Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek / Küresel İşçi Sınıfı Nasıl Oluştu? – Paul Mason

1800’lerdeki ilk fabrika grevlerinden 1930’larda faşizm tarafından yok olmanın eşiğine getirilişine kadar dünya emek hareketinin destansı tarihi eşliğinde yeni işçi sınıfının öyküsü… Lyon dokuma işçileri, gökyüzünü fethe kalkan Paris Komünarları, kanlarıyla 1 Mayıs’ı yaratan Amerikan işçileri, Birinci Dünya Savaşı’nı durdurmaya çalışan Alman metal işçileri, İtalya’da işçi konseyleri, Çin işçi sınıfının doğuşu, Yahudi işçi örgütü Bund…

okumak için tıklayınız

“Bencil Gen”in Sorunları – Gökhan Akbay, Mehmet Somel

?Gen Bencildir? (The Selfish Gene, 1976) Oxford?lu davranış bilimci Richard Dawkins?in ilk kitabı. Kitap, 1960 ve 70?ler boyunca geliştirilen bir dizi bilimsel teoriyi popülerleştirmek amacıyla kaleme alınmış. Gen Bencildir, doğal seçilimin işleyiş mekanizmalarına dair gen-merkezli bir modeli, hayvan davranışı alanında ilginç örneklerle süsleyerek, sade ve etkili bir dille tanıtır. Kitabın ana tezi, doğal seçilimin temel

okumak için tıklayınız

O tempora! O mores! – Çağhan Kızıl

Çiçero, Eski Roma?da bir duruşmanın açılışındaki konuşmasında, dönemin değer yargılarından ve yozlaşmadan bahsederken şu sözleri kullanır: ?O tempora, o mores! (Ey zamanlar, ey gelenekler!)? ve ekler: ?Ne kadar kural ve düzen varsa, o kadar az adalet vardır?. Bu konuşma, etkileyici hatibin Roma imparatoruyla yakın bağını nasıl etkilemiştir bilinmez ancak kurallar ve zamanın ilişkisini, hatta zamanı

okumak için tıklayınız

İnsanın Yanlış Ölçümü – Ferhat Kaya

Antropolog Michael Little bir söyleşisinde ?Kendi bilim dalımın tarihi hakkında pek konuşmamayı tercih ederdim, çünkü çok mahcup olurdum ve utanırdım? der. Stephan Jay Gould?un İnsanın Yanlış Ölçümü (The Mismeasure of Man) başta antropolojinin ve daha sonra biyolojinin bu utanç verici yüzünü en çıplak hali ile gözler önüne serer. Kitap ilk olarak 1981 yılında Penguin Press,

okumak için tıklayınız

Evrim ve Yaratılışçılık – Semir Beyaz

Evrim üzerine söylenecek çok söz var. Ancak Michael Shermer?ın ?Evrim ve Yaratılışçılık? kitabında dökülen cümlelerin sebebi, evrimin, karmaşıklığının iki yüz yıl öncesinin bilimsel birikimle algılanmaya çalışılan, öznel ve felsefi anlamlar yüklenip kişisel yorumlarla süslenerek tartışılan ve nihayetinde anlamsızlaştırılan bir ?bilim? olmasıyla ilgili. Shermer aynı zamanda, bu bilimsel alana uzak ama pozitif bilimin penceresini kendi içsel

okumak için tıklayınız

Bu Şarlatanlığa Son Artık – H. Senday Tuncer

Alaca şafak karanlığından çıkıp güne karışan şehir Gün güne hazır doğmakta olan güneşle Şehir kaynıyor yeni bir güne atılan tohumla birlikte Uyanık olanlar sevgi dolu görünme peşinde Gün aydınlatmakta kişilikleri Kıvılcım saçmakta beyinler Uykulu olanlar ise bilinçleri donuk kişilikleri çaresizlik içinde Uykuda gezinenler devamlı rüyalarının içinde Söz veripte sözlerini tutmayanlar kişiliklerini yitirmiş Mahmur derbederlikle iç

