Yazar: cemalumit

Sosyolog çevirmen Nejat Ağırnaslı IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybetti

Deniz Gezmiş’lerin avukatı Niyazi Ağırnaslı’nın torunu Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan sosyolog-çevirmen Nejat Ağırnaslı, 7 Ekim’de Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken öldürüldü. Kobanê’ye yönelik IŞİD’in kuşatması 29’uncu güne girerken ölüm haberleri de gelmeye devam ediyor. Dün gece ölüm haberi gelen isimlerden biri Boğaziçi’li S. Nejat Ağırnaslı. Babası Hikmet Cur oğlunun ölümü üzerine yayınladığı mesajda “Oğlumu, yoldaşımı, Nejat’ı Kobani’de

okumak için tıklayınız

Kısa öykünün ustası Anton Çehov ‘un hayat hikayesi – Semiha Şentürk

Anton Pavloviç Çehov, 17 Ocak 1860’ta Taganrog’da doğar. Azak denizi kıyısındaki Taganrog, 1860’lı yılların başında Yunan tüccarların sık sık uğradığı bir liman şehridir. Çehov’un öykülerine ve oyunlarına sık sık mekan olan her taşra kasabası gibi hayatın tekdüze akıp gittiği, insanların çoğunun birbirini tanıdığı bu küçük yerde, o yıllarda kapısı üzerinde “Çay, şeker, kahve ve başkaca

okumak için tıklayınız

“Çehov, oyunlarını hiç beğenmiyorum. Shakespeare kötü bir yazardı, ama sen ondan da kötüsün.” – Tolstoy

Tolstoy’un “Oyun yazarlığın Shakespeare’den de kötü” dediği Çehov’un daha önce çevrilmemiş mektup ve günlükleri bir kitapta toplandı. Kitapta Tolstoy ve Çehov’un dostluğuna dair ilginç bölümler var. Tolstoy’un, Çehov’un özellikle de oyun yazarlığını küçümsemesi, Çehov’un anılarını inceleyen yeni bir kitap sayesinde bir kez daha gözler önüne serildi. Editör Peter Sekirin, Çehov’un ailesine, meslektaşlarına ve arkadaşlarına ait

okumak için tıklayınız

Tolstoy’a ilişkin bir değerlendirme – Georgi Plehanov

I.  Büyük bir senyördü Tolstoy, ölünceye /değin de öyle kaldı. Önceleri, imtiyazlı durumunun sağladığı nimetlerden bol bol yararlandı. Ama, sonraları, -halkın kaderini ve mutluluğunu düşünen kimselerin et­kisiyle  şu kanıya vardı; Yararlandığı nimetlerin kaynağı halkın sömürülmesidir ve bu smürme ahlaka aykrıdır. Bunun üzerine, kendisine hayat ver­miş olan Tanrının halkı sömürmeğe izin vermeyeceğini düşündü. Gelgelelim, halkı sömürmekten

okumak için tıklayınız

“Haklı Çıkarsam Çok Eğleneceğiz” Aylin Balboa ile Söyleşi

Edebiyat dünyası yeni bir yazarla tanışıyor şu günlerde: Aylin Balboa. Sıkı blog takipçileri ve nitelikli edebiyat avcıları uzun zamandır tanıyordu zaten kendisini. Oyuncul, komik ama aynı zamanda okuyucuyu ters köşeye yatıran üslubuyla kendi okuyucu kitlesini yaratmayı başarmıştı Balboa. Hayatı, acıları ya da gündelik olanın içine yerleşmiş klişeleri makaraya alırken, okuyucuyu kendi içine bakması için kışkırtan

okumak için tıklayınız

Bir ilk kitap: Belki Bir Gün Uçarız

“Belki Bir Gün Uçarız”da, oldukça enerjik, alaycı ama aynı zamanda da mustarip bir anlatıcıyı dinliyoruz. Yaşadığı toplumu ve çağı sevdiği pek söylenemez, fakat inkar da etmiyor. Başka bir toplumsal yapıda yaşıyormuş gibi davranmıyor, yalnızca bu delilik çağında aklını muhafaza etmeye ve yaşamaya çalışıyor. Bir yakınınızın ölümünü beklediniz mi hiç? Beklediyseniz, Aylin Balboa’nın anlatıcısını çok iyi

