Yazar: cemalumit

Çukur – Andrey Platonov “fantastik ama gerçekçi, komik ama trajik, son derece hareketli ve rahatsız edici bir roman”

Stalin Rusyası’nda, emekçilerin gelecekteki güzel günlerde bir arada yaşaması için yapılması planlanan devasa bir binanın temel çukurunun kazılma sürecini anlatıyor Çukur – elbette “Platonov tarzında”. Platonov okurları bunun ne anlama geldiğini hemen anlayacaktır: absürd diyaloglar, varoluşsal sorgulamalar, sosyalizmin soyut idealleriyle somut uygulamalar arasındaki uçurumun gözler önüne serilmesi, sürekli propagandası yapılan ideolojiyi komik bir şekilde yanlış

okumak için tıklayınız

Aristos – John Fowles “insan özgürlüğünün kendini ortaya koyduğu çeşitli biçimleri irdeleyen denemeler”

Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Koleksiyoncu ve Büyücü adlı romanlarıyla ülkemizde de adını duyurmuş olan ünlü İngiliz yazar John Fowles, Aristos başlığını taşıyan deneme kitabında “yaşam” üzerine tuttuğu notları bir araya getiriyor. Kitabın temel esin kaynağı, MÖ 5. yüzyılda, kendi ülkemizin topraklarında, Efeste yaşamış olan filozof Herakleitosun günümüze ulaşan notları. Kitaba ana başlığını veren “aristos” sözcüğü,

okumak için tıklayınız

Zaman Tüneli – John Fowles “yaşamı boyunca kafasını kurcalayan, onu düşündüren ve eğlendiren konulara değinen kitap”

Çağdaş İngiliz edebiyatının usta kalemi John Fowles, birer başyapıt olan romanları Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Koleksiyoncu ve Mantissa’nın ardından, bu kez düzyazılarıyla karşımızda. Fowles’un gözden kaçmış son derece kişisel yazılarını topladığı Zaman Tüneli, hemen her konuyu merak eden, bu merakını okuruna da bulaştırmak isteyen bir yazarın yirminci yüzyıla kişisel bakışını gözler önüne seriyor. Böylelikle, bu

okumak için tıklayınız

Daniel Martin – John Fowles “düş kırıklıklarının, hayal edilenle imkânsızlık arasındaki gerilimin, paylaşılan değerlerden kopuşların ve sessizliğin hikâyesi”

Fowles’un anlatı kurma ve hikâye etme becerisinin belki de en güzel örneği olan Daniel Martin yazarın kariyerinin en önemli romanlarından birisi. Otobiyografik özellikler taşıyan bu ilk ve tek romanında Fowles, anılar eşliğinde geçmişin izini süren Daniel’in hikâyesini anlatıyor. “Flashback”lerle zaman içinde sürekli devinen hikâyede, pek çok anlatı tekniği ve roman içinde roman kurgusuyla karşılaşacaksınız. Çocukluğundan

okumak için tıklayınız

Fransız Teğmenin Kadını – John Fowles “varoluşçuluğun ‘sahicilik’ ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründüren roman”

İngiliz edebiyatının en büyük ustalarından biri olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar, Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor.

okumak için tıklayınız

Yaratık – John Fowles “insanı saran paradokslarla dolu etik bir derinliğe sahip roman”

Yaratık, günümüz İngiliz edebiyatının en ilginç ve en çarpıcı gerilim romanlarından biri. Tıpkı Dostoyevski’nin romanlarında olduğu gibi, insanı saran paradokslarla dolu etik bir derinliğe, ama aynı zamanda da, Fowles’ın virtüözlük düzeyindeki hikâye anlatma tekniğinden kaynaklanan soluk kesici bir sürükleyiciliğe sahip.Yazarın zihninde aralıklarla beliren ve gitgide vücut kazanan, tuhaf bir imgedir anlatılan. Soğuk, karanlık bir ilkbahar

okumak için tıklayınız

Abanoz Kule – John Fowles “seçimlerimizin arkasında yatan ‘asıl biz’i kışkırtan roman”

İçinde sürekli değişen anlamlar ve yankılı imgeler barındıran bu kitap, tekrar tekrar okuyup, her okuyuşta hem elinizdeki yapıtı hem de genel olarak kurmaca sanatını daha iyi kavramanızı sağlayacak ustalıklı bir çağdaş yazın örneği.Bir kısa roman, bir anlatının çevirisi ve üç öyküden oluşan Abanoz Kule, Fowles’un doğa ve insan, yaşamla sanat ilişkisine adeta ressam gözüyle bakışının

okumak için tıklayınız

Mantissa – John Fowles “Tenin ve sözün çarpıcı diyaloglarının egemen olduğu fantastik kurgu”

Yazar ile esin perisi arasındaki çapraşık ama aynı zamanda şiddet ve sevecenlik dolu o kadim ilişkiyi anlatıyor Mantissa’da Fowles. Perinin sanatçıyla ilişkisi yoğun bir tensellikle donanmış olsa da, var olan yaşantı çok daha karmaşık bir duygusal gelgite dönüşüyor. Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık ve Büyücü gibi başyapıtları arasında sayılabilecek bu romanında Fowles alaycı ve acımasız bakışını

okumak için tıklayınız

Büyücü – John Fowles “kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair”

