Kategori: Denemeler

İkinci Hayat – Nurdan Gürbilek “evin hayatımızın merkezine oturduğu bir dünyada bizi evin gerçek ve mecazi, olumlu ve olumsuz anlamları üzerine”

“Her yazarın içinde az ya da çok bir yer yaratma, bütün yerleri geride bırakıp yazıya yerleşme isteği vardır. Bir yazınsal vatan: Bu taşlı toprağı ben yarattım, bu geniş bozkırı, bu yeşil tepeleri, bu zirveleri karla kaplı dağı ben yarattım. Dağda yanan ateş, ateşin başında toplanmış insanlar, insanların dinlediği hikâyeler benim eserim. Ama sadece bir yazı

okumak için tıklayınız

Aristos – John Fowles “insan özgürlüğünün kendini ortaya koyduğu çeşitli biçimleri irdeleyen denemeler”

Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Koleksiyoncu ve Büyücü adlı romanlarıyla ülkemizde de adını duyurmuş olan ünlü İngiliz yazar John Fowles, Aristos başlığını taşıyan deneme kitabında “yaşam” üzerine tuttuğu notları bir araya getiriyor. Kitabın temel esin kaynağı, MÖ 5. yüzyılda, kendi ülkemizin topraklarında, Efeste yaşamış olan filozof Herakleitosun günümüze ulaşan notları. Kitaba ana başlığını veren “aristos” sözcüğü,

okumak için tıklayınız

Zaman Tüneli – John Fowles “yaşamı boyunca kafasını kurcalayan, onu düşündüren ve eğlendiren konulara değinen kitap”

Çağdaş İngiliz edebiyatının usta kalemi John Fowles, birer başyapıt olan romanları Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Koleksiyoncu ve Mantissa’nın ardından, bu kez düzyazılarıyla karşımızda. Fowles’un gözden kaçmış son derece kişisel yazılarını topladığı Zaman Tüneli, hemen her konuyu merak eden, bu merakını okuruna da bulaştırmak isteyen bir yazarın yirminci yüzyıla kişisel bakışını gözler önüne seriyor. Böylelikle, bu

okumak için tıklayınız

Corono Aşısına Kadar Neler Yaşanabilir? Dr. Suat Kamil Aksoy

Önce şu sürü bağışıklığı konusuna değinmek gerek. Yaşamakta olduğumuz olayın bir çok bilinmeyeni var. Daha doğrusu kesin olarak bilinmeyeni var. Bu virüsün insanları ne oranda öldürdüğünü tam olarak henüz bilmiyoruz. Bu konuda tahminlerimiz var. Örneğin yüzde dörtten az olduğunu kesin olarak biliyoruz. Yüzde dört virüsle ilk mücadelenin yaşandığı Çin örneğindeki pozitif olgu ve toplam ölen

okumak için tıklayınız

“Penceredeyiz sarmaş dolaş, kendimizi seyrediyoruz sokaktan”

Sokağa çıkma yasağının ilk günleriydi. Gece çöktü. İnsanlar dairelerinden balkona çıktılar. Cesaretlerini nağme olarak bestelemiş olanlar, siluetlerini ışıklı balkonlara sürüyerek yalnız veya çiftler halinde şarkılar söylemeye başladılar. Bir ülkenin krizde birleştiğini anlatan görüntüleri gördüğümde, Paul Celan’ın bir şiirinden bir dize düştü aklıma: “Penceredeyiz sarmaş dolaş, kendimizi seyrediyoruz sokaktan: Vakit erişti, herkesler bilsin bunu! Artık çiçek

okumak için tıklayınız

Oğuz Atay: Kafka’nın insanlarında gittikçe bir ilgisizlik, farksızlık başlar. Entropi başlar yani.

