Yazar: cemalumit

Kadınların Tarihi – Melike Uzun

“Her zaman meçhul askerden daha meçhul birisi vardır. Meçhul askerin karısı.” Komünist Manifesto’dan beri tarihsel bilgi üretiminin yalancı bir iktidar edimi olduğunun farkına varıldı. Tarih generallerin ve kralların başarı ve başarısızlık hikâyelerinden değil, cephede savaşan erlerin, yapıya taş taşıyan kölelerin, kendilerini savaşa sürükleyenle, köleleştirenle mücadelesinden oluşuyordu. Böylece er ve kölelerin hikâyeleri anlatılmaya değer bulunmaya başlandı.

okumak için tıklayınız

Tarih Öğretimi Kimin Hizmetinde? – Zerrin Yılmaz

Kimliğimiz üzerine düşünmeyiz. Kimliğimiz üzerine düşündüğümüzde ya kimliğimizden dolayı ötekileştirilmişizdir ya da ötekiyle karşılaşmışızdır. Kierkegaard’ı hatırlatır biçimde birey, kimliğinden dolayı tekinsizliğe kapıldığında ya da kaygıya düştüğünde neliği üzerine düşünmeye başlar. Türkiye’de yaşayan bireyler için “kimlik problemleri” aslında çok tanıdıktır. Türkiye’de bireyler, birçok etiketlemeyle ve ötekileştirmeyle yaşar. Kimliği kategorize etme ve tanımlama çabası, kendi içinde anlamlı

okumak için tıklayınız

Yağmurla Gelen – Yaşar Kemal

Çocuk gözleri neler neler biriktirir şu hayatta? Yaşar Kemal’den: Yağmurla Gelen. Yağmurla Gelen, açlığın, kimsesizliğin, korkunun, kâbusların koynundan çıkmanın, direnmenin, inat etmenin, sokakların diliyle yoğrulan bir çocuğun hayatını anlatıyor… Dünyaya bir kez Muhterem Yoğuntaş’ın gözlerinden baktıktan sonra, o dünya bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Yağmurla Gelen, Türkiye edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’den hayata tutunmak,

okumak için tıklayınız

Bilim Tarihi – John Gribbin

Bilim Tarihi dünyayı algılayışımızı değiştiren insanların ve onların içerisinde yaşadıkları altüst oluş dönemlerinin büyüleyici öyküsüdür. Düşünceleri yüzünden Engizisyonda yargılanan Galileo’dan rakiplerini tarih kitaplarından silen Newton’a; keşfettiği ve adını verdiği element yüzünden ölen Marie Curie’den geçmişte buzul çağının yaşandığını kanıtlamak için meslektaşlarını bir dağın tepesine çıkartan Louis Agassiz’e dek herkesi bu kitapta bulabilirsiniz. Öncüler, ileriyi görenler,

okumak için tıklayınız

Kardeş, sırdaş, yoldaş Rus şiiri – Onur Behramoğlu

Ne çıkar bir kaygı daha eklenmişse / Çağıltılı nehre bir gözyaşı daha damlamış ne çıkar…/ Sen o’sun yine, ormanlar, tarlalar…/ Ve kaşlarına kadar nakışlı bir boyun atkısı… Puşkin, Lermontov, Blok, Hlebnikov, Ahmatova, Pasternak, Mandelştam, Tsvetayeva, Mayakovski, Yesenin, Tvardovski, Yevtuşenko, Voznesenski, Ahmadulina, Brodski gibi dev şairlere dev romancıların, bestecilerin, her alandan sanatçıların eşlik ettiği Rusya!..Eksi yetmişlerin

okumak için tıklayınız

Ölümünün 15. Yıldönümünde Süleyman Okay anılıyor

> BALIKÇI > Hırçındı imbatla gelen günleri balıkçıların > Durak yerleriydi hep sabahçı kahveler > Sabırla küfür dolaştırdı birbirine > Pazularında bir yürek, ortasında hançer > Yıllar yılı balıkla düşüp kalkmalar > Kilosu nedir, ederi, boyu, raconu > Zıpkın yemiş bir emekli girse araya > Bütün gece hep o konu

okumak için tıklayınız

Yaramaz Fareler – Helga Bansch

Birlikte Yaşamak Mümkün…Yeter ki Anlaşmaya Gönlün Olsun! Gülsen Hanım ne yaptı ne ettiyse, evini istila eden farelerden kurtulamamıştı. Onları zehirlemeye bile kalkışmış ama yine de onlarla baş edememişti. Çaresiz kalan yaşlı kadın, sonunda evini terk edip şehre taşınmaya karar verdi. Şehirde fare yoktu ama penceresinin önünde sebze bahçesi de yoktu. Her yer asfalt ve betondu.

