Kurd Kitêb Çapxane – Mesud Serfiraz

Kürt, Kitap ve Matbaa: Osmanlı Döneminde Kürt Kitap Yayıncılığı (1844-1923) Mesûd Serfiraz tarafından yazılmış olan Kurd, Kitêb, Çapxane: Weşangeriya Kitêbên Kurdî Di Dewra Osmaniyan De (1844-1923) [Kürt, Kitap ve Matbaa: Osmanlı Döneminde Kürt Kitap Yayıncılığı (1844-1923)] başlıklı bu çalışma Kürt Çalışmaları alanında önemli bir boşluğu dolduracak niteliktedir.

okumak için tıklayınız

O Halde Rastgele! – Öznur Özkaya

Gezi-tatil, son dönemde galiba dünyanın en hızlı büyüyen sektörü. İş veya tatil amaçlı seyahat edenlerin sayısı, onlarca kat çoğaldı. Yollar boyunca, insanlarda bir fotoğraf çekme telaşı! Bir de gittiği yerde nasıl tıkınacağı derdi! Seyahat böyle bir şey olmasa gerek. Faruk Turinay’ın kitabı üzerine Öznur Özkaya’nın yazısı, seyahat konusunun derinliğini, yolculukların güzelliğini hatırlatıyor.

okumak için tıklayınız

İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali ‘Aydın geçinenlerin karanlığına, insanın içindeki şeytana keskin bir bakış’

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin 1940 yılında yazdığı bir romandır. Bir sevda masalından yola çıkarak ırkçıların hayat tarzlarını ve duruşlarını eleştiriyi içeren “İçimizdeki Şeytan” romanın yayınlandığı zaman, ülkemizde, Nazizmin etkisiyle, ırkçılığın yükselişte olduğu yıllardır. Roman büyük yankı uyandırdı.

okumak için tıklayınız

Zweig’den Montaigne biyografisi ve kendini bilmenin tarihçesi

Edebiyat tarihindeki hiçbir buluşma, Montaigne ile Zweig’inki kadar büyük değildir. Çünkü biri hayatını sadece kendini bilmeye adayan; bunu, kendinden çağlar önce yapan Sokrates’e öykündüğünü açıkça belirterek gerçekleştiren ve kendinden sonraki tüm yazarları etkileyen Michel Montaigne… Diğeri ise deneme ve edebiyat eserlerindeki derin niteliğin yanı sıra; dünyayı yaptığı savaşlar, başarıya ulaştığı buluşlar, gerçekleştirdiği keşifler ve yazdığı

okumak için tıklayınız

Dehanın soykütüğü üzerine

Dostoyevski, Suç ve Ceza’da insanları, sıradanlar ve dehalar olarak ikiye ayırırken, dehanın suçla olan ilişkisinin de altını çizip geçiyordu. Öyle ki topluma söyleyecek yeni şeyleri olanların, yeni bir düzen vaat eden bu yasa koyucu dehaların hepsinin, doğası gereği az ya da çok suçlu olduklarını savunuyordu. Dostoyevski’nin yürüttüğü bu tartışma bizi tam da dehanın etiği sorununa

okumak için tıklayınız

Montaigne ‘nin kütüphanesi

Dordonya’da, Bergerac yakınlarındaki Saint-Michel-de-Monta- igne’deki Montaigne’in kulesi Fransa’da gezilecek en heyecan verici yazar evlerinden biridir. 16. yüzyıldan kalma bu geniş ve yuvarlak kule, babası Pierre de Montaigne tarafından yaptırılmış şatodan 19. yüzyılın sonundaki bir yangından sonra kalan tek şeydir. Montaigne bulabildiği bütün vakti burada geçirir; okumak, düşünmek ve yazmak için buraya çekilirdi. Kütüphanesi ev hayatına

okumak için tıklayınız

Yeni Sinsiyet’in Kokmuş Tuz Çeşitlemesi

Bugün, Yeni Sinsiyet’in[1] yarım asır boyunca projelendirdiği “mezalim” ortamının içindeyiz ve gündelik yaşamımızın her ânında bu ortama maruz kalıyoruz. Yeni Sinsiyet’in “mezalim” ortamını sürdürülebilir kılmak için bulduğu son çözüm formülünü, yani ‘haksızlık yordamı’nı[2] her alanda var gücüyle uyguladığını görüyoruz ve bu gaddarlığa tarihsel açıdan tanık oluyoruz. Yeni Sinsiyet’in yandaş-paydaş etkileşimleriyle kalabalıklaştırdığı ‘biz’ söyleminin[3] cehalet hizmetkârları

okumak için tıklayınız

Haydi Dayanışmaya!