Eddington’u (The Nature of the Physical World) okuyorum. Yıllar önce okumuş olduğum ‘entropi’ sorunu yine ilgimi çekti. Benjamin’in Kafka’yı anlatırken, Eddington’un sözleriyle benzetme yapması ve entropi. Einstein’a göre milyarlarca yıl sonra evren bir ısı ölümüyle karşılaşacak -maksimum entropiye ulaşacak. “Bize ne?” denebilir. Kafka’nın dehşetinde entropiyi sezmesinin payı var. Ayrıca insan yaşarken ‘sezgi’ ile bu, milyarlarca

okumak için tıklayınız

Parçalanma – Emil Michel Cioran “her yerde uğursuz bir uyuşukluk hüküm sürüyordu”

“Sabahtan öğlene kadar ‘insan bir girdaptır, insan bir girdaptır,’ diye tekrarlayıp durdum. Daha iyisini bulamıyorum, çok yazık! “Kuş pazarı. Şu pır pır eden küçücük bedenlerde ne biçim bir güç, ne biçim bir azim var! Bu hiçin içinde kök salıyor yaşam; bir parçacık maddeye can veren, ve zaten bizzat o maddeden çıkan ve onunla birlikte yok

okumak için tıklayınız

Guernica Toplumu – Josef Hasek Kılçıksız

Guernica siyah, beyaz ve gri tonlarda olan bir resim. Bu resmin, günümüz “neo guernical” toplumuna bir analojiyle, içine gizlediği imgelerin birer yeraltı karakterleri olduğunu söyleyebilirim. Çünkü neo liberal başarı anlatısının ekonomik ve sosyal evreninde yeraltı karakterleri sadece birer munzam zayiat (collateral damage) kadar yer işgâl ederler. İnsan ve hayvan organlarının parçalanmış ve içiçe girmiş resminin

okumak için tıklayınız

“O tek cümle birden her şeyi değiştirdi” – Ahmet Altan

___ Uyandım. Kapı çalınıyordu. Hemen karşımdaki ışıklı elektronik saate baktım… 05:42 rakamları yanıp sönüyordu. “Polisler’’ dedim. Ülkedeki bütün muhalifler gibi ben de her gece, şafak vakti kapının çalınmasını bekleyerek yatıyordum. Geleceklerini biliyordum. Gelmişlerdi. Polis baskını ve ardından yaşanacaklar için giysiler bile hazırlamıştım. Beli, kendi içinden bir iple bağlanan, kemere gerek göstermeyen ketenden bol siyah bir

okumak için tıklayınız

Ahmet Altan: “Yenilecek misin? Boğayı boynuzlarından tutup devireceksin. ”

Göçmen kuşlar gittiler. Avlu sessizleşti. O koyu sessizlikle birlikte sanki biraz daha daraldı, duvarları biraz daha yükseldi. Yaz boyunca onların çılgın ötüşleriyle uyanmaya alışmıştım. Güneş doğarken başlarlar, karanlık çökene kadar hiç durmadan tükenmeyen bir neşeyle öterlerdi. Oğlanlar kızlara hediyeler taşırdı: Otlar, çiçekler, böcekler, meyve parçaları. Birbirlerine kur yaparlardı. Sık sık oğlanlar kanat çırpıntılarıyla kavgaya tutuşurlardı.

okumak için tıklayınız

Kendi kaderini yazan romancı – Ahmet Altan

İki metre yükseklikteki bir kürsüde oturuyorlar. Kırmızı yakalı siyah cübbeleri var üstlerinde. Birkaç saat sonra benim kaderim hakkında karar verecekler. Onlara bakıyorum. Hayatın ipliğini kesecek Moiralara benzemiyorlar. Sıkıntıyla gevşettikleri kravatlarıyla Gogol’ün küçük memurlarını andırıyorlar daha çok. Ortada oturan başkanları sağ kolunu ıslak çamaşır gibi kürsünün üstüne serip parmaklarını oynatıyor ve oynayan parmaklarını seyrediyor. Yüzü dar

okumak için tıklayınız

‘’Sen, bütün o okuduklarının özetisin’’

Iowa eyaletinin Ames kentinde yayınlanan yerel “Ames Daily Tribune” gazetesinin köşe yazarı Rod Riggs, hızlı okuma kurslarının yayılmaya başladığı 60’lı yılların ortasında, bir arkadaşının bu kurslardan birine gittiğini yazacak ve şu şakayı yapacaktı; ‘’Tolstoy’un Savaş ve Barış romanını 20 dakikada bitirmiş. Rusya hakkındaymış kitap’’. Yönetmen Woody Allen’ın, ‘Parayı Al ve Kaç’ filminde bir sahnede kullandığı replikle daha da ünlendi

okumak için tıklayınız

Dil – Eduardo Galeano “Uruguay diktatörlüğünün en büyük cezaevinin adı Özgürlük’tü”