okumak için tıklayınız

Doğuştan gözleri görmeyen birine ay ışığını nasıl anlatırsınız? Uğur Ersöz

Beethoven’ın 1792-1822 yılları arasında yazdığı 32 sonat içinde en tanınmışı, hiç şüphesiz, No.14 Do diyez minör Sonat, nam-ı değer Ayışığı Sonatı’dır. Sonatın ismine bakıldığında birçok rivayet anlatılır. Bunlardan en önemlisi; Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaktadır. Tam bu sırada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci

okumak için tıklayınız

Platonov’un izini sürdüğü o tek gerçek

Maksim Gorki’ye yazdığı bir mektupta “Bir Sovyet yazarı olabilir miyim sahiden? Yoksa nesnel olarak imkânsız mı? diye sorar Andrey Platonov… Gorki ise 1929 yılında şöyle yazar cevap olarak: “Gücenmeyin, üzülmeyin, her şey gelip geçer ve tek bir gerçek kalır… Ve kalan tek gerçek Platonov’un hikâyelerinde bütün çarpıcılığıyla karşımıza çıkar. Okudukça Platonov’un kurduğu kendine özgü şiirsel

okumak için tıklayınız

Bugünün işini yarına, hatta bir ay sonraya bırakanlara

John Perry oldukça başarılı ve iyi bir felsefeci olarak asıl ününü ilk yazdığı ve kitabının ilk bölümüne aldığı ‘Sistematik Erteleme’ makalesi ile kazandı. Perry’ye göre sistematik erteleyiciler aslında çok fazla iş kotaran kimselerdir, yeter ki bu işler “daha önemli şeyleri yapmamanın bir bahanesi olsun.” Felsefede, kökeni Antik Yunan’a dayanan çok güzel bir terim vardır: ‘akrasia’,

okumak için tıklayınız

Evrim teorisine felsefi yaklaşım

Derek Turner’ın ‘Paleonotoloji ve Evrim: Felsefi Bir Yaklaşım’ adlı kitabı, tam da evrim teorisi tartışmalarına bilim felsefesi üzerinden bakarak okuyucuyu, biraz yorucu da olsa, konu üzerinde derinlemesine düşünmeye davet ediyor. Bir elinize tümüyle aydınlatılmış bir gerçekliği, diğer elinize de söz konusu gerçekliği anlamaya yarayacak araçları verseler, hangisini seçerdiniz? Tercihiniz ikincisinden yana olacaksa ‘Paleontoloji ve Evrim’

okumak için tıklayınız

Yıkın Boğaziçi’ni, ODTÜ’yü, Bilkent’i!

Orlin Sabev’in monografisi Osmanlı’da eğitimin modernizasyonu sürecine dair bugün de anlamlı olan birçok soruyu gündeme getiriyor. Önce Binali Yıldırım, öğrencilik yıllarında “yoldan çıkarım” korkusuyla Boğaziçi Üniversitesi’ni tercih etmediğini açıkladı ki bir ulaştırma bakanının ‘yoldan çıkma’lardan korkması kadar doğal ne olabilir? Daha sonra Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Yusuf Kaplan, yeni cumhurbaşkanına önerdiği yirmi maddeden on dokuzuncusunda,

okumak için tıklayınız

Edebiyatı kim öldürdü?

Dubravka Ugresic, kitap fuarlarında kitaptan ziyade ‘genç yazar eti’ seçildiğini, fuarların edebiyatla alakası kalmadığını, kitabın giderek metalaştığını ve edebiyatın bu acımasız liberal kapitalist düzene terkedildiğini tartışıyor. Eğer Thomas Mann bugün yazmış olsaydı ABD’de kitabını basacak bir yayınevi bulamazdı; ona kitaplarının yeterince seksi olmadığı söylenirdi.” Bu sözler zihnen ve vicdanen Avrupalılaşmamış, 20. yüzyılın en önemli Hırvat

okumak için tıklayınız

Yumruk gibi öyküler!

