Kategori: Felsefe

KORKUDA BİR KAVRAM: Ateş yakıyor, gök gürlemesi ürkütüyor, su boğuyor, yel sürüklüyordu.

KORKUDA BİR KAVRAM Bir XVIII. yüzyıl düşünürü, Volney (Constantin François, Comte de Chasseboeuf, 1757-1820), gök ölçüsünün hikayesini kendi açısından; şöyle anlatıyor: İlk insanların hiçbir düşünceleri yoktu. Önce kollarını, bacaklarını kullanmasını öğrendiler. Gittikçe; babalarının deneylerinden yararlanarak geliştiler. Yaşama araçlarını sağlama bağladıkça zekaları, ilkel gereksemeler (ihtiyaçlar) zincirinden kurtularak dolayısıyla anlamalara; sonuç çıkarmalara (istidlallere) yöneldi. İnsan zekası, giderek,

okumak için tıklayınız

Jean-Jacques Rousseau: Egemen gücü zorbalıkla kendine mal edene despot diyeceğim

Hükümetin Kötüye Kullanılması ve Bozulmaya Yüz Tutması Özel istem durmaksızın genel istemi etkilediği için, hükümet de egemenliği etkilemekte sürekli bir çaba gösterir. Bu çaba ne denli artarsa, ana yapı o kadar değişikliğe uğrar ve burada hükümdarın istemine karşı gelip, bir denge kurabilecek bir bütün istemi bulunmadığı için, hükümdar sonunda egemen varlığa ister istemez baskı yapacak

okumak için tıklayınız

Jean-Jacques Rousseau: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi nasıl olabilir?”

Madem hiçbir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkenin temeli olarak, kala kala yalnız sözleşmeler kalıyor. Grotius diyor ki: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyor da, neden bütün bir ulus kendi özgürlüğünü aktarıp bir kralın buyruğuna giremesin.” Burada açıklanması

okumak için tıklayınız

Krizde Felsefe ve Direniş – Costas Douzinas

Küresel kriz ve direnme hakkı, neoliberal biyopolitikalar ve doğrudan demokrasi, entelektüellerin sorumluluğu ve çokluğun şiiri hakkında bir kitap bu. Costas Douzinas Yunanistan örneğinden yola çıkarak birbiri ardına patlak veren protesto, ayaklanma ve devrimlerin siyaset manzarasını kökten değiştirdiğini öne sürüyor. Bu yeni siyaset direnme dürtüsünün, insan ruhunun o kalıcı özelliğinin son örneği. Avrupa Birliği ve IMF,

okumak için tıklayınız

Simone de Beauvoir: Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur! (1975) | Türkçe Altyazılı

1975 tarihli “Simone de Beauvoir: Neden Feministim?” adlı 50 dakikalık kayıttan kısa bir kesit. Çeviri: Ümid Gurbanov Ünlü feminist kuramcı Simone de Beauvoir, 1975 yılında katıldığı bir TV programında -ki kendisinin televizyona çıktığı ender anlardan biridir bu- İkinci Cins kitabı bağlamında feminizmin ne olduğunu ve önemini anlatıyor, kadın-erkek eşitsizliği ve kadınlara yönelik uygulanan baskı ve

okumak için tıklayınız

Kriton veya Ödev Üzerine – Platon

Sokrates, toplumun inandığı tanrılara saygı duymama, yeni tanrılar icat etme ve gençlerin ahlakını bozma suçlamasıyla idama mahkûm edilir. Ancak cezası hemen infaz edilmez, çünkü Atinalılar cezanın infazı için, kutsal bir vazifeyle Delos’a gönderdikleri heyetin geri dönmesini beklemektedirler. Sokrates’in infazından iki gün önce, söz konusu heyeti taşıyan geminin artık Atina sularına girdiği yönünde haberler gelmeye başlar.

okumak için tıklayınız

Yazı ve Fark – Jacques Derrida “Kitap labirenttir. Çıktım derken, daha da dalıyorsun.”

Modern düşüncenin klasiklerinden biri olarak, okumaya ve yazmaya odaklanmış bir kitap bu. Okumanın yazmak, yani “zeyil” yapmak olduğunu kabul eden Jacques Derrida’nın 1959-1966 arasındaki özgün okumalarından oluşuyor: Rousset, Foucault ve Descartes, Jabès, Levinas, Artaud, Freud, Bataille ve Lévi-Strauss hakkındaki denemelerinden. Bu yazılar bir yandan modern düşüncenin gelenekten kopmayı amaçlamış akımlarının nasıl geleneksel veçheler taşıdığını, metafizik

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: Ateşli hayal gücü öteden beri hep mektep kaçağıdır.

Kendileri dışında sair herkes hakkında en az fikre sahip insanlar yazmaktan ve okumaktan başka işi olmayan insanlardır denebilir. Eğer elinden okumaktan ve yazmaktan başka bir şey gelmeyecekse insanın okuma yazma bilmemesi daha iyidir. Umumiyetle elinde bir kitapla dolaşan aylak bir adam gerek etrafında olup bitene, gerekse kendi kafasının içinden geçenlere dikkat kesilme gücünden veya isteğinden

okumak için tıklayınız

Güzelin Algılanışı Neden Bizi Mutlu Eder? – Arthur Schopenhauer

Güzelin Algılanışı Neden Bizi Mutlu Eder? Başeserimde (Piaton’un) idealar öğretisini ve onunla ilişkili olan şeyi, yani saf bilme öznesini yeteri kadar ayrıntılı olarak ele aldığım için, bunun bu anlamda benden önce hiçbir surette ele alınmamış bir değerlendirme olduğu zihnimdeki yerini korumamış olsaydı, burada ona bir kez daha geri dönmeyi gereksiz bulurdum. Bu sebepten ötürü eğer

okumak için tıklayınız

Schopenhauer “Bir ahmağın hayatı ölümden daha berbattır”