Yordam yayınevi, Germinal kitabının gelirini, babaları madende ölen dört Somalı çocuğa burs olarak aktarıyor. Bu uygulamanın en anlamlı tarafı sürekliliği. Anlık yardımlaşmalara sıkça rastlanıyor, ama böyle “4 yıl boyunca” hedeflenen bir kampanya, çok önemli. Kitap güzel, yayınevi güzel, Somalı çocuklar güzel. Dayanışma çok güzel!

okumak için tıklayınız

Yedi Kat Yerin Altından Uğultular Geliyor – Onur Bütün

Elinizdeki kitap, maden işçilerinin önemli deneyimlerinden biri olan Yeraltı Maden-İş Sendikası’nın tarihini kayıt altına alıp, maden işçilerinin komite-konsey örgütlenmeleri ile hayata geçirdiği özyönetim örneklerini inceliyor… Bu sözlü tarih çalışmasında Yeraltı Maden-İş’liler kendi tarihleri hakkında söz alıyorlar. Osmanlı döneminden Soma’ya kadar sendikal bürokrasinin hâkimiyetini kırma mücadelesi veren, kendilerini ancak kendilerinin temsil edebileceğine inanan maden işçileri kurdukları

okumak için tıklayınız

İşçi Filmleri, Öteki Sinemalar – Funda Başaran

Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 2006 yılında bir grup gönüllünün çabasıyla başladı. Her yıl 1 Mayıs tarihinde İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak açılan ve yıl boyunca Anadolu’da çok sayıda kenti dolaşan Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 2015’te 10. yılını tamamladı.

okumak için tıklayınız

Suriye Kürdistanı’nda Savaş ve Devrim – Thomas Schmidinger

Avusturyalı siyaset bilimci ve kültürel antropolog Thomas Schmidinger, “Mazlum Bagok Kürt Gazetecilik Ödülü”nü kazanan bu kitabında, Suriye Kürdistanı’nı anlatıyor. Özellikle de son dönemde sadece Kürt özgürlük mücadelesinin değil, başta Suriyeliler olmak üzere tüm dünya halklarının dehşet ve öfkeyle tanık olduğu IŞİD katliamlarına karşı mücadelenin de sembollerinden birine dönüşen Rojava’yı…

okumak için tıklayınız

Uzun 19. Yüzyılda Orta Avrupa – Oktar Türel

ODTÜ İktisat Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Oktar Türel, bu kitapta I. Dünya Savaşı’nın ardından çözülen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ana bileşenlerinin XIX. yüzyıldaki toplumsal tarihine eğiliyor. “‘Uzun’ XIX. Yüzyıl” deyimi ile XVIII. yüzyılın son çeyreğindeki ekonomik ve siyasal devrimlerle başlayan ve 1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle sona eren çağ kastedilmektedir.

okumak için tıklayınız

Bir Kadının Hayatından 24 Saat – Stefan Zweig

Riviera’da eşi ve iki kızıyla tatil yapan 33 yaşındaki Henriette bir gece ansızın ortadan kaybolur. Kusursuz bir evliliği olduğu sanılan genç kadının, nasıl ve neden ortadan kaybolduğu dedikodu konusu olur. Pansiyonda kalanların hepsi kadını yargılamaya başlar, ancak anlatıcımız onu savununca tartışma alevlenir; masadaki yaşlı ve zarif bir İngiliz hanımefendi de anlatıcıya, gençliğinde başından geçen unutulmaz,