okumak için tıklayınız

Şafak Türküsü – Nevzat Çelik

Şafak Türküsü 1984 yılında “Akademi Kitabevi Şiir Birincilik Ödülü’nü alıp yayımlanınca edebiyat dünyasında bomba etkisi yaptı. Satış rekorları kırdı. İki yıl sonra da Şafak Türküsü ve birçok şiiri Ahmet Kaya tarafından bestelenince Nevzat Çelik adı ve şiirleri milyonlara ulaştı. “beni burada arama anne/ kapıda adımı sorma/ saçlarına yıldız düşmüş/ koparma anne/ ağlama” dizeleri zihnimize, yüreğimize

okumak için tıklayınız

Enver Gökçe ‘nin Sanat, Edebiyat, Şiir Anlayışı

“Ben, sınıf edebiyatı yapıyorum.” Benim sanat görüşüme gelince. Ben, sınıf edebiyatı yapıyorum. Yani Türk halkının, hayatın her döneminde aktif olan, güzel olan, büyük olan bu halkın sanatını yapmaya çalışıyorum. Bence sanat, herşeyden önce bu sınıfın yaşam kavgasındaki gücünü, kudretini ortaya koymasındadır. 1940 yılına gelinen yıllarda Türkiye’de çeşitli sanat görüşleri var olmuştur. Bilhassa endüvalist sanat biçimine

okumak için tıklayınız

“Özgür Suriye” Ne Kadar “Özgür”? – Kansu Yıldırım

Bazılarının zannettiği gibi emperyalizm 19. veya 20. yüzyılda bir anlama sahip olup, 21. yüzyılda yerini küreselleşmeye bırakmış, modası geçmiş bir kavram değildir. Emperyalizm, Lenin’in ifadesiyle çürüyen ve asalak kapitalizm olarak “üstyapıya” da tekabül eder (Lenin, Mart 1919). Georges Labica’ya göre Lenin’in kullandığı “üstyapı” ifadesi emperyalizmin hem üretim sürecine hem burjuvazinin siyasal faaliyetlerine hem de devlet

okumak için tıklayınız

Okumadığınız için teşekkürler!

Okumadığınız İçin Teşekkürler yayıncılık sektörüne ve kapitalist düzen içinde evrim geçiren kültür yönetimine eleştirel bir bakış getiriyor. Neden bazı kitaplar çok satanlar raflarının daimi misafiridir de bazı kitaplar bu rafların yanına bile yaklaşamaz? Bir kitabın çok satmasını sağlayan nedir? Ya da iyi bir kitap ile kötü bir kitap arasındaki çizgi bir raf kalınlığında olabilir mi?

okumak için tıklayınız

Parçalanmış Zamanlar – Eric Hobsbawm

Eric Hobsbawm ölmeden önce yayına hazırladığı son kitabı olan bu eserde, sanatların hem çiçek açmasını hem de dağılmasının koşullarını yaratan paternalist kapitalizmi, küreselleşmeyi ve toplu tüketici toplumunun ortaya çıkışını irdelemekte; bu kapsamda, ‘özgür entelektüel’in altın çağının sona erişi, unutulmuş büyük insanların hayatları, sanat ile totalitarizm arasındaki ilişki, ayrıca sürrealizm, kadınların özgürleşmesi ve Amerikan kovboyu gibi

okumak için tıklayınız

Sahalin Adası – Anton Çehov

Anton Çehov, 1890 yılında Rusya’nın en doğu ucuna doğru zahmetli bir yolculuğa girişti. Sonrasında bir nüfus sayımı için Japonya’nın kuzeyindeki Sahalin Adası’nda binlerce tutuklu ve yerleşimciye söyleşiler yaparak üç ay geçirdi. Sahalin Adası’nda tanık olduğu şeyler -kırbaç cezaları, erzak ve ikmal malzemelerinin zimmete geçirilmesi, kadınların fuhşa zorlanması- Çehov’u hem son derece şaşırtmış hem de öfkelendirmiştir.

okumak için tıklayınız

“Bu makine kafalı, makine kalpli adamlara teslim olmayın!” Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filminden

“Umutsuzluğa kapılmayın.” Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak.