Gazeteci Oğuz Güven’in, acı acı gülümseten, yumruk gibi, hepsi gerçek yeni öykülerle genişletilmiş “Zordur Zorda Gülmek” adlı kitabı raflarda. Güven’le kitabını konuştuk. -Yaşayanlar unutmadı elbet ama kuşaklara unutturuldu/unutturuluyor… Yumruk gibi öyküler, yumruk gibi bir kitap “Zordur Zorda Gülmek”. Cuntanın halkla “yakın teması”nın, yakan yakın tarihin, yakılan, canına itinayla kastedilen insanlığın güncesi… Bu noktada “yaşayazan” bir

okumak için tıklayınız

Freud, yazarları etkilemeye devam edecek – Ahmet Oktay

Freud’un edebiyat ve sanatla ilgisinin kuramını oluşturduktan sonra başladığını söylemek gerekir. Şu vurgulanabilir: Freud kuramını oluşturduktan sonra sanat ve edebiyat yapıtlarında savlarını doğrulayacak pek çok öğe bulunduğunun farkında olmuş, örneğin “Dostoyevski ve Baba ve Katli” adlı yazısında (1925-1928 arası) kuramının romanda nasıl desteklendiğini göstermiştir. Freud ‘baba ve katli’ sorununu, başka yazarlardan da yararlanarak (örneğin Frazer)

okumak için tıklayınız

Freud edebiyat ilişkisi

1999’dan bu yana Bilgi Üniversitesi’nde “Psikanaliz ve Edebiyat”, “Psikanaliz ve Popüler Edebiyat” ve “Kültürel İncelemelerde Psikanalitik Yöntem” dersleri veren Bülent Somay ile Freud-edebiyat ilişkisini konuştuk…. “Psikanaliz ve edebiyat” adlı derste neler anlatıyorsunuz öğrencilerinize? Bu derste psikanalizi bir tedavi yöntemi olarak değil de bir düşünme, çalışma yöntemi olarak anlatmaya çalışıyorum. Sonra da bu yöntemin çeşitli uygulamalarını

okumak için tıklayınız

Edebiyat Freud’un müttefikiydi

İstanbul Psikanaliz Derneği ve Paris Psikanaliz Kurumu üyesi, psikiyatr-psikanalist Dr. Talat Parman, sorularımızı yanıtladı. Bir psikanalist olarak Freud ve edebiyat ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un “Sizin ustalarınız kimlerdir?” sorusuna kütüphanesini dolduran önemli edebiyat yapıtlarını göstererek yanıt verdiği sıklıkla söylenir. Öte yandan, Freud’un yaşamı boyunca tek bir ödül aldığını, onun da Goethe Ödülü olduğunu

okumak için tıklayınız

Edebiyat ve psikanaliz arasındaki çok yönlü ilişki Freud’la başlar – Yıldız Ecevit

Edebiyat ve psikanaliz arasındaki çok yönlü ilişki geçtiğimiz yüzyıl dönümünde Freud’la başlar. Freud bilinçaltıyla ilgili kuramını oluştururken, onu en çok ilgilendiren konulardan biri de ‘yaratıcılık’ edimiydi; sanatçının, çoğunlukla da edebiyat sanatçısının nasıl yarattığı, ilham denen olguyla bilinçaltının kesiştiği noktaların neler olduğu, araştırmalarında öncelikli bir konumdaydı. Bilinçaltı kuramıyla ilgili kimi önemli önermelerini de yine edebiyat sanatçılarına

okumak için tıklayınız

Ruhu fırtınalı, bir yalnız adam: Tanpınar – Elif Şahin Hamidi

Ölümünden yaklaşık on yıl sonra yeniden okunmaya başlanan, geç de olsa fikirleri ve eserleri üzerine tartışılan Tanpınar’ın aydaki suretine şahit olmak, ayın yüzeyine karınca silsilesi gibi dizilmiş eski Türkçe satırların sırrına ermek istiyorsanız Nazlı Eray’ın son romanına buyurun. Tıpkı Kafka gibi kıymet-i harbiyesi sonradan anlaşılanlar tayfasından biri Ahmet Hamdi Tanpınar. Hani en yakın arkadaşlarının bile

okumak için tıklayınız

Sevgili annemiz Platonov – Ahmet Büke

Platonov, insan ruhunu son zarına kadar soymayı ve en derinine bakmayı başarıyor. Belki de dünyadaki -doğal olarak yazıdaki- en zor yöntemle bunu başarıyor: Sadelik! Son sözü baştan söylemeli: Dünyayı bize getirenler var. Kendi tarifleriyle, bir binayı son tuğlasına kadar yıkıp yeniden kuruyorlar. Her dilin neredeyse sonsuz bir evren olduğunu düşünürsek, onlar müthiş bir paralel kozmik

okumak için tıklayınız