okumak için tıklayınız

Şiir ve Devrim – Cemal Süreya

Karl Marx söyler: “Kapitalist üretim, düşünceye ilişkin bazı üretim dallarının bütününe, özellikle sanata ve şiire düşmandır.” Burada şiirden ayrıca söz edilmiş olması boşuna değil. Gerçekten kapitalist gelişimle dünya şiirinin gelişim süreci arasında bir ters orantı var gibi görünüyor. Hele kapitalizmin “en ileri aşaması” emperyalizm döneminde bunu çok daha açık bir şekilde seçmek mümkün. Şairin önü

okumak için tıklayınız

İç savaşlar savaşların en kötüsüdür, çünkü…

Angajman Montaigne’in kendisini dürüst bir insan, evine çekilmiş, kütüphanesine sığınmış bir aylak olarak resmettiğini bahane ederek, onun çağına angaje olmuş kamusal bir insan olduğunu ve tarihimizin çalkantılı bir döneminde önemli siyasi sorumluluklar almış olduğunu unutuyoruz. Katolikler ve Protestanlar arasında, III. Henri ve gelecekte IV. Henri olacak Henri de Navarre arasında arabuluculuk görevini üstlenmiş ve şu

okumak için tıklayınız

“Nasıl oluyor da yoksullar haksızlığa katlanıyor” – Montaigne

YAMYAMLAR ÜSTÜNE Aklın kurallarına uyarak barbar diyebiliriz Yamyamlara, ama bize benzemiyorlar diye barbar diyemeyiz onlara; çünkü barbarlıktan yana onları her bakımdan aşmaktayız. Savaşları soylu ve yiğitçe bu insanların. Savaş denilen bu insan hastalığını biz haklı ve güzel görebiliriz de onlar niçin görmesinler? Kaldı ki onlarda savaş yalnız değer kıskançlığından ve yarışmasından doğuyor. Yeni topraklar kazanmak için savaşmıyor bu Yamyamlar;

okumak için tıklayınız

“Sanat Eserinin Teknik Olanaklarla Yeniden Üretilmesi (Çoğaltılması)” Bağlamından Walter Benjamin’in Sanat Teorisi – Yusuf Önal

GİRİŞ Marx, Adam Smith, Ricardo gibi isimlerin eserlerini eleştirel olarak incelemeye başlamış ve o döneme kadar kapitalizmi çok geniş bir perspektiften çözümlemeye çalışmıştır. Geleceği ön görmeye yönelik bir çalışmaya girişen Marx, komünizme geçişin evrelerini sıralamış ve ilerlemeci bir anlayışla bunu bir zorunluluğa bağlamıştır. Özellikle 1.Dünya Savaşı’ndan sonra bu ilerlemeci anlayışın tersine Avrupa’da ortaya çıkan faşizmle

okumak için tıklayınız

Prekarya: İpin Ucunu Kaçırmadan – Denizcan Kutlu

Neo-liberal dönemde çalışma ilişkilerinin güvencesizleşme doğrultusundaki evrimi, kapitalizmin dönüşüm dinamikleri, özne tartışmaları ve bunun kuramsal ve pratik, nesnel ve öznel boyutları bakımından “prekarya”nın yeri nedir ve nasıl belirlenebilir? Bu yazı, şüphesiz bu soruları tüm ayrıntılarıyla yanıtlama hedefini taşımıyor. Bununla birlikte bu sorular etrafında Guy Standing’in Precariat The New Dangerous Class (Prekarya Yeni Tehlikeli Sınıf) kitabından

okumak için tıklayınız

Poulantzas ve Yeni Küçük Burjuvazi – Göksu Uğurlu

Sosyal Bilimler alanında tarihsel materyalist içerimiyle sınıfın analitik bir araç olarak bilimsel üretimden dışlanmasının Batı akademisinde olduğu gibi Türkiye’de de gözle görülebilen bir olgu olduğu aşikâr. Bununla birlikte “sınıf” kavramının dışlanması son dönemde yerini bu kavramın farklı içerikler ile yeniden akademik üretime dâhil edilerek içinin boşaltılmasına bırakıyor. Sınıfın Weberci içerimleri hâkimiyet kazanıyor; “prekarya” gibi kavramlar

okumak için tıklayınız