okumak için tıklayınız

Pembe çiçekli bir meyve ağacı… – Meltem Gürle

?Deniz Feneri? bence Virginia Woolf?un en dokunaklı romanıdır. Bu romanda Woolf, İngiliz dilinde yazılan en güzel metinlerden birini ortaya çıkarmakla kalmamış, yepyeni bir zaman algısı yaratarak annesinin ölümüyle birdenbire sona eren çocukluğunu da geri getirmek istemiştir. Romanın ortalarında bir yerde, annesini örnek alarak yarattığı ve yoğun bir şefkatle sevdiği karakteri Mrs Ramsey?in ölümünü okuyucuya tek

okumak için tıklayınız

Ömer Hayyam ve Yaşar Kemal – Celal Üster

Geçenlerde piyanist ve besteci Fazıl Say’a, düşünce ve ifade özgürlüğünün temel ilkeleri ayaklar altına alınarak verilen ‘ceza’nın ardından pek çok şey yazıldı, konuşuldu, tartışıldı. Gel gör ki, ‘ceza’nın ve tartışmaların belki de asıl öznesi olan 11. ve 12. yüzyılların İranlı şair ve bilim insanı Ömer Hayyam’ın kendisi pek gündeme gelmedi. Fazıl Say?a verilen ?ceza?nın öncesi

okumak için tıklayınız

Majesteleri Kral – Thomas Mann

Majesteleri Kral, iflasın eşiğinde hayalî bir küçük Alman devletinde geçer. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği Grimmburg Grandüklüğünün veliahtı Prens Albrecht hastalıklı bir insandır ve uzun yaşayamayacağından endişe edilmektedir. O nedenle tahtın ikinci vârisi Klaus Heinrich doğduğunda bütün Grimmburg sevince boğulur. Ne var ki ikinci vâris fiziksel bir kusurla doğmuştur. Zamanla, “aristokrasinin yalnızlığı”nı kendi ruhunda hisseden Klaus

okumak için tıklayınız

Palyaço – Heinrich Böll

Hans Schnier, varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın meslek olarak palyaçoluğu seçmiştir. Evlenmeye ve doğacak çocuklarını Katolik terbiyesiyle büyütmeye yanaşmadığından, toplum baskısına direnemeyen sevgilisi tarafından terk edilir. Hans bu kayıp yüzünden yıkılır, sanatı bitme noktasına gelir. Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya’da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştır. Oysa yazar, İkinci Dünya

okumak için tıklayınız

Kırmızı Küpeler Babil Kulesi – Orhan Kemal

Orhan Kemal denilince akla ilk olarak romanlar gelir. Her okurun yaşamında silinmesi imkânsız izler bırakan, yaşamın kirlettiği dünyaya temiz, ferah bir nefes gibi dolan romanlardır bunlar. Bu nedenle okurlarda yarattığı hayranlık haklıdır ama, bu durumun Orhan Kemal’in öykücülüğüne haksızlık ettiği de bir gerçektir. Usta bir romancı olduğu gibi usta bir öykücüdür de o. Bu kitapta

okumak için tıklayınız

De Niro’nun Oyunu – Rawi Hage

( * ) De Niro’nun Oyunu’nun yazarı Rawi Hage Lübnan doğumlu. Aynı zamanda iç savaşın birebir tanığı. 1992’de Kanada’ya göç edene dek ülkesindeki karmaşık ve gergin ortamı gözlemlemiş. Yazarlığının yanı sıra, görsel sanatlarla ilgilenen, küratörlük yapan öte taraftan, siyaset eleştirmeni olan tam bir entelektüel. Yazıları Macelan’s, The Toronto Review, Fuse, Jouvert, Montreal Serai ve Al-Jaddid

okumak için tıklayınız

Hapishane kapılarında büyümek? – Füsun Erdoğan

Hapishane kapılarında büyümenin ne mene bir şey olduğunu çarpıcı örnekleriyle anlatan sevgili Adil Okay?ın Nota Bene Yayınları?ndan çıkan ?Ben Çıkana Kadar Büyüme E mi?? kitabını okumanızı öneriyorum. Babası Adil Okay?ın kızı adına yazdığı mektuplarla tanıştım şirinem Öykü ile? Vefasızlığın, incelikten ve sevgiden yoksun yabancılaşmanın insanın içini üşüttüğü bir süreçte kapımı çalmıştı Öykücük!

