Nabokov’un Don Quixote derslerindeki bazı ifadeleri, onun Dostoyevski’ye yönelik yergilerini dahi gölgede bırakabilecek denli serttir. Nabokov, romanı “zalimce” bulur ve dersleri boyunca defalarca, ısrarla, büyük rahatsızlık duyduğunu belli ettiği bu “zalimliğin” izini sürer. “Don Quixote gerçek bir zalimlik ansiklopedisidir,” ona göre. “Bu bakış açısıyla, şimdiye kadar yazılmış en acı ve en barbarca kitaptır.”

okumak için tıklayınız

Lenin’in dedesinin evinde…

Marksizm-Leninizmin dünyadaki üçüncü büyük kuramcısı, Ekim Devrimi’nin lideri ve Sovyetler Birliği’nin Kurucusu Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in, Avrupa Rusya’sı kentlerinden Ulyanovsk’ta (O zamanki adıyla Simbirsk) doğduğunu bilenimiz az değildir. Ünlü devrimcinin üniversitede hukuk okumak üzere ilk gençliğinin bir kısmının, Tataristan’ın başkenti Kazan’da geçtiği ise kamuoyuna daha fazla mal olmuş bir bilgidir. Rusların çoğu gibi ben de

okumak için tıklayınız

Koryürek’ten müzikli kukla oyunları ve resimli çocuk öyküsü – Serkan Fırtına

Gülşah Özdemir Koryürek’in müzikli kukla oyunu olarak kurguladığı, “Nina’nın Rüyası” ve “Küresel Şaşırma” adlı oyunları, çocuk tiyatrosu alanında önemli bir atılama geçen Sıfırdan Yayınları etiketiyle okuyucularla buluştu. Korküyerk’in her iki oyuna da şu giriş cümlesi ile başlaması, oyunların dili ve anlatımı açısından önemli bir saptama: “Aslında her şey bir efsane ile başladı; Bir zamanlar dünyada

okumak için tıklayınız

Franz Kafka: Mahkeme

Kanun önünde bir kapı görevlisi vardır. Köylü bir adam, kanuna giriş izni ister bu görevliden. Fakat görevli ona bu izni şimdilik veremeyeceğini söyler. Adam düşünür, sonra girmesine izin verilip verilmeyeceğini sorar. ‘Sonra belki girebilirsin, der kapı bekçisi. ama şimdi değil’. Kanunun kapısı sürekli olduğu gibi açık durur ve kapı görevlisi kenara çekilir.

okumak için tıklayınız

Saramago’nun son romanı Türkçede

José Saramago’nun tamamlama fırsatı bulamadan yaşama veda ettiği son romanı Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler ilk kez Türkçede. José Saramago’nun silah endüstrisini sorguladığı Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler romanı ilk kez Türkiyeli okurla buluştu. Yarım kalmış son romanında yazar, sonu gelmez savaşların silah endüstrisi ve silah fabrikalarıyla ilişkisini irdeliyor ve “Neden silah sanayiinde hiç grev olmaz?” sorusunun

okumak için tıklayınız

Gustave Flaubert: “Almanlar Paris’i kuşatırsa gidip savaşacağım. Tüfeğim hazır.”

Gustave Flaubert, Prusya ordusu tarafından kuşatılmadan bir ay önce, Ağustos 1870’te Paris’e gitti, şehirde üç gün kaldı ve Croisset’ye döner dönmez dostu George Sand’a bir mektup yazdı: “Yazmayı bir tarafa bırak, herhangi bir şey okuyamıyorum bile. Bütün günümü, herkes gibi, haber bekleyerek geçiriyorum. Annem olmasaydı çoktan orduya katılmıştım! Kendimi nasıl meşgul edeceğimi bilemeyince Rouen’deki Hôtel-Dieu’de

okumak için tıklayınız

Amerikalı şair Ezra Pound’un faşizmi desteklemesi

Amerikalı şair Ezra Pound 1930’ların başında faşizme “meyletti” ve 1935-1945 yılları arasında, Roma radyosunda, çoğu Amerika, Roosevelt yönetimi ve Yahudi aleyhtarı yüzlerce konuşma yaptı. İtalya’nın teslim olmasının ardından önce birkaç ay Pisa’nın kuzeyindeki Birleşik Devletler Ordu Disiplin Eğitim Merkezi’ndeki bir hücreye, “vatana ihanet” suçlamasıyla yargılandıktan sonra da on üç sene boyunca (1958’e kadar) Washington, D.C.’deki

okumak için tıklayınız

Samuel Beckett’in faşizme karşı mücadelesi

Samuel Beckett, 1940’ta, Alman işgali sırasında Fransız Direniş Hareketi’ne katıldı; birkaç kere Gestapo’ya yakalanma tehlikesi atlattı; 1942’de sevgilisi Suzanne’le beraber yürüyerek güneye, Roussillon isimli kasabaya gitti ve bir yandan ikinci romanı Watt’ı yazarken bir yandan da evinin arka bahçesinde cephane saklayarak Direniş’e destek olmaya devam etti; Fransız hükümeti tarafından Direniş Madalyası’yla ödüllendirildi; sonraki yıllarda Direniş

okumak için tıklayınız

George Orwell: “Sisteme karşı kitap yazmak yeterli değil”

George Orwell 1938’de, yani gönüllü olarak katıldığı İspanya İç Savaşı’ndan döndükten bir sene sonra (bir keskin nişancı mermisinin boğazında açtığı yara yeni iyileşmişti), bir yazısına [“Neden Bağımsız Emek Partisi’ne Katıldım”] şöyle başladı: “Belki de en dürüstçesi konuya öncelikle kişisel açıdan yaklaşmak olacak. Ben bir yazarım. Her yazarın dürtüsü ‘siyasetten uzak durmak’tır. Yalnız başına kalmak ister

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’ten yurtseverlik temalı bir sevda masalı: “Sevdalı Bulut” izle

Nazım Hikmet’in masalı “Sevdalı Bulut”un 1959’da yayımlanan Rusça animasyonu ve Çizgi Film Senaryosu Filmin ve masalın ana konusu aynıdır. İyi niyetli ve temiz ruhlu Ayşe’nin güzelim bahçesini ele geçirmek isteyen zalim Seyfi’nin kurnazlıkları, Ayşe’ye sevdalanan Bulut’un aklı ve özverisiyle sonuca ulaşamaz. Sonuçta kazanan sevgidir, sevdikleri ve inandığı değerler uğruna kendini feda etmek durumunda kalanların yaşamının

okumak için tıklayınız

Dedektif Rino : Kırmızı Havuzun Gizemi

Dedektif Rino ve yardımcısı Paco gizemli vakaları şıp diye çözüyolar! Yani çoğu zaman… Fillerden biri kayıp mı olmuş? Aslanların yemeğini mi çalmışlar? Birileri kunduzları mı zehirlemiş? Pandanın üstüne bir kutu boya mı dökülmüş? Havuzda kan mı var? Sırtlana isimsiz mektuplar mı gönderiliyor? Devekuşuna tuzak kuran da kim? Ve geceleri ortaya çıkıp flamingoları korkutan bu gizemli

okumak için tıklayınız