Dil/1 Çokuluslu şirketler böyle adlandırılır, çünkü aynı zamanda pek çok ülkede faaliyet gösterirler, ama zenginliği, politik, askeri ve kültürel gücü, bilimsel bilgiyi ve yüksek teknolojiyi tekelleştiren az sayıda birkaç ülkeye aittir. En büyük on çokuluslu şirketin şu andaki ederi yüz ülkenin gelirine eşdeğerdir. Gelişmekte olan ülkeler, başkalarının gelişmeleri nedeniyle topal kalmış ülkelere uzmanların verdiği addır.

okumak için tıklayınız

Velhasıl – Ercan Kesal “İnsan kalacağız!”

“‘Geçmiş’, ‘bugün’ dediğimiz şeyin içinde saklı duran bir anılar yumağı. Aynı zamanda gelecekten de kehanetler içeren bir yumak bu. Yaşadığımız her şey, ardımızdan yuvarlanıp birikerek ‘şimdi’yi oluşturduğu için geçip gitmiş; kaybedilmiş bir şey de yok aslında. (…) Zamanın kendine ait bir şiddeti ve gücü var. Hatırladığımızda bize acı ve keder veren şeyler saklı içinde. Ama

okumak için tıklayınız

Tepelere Doğru Didinmek… Elif Şahin Hamidi

Uzun ve yorucu bir günün sonunda, yine soğuk ve yağmurlu bir Eskişehir akşamında, otobüsün buğulu camına başımı dayamış, yurda doğru yol alıyorum. Sol tarafımda oturan iki küçük çocuk dikkatimi çekiyor. Yanılmıyorsam kardeş değiller; iki minik dost gibi görünüyorlar. Biraz daha ufak tefek olanı, koltukta şöyle bir doğrulup, buğulu camlara kocaman “BARIŞ” yazıyor. Küçük dostuyla birlikte

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Kazı, kazan! ne, peki? 12 Eylül demek. Tüketim toplumuna öykünme demek, lümpen devlet anlayışı demek.

Kazı, kazan! Kazı, kazan! Baraka! Baraka! — O, neden o? — “Kaz, kazan!”da ses kakışımı var. Yani kakafoni, ya da tenafür. Ses tiksintisi de diyebiliriz. “Baraka” sözcüğü daha iyi anlatıyor “Kazı, kazanı. Tanrı’nın lutfu demek, şans demek, beklenmedik mutlu şey demek “baraka”. Petrol bunalımından sonra bütün Batı dillerine girdi bu sözcük. 12 Eylül’den sonra ülkemizde

okumak için tıklayınız

Hatayı Kendinde Arayan İyi Yürekliler – Fırat Devecioğlu

Neredeyse her gün, hayal kırıklığı yaşayan, iyi yürekli birinin üzüntüsüne şahit oluruz. Belki de bugün, önemsenmeyen inceliklerimiz yüzünden kırılan kalp bize aittir. Gördüğümüz en hüzünlü bakış, yaşadığı kötülükleri anlamaya çalışan ve her defasında kendini suçlayan iyi yürekli insanların gözlerindedir. Kimseye zararı olmayan ve kendine has naif üzüntüleriyle dolu iyi insanları gün içinde göremiyorsanız, durduğum yerden,

okumak için tıklayınız

Paskalya Çöreği – Josef Kılçıksız

PASKALYA ÇÖREĞİ Çocukluğun büyülü bir bahçe olduğu hep söylenir. Erginleşme ise büyü bozumudur. Masalların gücü buraya dayanır. Antakya Ortodoks kilisesinde yine bir paskalya yortusu törenindeyiz. Bir sürgü gıcırdıyor taş avlusunda. Yahudiler Pilatius’tan hırsız yerine İsa’yı serbest bırakmasını isteselerdi bu bayramı kutlayamayacaktık. Bu güzelim bayramı Yahudilere borçlu olduğumuzu çocuk aklımızla bilemezdik. Biz Ortodokslar, gregoryen takvimi yerine

okumak için tıklayınız