okumak için tıklayınız

Dost ve Düşman Bakteriler / Dünyanın neden bakterilere ihtiyacı var? – Anne Maczulak

Uzun süredir varlar, çok sayıdalar, daha zekiler. Dört milyar yıldır buradalar ye vücudunuzdaki hücrelerden bile daha fazla sayıdalar. Bakteriler sizi nasıl canlı kılarlar ve sizi öldürmelerine nasıl engel olursunuz? “İnsan bakteriyi yendi, ama sadece kısa bir süre için…” Bu kitapta bakteriler ile doğanın geri kalanı arasındaki gizli, çarpıcı ilişkiler ortaya konuyor.

okumak için tıklayınız

Uzayın ve Zamanın Doğası / İçinde Yaşadığımız Evrenin Gerçekliği – Stephen Hawking ve Roger Penrose

Penrose realisti, Hawking ise pozitivisti oynuyor. Kuantum kütle-çekim nasıl evrenin ilk zamanlarını ve karadelikler gibi ilginç nesneleri açıklayabilir? Evrenin görünümü nasıl hiçbir kuantum etkisi gözlenmeden Einstein’ın öngördüğü gibi olabilir? Hangi kuantum süreçleri nedeniyle karadelikler buharlaşabilir ve bütün o bilgiler nasıl kaybolur? Zaman neden ileri gider de geri gitmez? Bu kitapta, iki farklı görüşte fizikçi bu

okumak için tıklayınız

Karşı Olmak Meselesi – Zafer Köse

Kahya ağıldaki yemlikleri doldurdukça, keçiler de itiş kakış saldırıyorlar. İşini bitirince bir kenara çekilen adam, hayvanların yemlerini ağızlarından döke saça yemelerini seyrediyor. ?Yahu keratalar? diye mırıldanıyor, ?hepsini bitirmeyeceksiniz bile, gündüz merada otladınız, ne bu haliniz böyle!? Uzak tarafta yemini yemekte olan bir çepice takılıyor gözü. Tekelerden biri onun üzerine çıkmış, aşıyor. ?İyi? diye düşünüyor kahya,

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal?den yazmak ve yazarlık üzerine – Çağlar Mirik

? Ben bütün dünya halkları gibi, benim yer yer cahil, yer yer görgüsüz, çokluk feci şekilde aldatılmış, çıkarın nerede olduğu bilincine varamamış, ama anlatıldığı zaman doğru yola geliveren insanlarımızdan örnekler almaktan yanayım. Buna ?Aydınlık Gerçekçilik? diyorum. Delileri, hastaları, budalaları anlatmaktan ne çıkacak?

okumak için tıklayınız

İzmir? Çünkü suya verdim adını! – Dağhan Dönmez

Bahçelerde kalem var Arkamızdan gelen var Kalkın gidelim efeler Yar fidan boylum İçimizde ölen var İzmir Türküsü Kentlerin rengi olduğunu düşünürüm hep. İstanbul, gri bir şehirdir. Güvercin telaşı vardır sokaklarında. Doğu?da kum tozuna döner iklim. Kahve tonlarındadır teni, taş binaların.

okumak için tıklayınız

Çocuklar ve Dans – Faiz Cebiroğlu

Pedagojide, çocuk yetiştirme alanında üzerinde önemle durduğumuz nokta, çocuğun bir bütün olarak, topyekûn olarak gelişmesidir. Dans, şarkı, müzik, resim, doğacılık, spor, oyun gibi aktiviteler çocuk gelişiminde önemli bir yer tutarlar.Bu yazımda dans üzerine durmak istiyorum. Her zaman olduğu gibi, yine sorarak başlıyorum: Dans nedir? Dansın temel elementleri; ritim, melodi, tempo, iç-dinamik (kuvvet), kural,

okumak için tıklayınız