6-7 Eylül 1955 yağması ve 1964 sürgünleri. “Galiba dozu kaçırdık” Celal Bayar

Bugün tarihimizdeki utanç verici olaylardan biri olan 6-7 Eylül yağmasının 60. yıldönümü. Geçen yıl da aynı vesileyle “Cumhuriyet’in azınlık raporunu” (okumak için tıklayın) sizlerle paylaşmıştım. O yazının girişinde geçmişi neden hatırlamalıyız sorusuna uzunca bir cevap vermiştim. Bu yüzden bu hafta neden utanç verici bu olaya dair yazdığımı açıklamaya girişmeyeceğim, doğrudan konuya gireceğim.

okumak için tıklayınız

Şeyleşme – Rogers Behrens

Şeyleşme yirminci yüzyıldaki eleştirel teorinin anahtar bir kavramı­dır; Georg Lukacs bu kavramı 1923 yılında yayınladığı Tarih ve Sınıf Bilinci’ kitabında Hegel’e dayanarak geliştirmiştir. ” [ … ] Bir arı, balmumu peteklerinin inşasıyla, kimi inşaat ustaları­nı utandırır. Fakat en başından, en kötü inşaat ustasını bile en iyi arıdan ayıran özellik: peteği, balmumuyla yapmadan önce zihnin­ de

okumak için tıklayınız

Aynaya Bakıyoruz – Ergün Doğan

Şu anda bana en korku veren şey, belki de posta memurlarımızın yazgıları… Ingeborg BACHMANN Açık pencereden dolan rüzgarın tül perdeyi havalandırmasıyla belden yukarısı açık seçik görünmeye başlamış, onu suçüstü yakalayan ilk biz olmuştuk. Gerçi tülperdenin dalga dalga akarak tekrar kapanması yüzünden, onu görebildiğimiz bütün zaman, zarfı açtığı birkaç saniyeyle sınırlı kalmıştı, ama kentte kulaktan kulağa

okumak için tıklayınız

Gerçek ile kurgunun diyalektiği – Elif Kutlu

Susan Sontag, fotoğraf konusunda söylenebilecek her şeyi söylemesinin yanı sıra sinema ve tiyatro konusunda yazdıklarıyla; denemeleri ve romanlarıyla, kendini her şeyden mahrum bırakarak giriştiği yazma deneyiminde ne kadar derinlikli ve sade olabileceğini ‘Yanardağ Sevdalısı’nda gösterir okuruna. ‘Edebiyatın temsilcisi ve insan hakları savunucusu’ olarak tanımladığı kimliğinin, feminist, biseksüel, yönetmen ve diğer yönlerinin de merak edilmesini sağlar

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’nin toplumsal şiirleri – Asım Bezirci

“Kuyruklu Şiir” ile “Cevap” iki kedinin konuşmasını anlatır. Kedilerden biri ciğercinin kedisidir, öbürü ise sokak kedisi. Biri varlıklı sınıfı öbürü yoksul sınıfı temsil eder. Aralarındaki konuşma bu sınıfların birbiriyle ilişkilerini ortaya çıkarır. Birinci şiir (“Kuyruklu Şiir”) yoksul sınıfın durumunu belirtir:

okumak için tıklayınız

Tomris olmayı kim istemez? Elif Kutlu

Her kadının sırf âşıkları yüzünden Tomris Uyar olmak isteyeceği safsatasıyla başarılı kadınların uğraşlarını hiçe sayanlar; hikâyelerine buladığı yaratıcılığını görebilmek, öykülerine yakından bakabilmek, fikirleriyle tanışmak ve onu gerçekten tanımak için Tomris’le biraz daha konuşmalı/yazdıklarını biraz daha okumalı. ‘Aşkın Yıpranma Payı’ bu buluşmayı sağlayabilecek kitaplardan biri. Çoğu zaman sözünü sakınmayan yazılarla zamanında konuşması ‘ayıp’ olan ve toplumun

okumak için tıklayınız

Boşluk – Ergün Doğan

Gülümü yaratacağım senin için. Hem de ne kadar elmas varsa deniz suyunda o kadar gülü, ne kadar yüzyıl varsa gök tozları içinde o kadar gülü, tek bir çocuk kafasında ne kadar düş olabilirse o kadar… Louis ARAGON BOŞLUK Birileri fısıldamalıydı bizlere, doğruyu söylemeliydi. Sözcüklerin taşıdıkları anlamları kavramamız nasıl mümkün olacaktı aksi halde. Kapanda eli kolu

okumak için tıklayınız

Ozanlar – Halil Yılmaz

Ozanlar, halk ozanları… İçinde yaşadıkları toplumun, çağın tanığı ve sorumlusudurlar. Toplumsal, siyasal olaylara kayıtsız ve duyarsız kalamazlar. Onlar demiri, çakmak çakmak kayaları, aşılmaz dağları delen çelik uçlu birer matkap gibidirler. Onların Misyonu kokmuş karanlıkları bir ışık gibi delmektir. Zulmün, sömürünün, haksızlığın ve ahlaksızlığın egemen olduğu düzene baş kaldırmak, doğal olarak da o düzene aykırı düşmektir.