Çağının yarı-entelektüel bunalımlarını geçirmekte olan, Oxford mezunu Nicholas Urfe, İngiltere’nin kasvetinden ve aşktan kaçmak için ücra bir Yunan adasına İngilizce öğretmeni olarak gider. Tek başına sıkıntılı günler geçirdiği, şair olduğuna dair hayallerinin de suya düştüğü bir sırada, gizemli milyoner Conchis ile tanışır…Büyücüinsan zihninin labirentlerinde dolaşan metafizik bir eğlence trenidir adeta. Bu labirentlerde gerçeklikle sanrı arasındaki

okumak için tıklayınız

Koleksiyoncu – John Fowles “İçimizdeki ‘iktidar’ ve ‘teslim olma’ isteğinin anlatısı”

Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles’un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan, ama yayımlandığında kendisine bugünkü ününü getiren ilk romanı. Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Mantissa, Büyücü ve Daniel Martin gibi başyapıtların habercisi… Koleksiyoncu, bir kelebek koleksiyoncusuyla, âşık olup kaçırarak zindana kapattığı bir resim öğrencisi arasındaki “mecburi” ilişkinin romanıdır görünürde. Ama Fowles’un olağanüstü üslubu

okumak için tıklayınız

Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız

Günümüzde kullanılan ‘Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı’na en yakın şeklin III. Selim Dönemi’nde (1789-1808) çıkarılan bir fermanla başladığı biliniyordu yakın zamana kadar. Ancak 16. Yüzyıl Osmanlı minyatürleri üzerine yüksek lisans tezi hazırlayan Elif Şahintürk’e göre, III. Selim Dönemi, sadece berat, ferman, sikke, mezar taşı, kitabe, bayrak gibi unsurlarda ay ve yıldızın birlikte kullanımının sıklaştığı bir dönem. Yoksa hilal

okumak için tıklayınız

Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Marquez

“Yüz yıl önce, ikimizde çok genç olduğumuz için, şu zavallı adamla bana yaşamı haram ettiler; şimdi de çok yaşlı olduğumuz için aynı şeyi yapmak istiyorlar.” (Fermina Daza’nın gelinine söylediği sözler.) Kolera Günlerinde Aşk (El amor en los tiempos del cóler), 51 yıl 9 ay 4 gün süren bir tutkunun, Florentino Ariza’nın Fermina Daza’ya olan yenilmez,

okumak için tıklayınız

Ölüm hep bana / Bana mı düşer usta? – Refik Durbaş (Sanatçılar seslendiriyor)

ÇIRAK ARANIYOR Elim sanata düşer usta Dilim küfre, yüreğim acıya Ölüm hep bana Bana mı düşer usta? Sevda ne yana düşer usta Hicran ne yana Yalnızlık hep bana Bana mı düşer usta? Gurbet ne yana düşer usta Sıla ne yana Hasret hep bana Bana mı düşer usta? Refik Durbaş Seslendiren: Edip Akbayram Seslendiren: Selda Bağcan

okumak için tıklayınız

Paramparça Olsun Dünya – Aşık Fezai (seslendiren: İlkay Akkaya, Kıvılcım Yılmaz)

Paramparça Olsun Dünya Benim her günüm çileli, Paramparça olsun dünya. Üstünde beyler dolanı, Döne dursun çarkın dünya. Sevdiklerimi hep yedin, Fakir, yoksul bu demedin. Adaletsiz bu temelin, Paramparça olsun dünya. Ben ağlarım, sen gülersin, Neden bize gam edersin? Bir lokmacık çok görürsün, Paramparça olsun dünya. Beylerin almış sarayı, Köşkü, ovayı, yaylayı. Bizler zindanda yatayı, Paramparça

okumak için tıklayınız

Canım Sıkıntı Sınırı – Nilgün Marmara (sesli dinle)

CANIM SIKINTI SINIRI Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok,

okumak için tıklayınız

Şaka – Milan Kundera – Aziz Nesin

Romanın yaşamsal öğelerden kaynaklandığı çok belli oluyor. Ama bu yaşamsal öğeleri öylesine ustaca eritmiş ve gerektiği yerde, gerektiği zaman, ancak gerektiğince kullanmış ki romanını yaşamsal öykü olmaktan uzaklaştırmış, roman kategorisine sokmuş. Önemli olan Kundera’nın ayrıntıları büyük ustalıkla yerli yerinde, okurlara bundan tat aldırarak ve kendilerini duyurtarak anlatmış olması. Anlattığı her ayrıntıda kendi duygularımızı buluyoruz; çünkü

okumak için tıklayınız

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz – Aziz Nesin (sesli inceleme)

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Aziz Nesin’in 1977 yılında yazdığı bir romandır. Aziz Nesin bu eseriyle 1978’de Madaralı Roman Ödülü’nü almıştır. Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşamaz’ı önce radyo oyunu olarak yazdı. Kazandığı büyük başarı üstüne sahne oyunu haline getirdi. Israrlar üzerine senaryosunu yazdı; çoğu tiyatrocudan olduğu gibi, bu kez de filmciden telif hakkını alamadı. Bir

okumak için tıklayınız

Kambur Sabrinin Radyosu – Aziz Nesin (Sesli Öykü)

Sesli Edebiyat Yapımları – Öyküler “Ses”leniyor proje kapsamında Rüştü Asyalı tarafından seslendirilen Aziz Nesin’in “Kambur Sabrinin Radyosu” adlı öyküsünü dinlemek için “devamını oku”yu tıklayınız. Türü : Sesli Kitap Antolojisi Yöneten : Göksenin Göksel Yapım Tarihi : Ocak 2007 CD Sayısı : 20 DenizBank  / Deniz Kültür

okumak için tıklayınız