okumak için tıklayınız

Tarihyazımının Sarmalındaki “Tarih” – Gülçin Ayıtgu

“Tarih“in ne olduğuna ve tarihsel gelişimin nasıl gerçekleştiğine ilişkin soru uzun yıllar boyunca “tarih nasıl yapılır?” şeklinde sorulmuştur, bugün ise bu sorunun “tarih nasıl yazılır?”a dönüştüğünü görmekteyiz. Bu soru zaman zaman failin içinde bulunduğu koşulları değiştirebilme gücüne ket vuruyor gibi görünse de aslında hala tarihin nasıl yapıldığını ve neyin tarihsel olup olmadığını sormaya devam etmekteyiz.

okumak için tıklayınız

Utanç üzerine* – Hatice Balcı

‘’Kişilik bozulmalarının ve sapmalarının içinde tek bir tanesi yoktur ki başlangıcında bir aşağılanış bulunmasın.’’ Andre Gide ‘’Durgun sulardan zehir bekle ancak’’ Blake Son iki gündür ‘’Utanç’’ın içinden geçerek Coetzee’yi düşünüyorum. Bizi içine aldığı labirentini, ıssız patika yollarını, David’in nota kağıtlarını… Byron’un İtalya günlerine ilişkin opera yazmak istiyor David ve ironik bir biçimde, Byron’un değişken ruha sahip ve

okumak için tıklayınız

Egemen Tarih Anlatısının Ötesinde – Ebubekir Aykut

Giambattista Vico, “Bizler ancak kendimizin neden olduğu ve kendimizin yaptığı şeyi nedensel, temelli ve doğru olarak bilebiliriz” şiarını dile getirdiğinde “Yeni Bilim”in doğuşunu müjdeliyordu; Tarih bilimi. Kendi yaşadığı dönemde metafizik tartışmalara boğulmuş doğa bilimlerinin yerine “doğrudan ve yetkin olarak tanıma” olanağına sahip olduğumuz toplum bilimine yönelmemiz gerektiğini öne süren Vico, tarih düşüncesini bu bilimin temeline

okumak için tıklayınız

“Bekleme Odası”: Tarih – Yasin Karaman

Isadore Twersky, Harry Austryn Wolfson’un 1974’deki ölümünün ardından onun hakkında yayınladığı bir yazısında, bu ünlü felsefe tarihçisinin yorulmak bilmez çalışkanlığını ve mesleki titizliğini vurgulamak isterken, onun “modası geçmiş bir gaon”u andırdığını söyler. 7. ve 13. yüzyıllar arasında Talmud araştırmacılarına ilişkin dini ve toplumsal bir onurlandırma nişanesi olan gaon, İbranicede aşağı yukarı “hazret, üstat” anlamına gelir.

okumak için tıklayınız

TÜBİTAK’ın beğenmediği proje, dünya birincisi oldu

Hazırladığı fizik projesiyle TÜBİTAK yarışmasına katılan ancak dereceye giremeyen lise öğrencisi, katıldığı “First Step to Nobel Prize in Physics” yarışmasında dünya birincisi oldu. İstanbul’da özel bir lisede okuyan 12. sınıf öğrencisi İlayda Şamlıgil’in TÜBİTAK yarışmasında dereceye giremeyen projesi, “First Step to Nobel Prize in Physics” (Nobel Fizik Ödülü’ne Doğru İlk Adım) adlı yarışmada birinci oldu.

okumak için tıklayınız

Laz, Ermeni, Gürcü, Hemşinli aydınlardan Kobanê’ye destek

Açıklamada şöyle denildi: “İktidarın, halkların protestolarına karşı da başından beri olduğu gibi IŞİD’in yanında olduğu aşikardır. Susan dilsiz şeytandır! Tarafsızım demek ezenlerden, katillerden, IŞİD’den taraf olmaktır! Egemenlere, IŞİD’e, iktidarın yalan dolu kanlı politikalarına karşı herkes halkların kardeşliği temelinde saf tutmalıdır. Biz bu topraklarda yaşayan; Lazlar, Aleviler, Ermeniler, Gürcüler, Hemşinler, Adigeler, Abhazlar, Osetler, Çeçenler, Azeriler, Türkmenler,

okumak için tıklayınız