okumak için tıklayınız

Enver Gökçe kimdir? Hayatı

Enver Gökçe (d. 1920, Kemaliye, Erzincan – ö. 19 Kasım 1981, Ankara), şair, yazar ve çevirmen. 1920 yılında Erzincan’ın Kemaliye (Eğin) ilçesine bağlı, Çit köyünde doğdu. 1929 yılında ailesiyle Ankara’ya göç ettiler. Burada özel ilkokulda okumaya başladı. Daha sonra Cebeci Ortaokulu’ na girdi (1935). Ankara Gazi Lisesi’nin ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi,

okumak için tıklayınız

Kapitalist toplumda gözün egemen­liği – Roger Behrens

Kulaklarıyla Düşünmek Adorno ‘Prismen’ kitabında “Kulaklarıyla düşünmeye alışkın olan [ . .. ]” (GS cilt 10.1, s. l l) diye yazıyor. Eleştirel teorinin gerektirdi­ği düşünsemeli, düşünsenmiş düşünce optik cazibelerin etkisinde kalmış olmaktan çok akustik, dinleyen bir düşünce olarak tasavvur edilmelidir. “Denilebilir ki çevik, küçümseyen gözle değil, esas ola­rak kendini unutmuş kulakla tepki vermek, geç endüstriyel

okumak için tıklayınız

Çoktan unutulanlarla çabucak unutulanlar günün birinde anılırlarsa… – Nazım Hikmet

Bir Fotoğrafçı Vitrini – Nazım Hikmet Ne adını biliyordu, ne sanını duymuştu … Onu bir gün bir kıyıdan bir kıyıya işleyen vapurlardan birinin güvertesinde gördü. Hava güneşliydi, deniz durgun. Güneş genç kızın altın saçlarında idi, deniz, gök gözlerinde. O, ona baktı. .. Ona baktı o … Bu bakışma bir saniyelikti belki. Delikanlıya bir yıl gibi

okumak için tıklayınız

Bir Hoş Adam – Mihael Zoşçenko (çeviren: Nazım Hikmet)

Dünyada en büyük kuvvet para kuvvetidir, derler. Laf. Saçma. Bu ölümlü dünyada, paradan daha kuvvetli neler var da, iki gözüm neler var. Durun size bir hikaye anlatayım. Bakalım, bana hak verir misiniz, vermez misiniz? Bizim dairede, Reşat Enis isimli bir memur peyda oluverdi günün birinde. Dehşetli bir adamdı bu.

okumak için tıklayınız

İntihar Üzerine – Karl Marx

Fransız toplum eleştirisi, sadece belli sınıfların ilişkilerinde değil, tüm modern ilişki alanlarında ve biçimlerinde yaşanan (modern yaşamın) çelişkileri ve yapaylıkları, kıs¬men de olsa ortaya koyma becerisine sahiptir. Bunu, Fransızlara özgü yaşam coşkusunu, bakışlarının zenginliğini, ince zekalarını, cesur yaratıcı ruhlarını açıkça anlatarak yapmıştır. Fransızların toplum eleştirisindeki üstünlükleri hakkında fikir sahibi olmak için, mesela, kendi dönemlerindeki insan

okumak için tıklayınız

Endülüs – İlker Özünlü

Gezinti… Bir gezintiye davet ediliyorsunuz. Aşina olduğunuz bir semte, bir mahalleye… İspanya uzak memleket ama Cordoba, Granada, Sevilla, yani tekmili birden “diyar-ı Endülüs” ise hemen yanı başımız. Arenaları, flamenkosu; “al-kasr”ları, “Mescit”i, Keltleri, Romalıları; kuleleri, minareleri; Fenikelileri Emevileri; özgün yemekleri, çinili avlularıyla pek çok uygarlığın harmanlandığı bambaşka bir dünyaya yapılan –bir yolculuk ya da seyahate göre

okumak için tıklayınız

Para dışında kitleler için de kullanılan milyonlar kelimesinin şifresi: faşizm

ENFLASYON VE KİTLE Enflasyon, sözcüğün en katı ve en somut anlamıyla bir kitle fenomenidir. Enflasyonun bütün ülkelerin vatandaşları üzerinde yarattığı karı­şıklık etkisi hiçbir şekilde yalnızca fiili enflasyon dönemiyle sınırlı de­ğildir. Savaşlar ve devrimler bir yana, modem uygarlıklarımızda önem bakımından onunla karşılaştırılabilecek hiçbir şeyin olmadığı söylenebilir.

okumak için tıklayınız

BBC Türkçe’nin Sevgi Soysal ile mülakatının ses kaydı (1976)

Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden Sevgi Soysal ve onu bebekken kaybeden kızı Funda Soysal var. Soysal, 1976 yılında kanser tedavisi için Londra’ya geldi ve burada kaldığı sürede BBC Türkçe radyosu için ‘radyo konuşmaları’ yazdı ve bunlardan birkaçını seslendirdi.

okumak için tıklayınız

Kayıp Penguen Vakası – Carbayo Pilar Lozano, Alejandro Rodriguez

Dedektif Rino ve yardımcısı Paco gizemli vakaları şıp diye çözüyolar! Yani çoğu zaman… Fillerden biri kayıp mı olmuş? Aslanların yemeğini mi çalmışlar? Birileri kunduzları mı zehirlemiş? Pandanın üstüne bir kutu boya mı dökülmüş? Havuzda kan mı var? Sırtlana isimsiz mektuplar mı gönderiliyor? Devekuşuna tuzak kuran da kim? Ve geceleri ortaya çıkıp flamingoları korkutan bu gizemli

okumak için tıklayınız

Başımızda Kuşlar – Sandra Gobet

Bu kitap, kuşlarla birlikte yaşayan insanların ve insanlarla birlikte yaşayan kuşların öyküsünü anlatıyor. Öykünün mekânı düşsel bir ülkedir ve bu ülkede kuşlar, yuvalarını insanların başları üzerine yapar. İnsanlar, başlarının üzerindeki kuşlardan rahatsız olmak bir yana, onlar olmadan yapamazlar. Çünkü kuşlar, şükran borçlarını ödemek için insanların hayatlarını kolaylaştırıp eksiklerini kapatırlar. Herkes hayatından memnundur.

okumak için tıklayınız