Seneca, ahmaklığın kendi kendisinin yükü olduğunu bildirir: ömnis stultitia laboratfastidio sui. Çok doğru bir sözdür bu, ki “Bir ahmağın hayatı ölümden daha berbattır” diyen İsa ben Sirak’ ın sözüyle mukayese edilebilir. Ve kural olarak bir insanın zihni bakımdan sefil ve genel olarak bayağı olduğu derecede topluluğa karışabildiği teslim edilecektir. Çünkü bir insanın bu dünyadaki seçimi

okumak için tıklayınız

Negatif Adalet – Schopenhauer

Negatif Adalet Schopenhauer adaleti, hakkaniyetli davranmayı kendince yorumlar. Herkese hakkını vermek değildir adil davranmak; herkese hakkı olanı vermek, zaten onun olanı vermek demektir ki, bu da zaten etik olarak anlamsızdır, çünkü o şey zaten onundur; adil davranmak, hayatın pratiğinde, “başkasının olanı ondan almamak” demektir ki, bu da karşımıza negatif bir adalet/hak anlayışı çıkartır. Adalet negatif

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: “Korkutulmuş insan kendini boyun eğmeye ve yardım için yalvarmaya zorlar”

Dinin Kökeni Korkudur Schopenhauer’in ahlak öğretisinin, ahlak bilincinde nitelikçe yeni bir basamak oluşturma olasılığı, onun dine, inanç sistemlerine yaklaşımında da önemli yansımalar gösterir. Sıkça tekrar ettiğimiz gibi düşünür, aklın içeriklerinin aklın kendi ürünü olduklarından emindi. Ona kalacak olursa filozoflar, insan davranışlarını bağlayıcı ahlak ilkeleri ararken, bunun kaynağını ‘akla’ dayandırmaya kalktıklarında bu akim ve onun içeriklerinin

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: Her türlü sınırlandırma mutlu eder.

6. Her türlü sınırlandırma mutlu eder. Görüş, etkime ve dokunma ufuklarımız ne denli dar iseler, o denli mutluyuzdur: Ne denli geniş iseler, kendimizi o denli sıkıntılı ya da endişeli duyumsarız. Çünkü bu ufuklarla birlikte, sorunlar, arzular ve korkular da büyür. Bu yüzden körler bile, bize a priori[58] görünmesi gerektiği denli mutsuz değildirler: Yüz hatlarındaki yumuşak,

okumak için tıklayınız

Acı çekmenin ortak duygusu bütün insanları birleştirir – Schopenhauer

Hayatı Olumsuzlama Bir eyleme, derin ahlaki düşkünlük ve iğrençlik damgası vurulabiliyorsa, bunun nedeni merhamet eksikliğidir. Azizliğin, olumsuzlamanın iç varlığı, kendi irademizi öldürmek, irade’nin sürüklemelerinden el ayak çekmek, keşişlik, “yaşama irade’sinin” reddi olarak sadece merhametin içinde ortaya çıkar. Yaşama irade’sinin olumsuzlanması, ona ‘hayır’ demek, bizi acıların, ıstırapların dünyasından dışarıya çıkartacak biricik yoldur. Yaşama irade’sine ‘hayır’ demediğimiz

okumak için tıklayınız

Schopenhauer’e göre ruh hali ne zaman kaosa dönüşür?

8. Kusursuz bir ağırbaşlılık içinde yaşamak ve kendi deneyiminden, bu deneyimin içerdiği tüm dersleri çıkarmak için, sık sık durup düşünmek ve yaşanılanları, yapılanları ve deneyimlenenleri ve bu arada duyumsananları yeniden gözden geçirmek, eski yargılarını şimdikiyle, tasarı ve çabalarını bunların başarısıyla ve doyurulmasıyla karşılaştırmak gerekir. Bu, deneyimin herkese okuduğu metnin yinelenmesidir. İnsanın kendi deneyimi de bir

okumak için tıklayınız

Schopenhauer’in 1812’de aklına bir fikir gelir: Üstün Bilinç

1812’de aklına bir fikir gelir. İlk defa, “her türlü deneyimin ve dolayısıyla teorik veya pratik (içgüdü) her türlü aklın ötesinde yer alan bir bilinç” anlamında “üstün bilinç” ifadesini kullanır. Schopenhauer sanki, Fichte’nin düşüncesindeki, Ben-Olmayan’ın öncesine konarak kavranan aşkın Ben [bkz. Sözlükçe] kavramıyla ilişkili bir fikri, ya da belki, Ben-Olmayan’ın, dünyanın aşılmasının ardından geri dönülecek bir

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: İnsanların çoğu öldüğü zaman herhangi bir şey kaybetmiyor

İnsanların çoğunun hayatı öylesine sefil, öylesine önemsizdir ki, öldükleri zaman herhangi bir şey kaybettikleri söylenemez. Bu çeşit kimselerde, değerli bir nitelik taşıyan biricik yan,yani insanlığın genel özellikleri ise, onlar ölseler bile, öteki insanlarda var olmaya devam eder. Devamlılık, bireylerin değil, insanlığın bir özelliğidir. İnsana sonsuz bir hayat verilmiş olsaydı, durmadan yaşayacağı için, en sonunda karakterinin değişmezliği

okumak için tıklayınız

Arthur Schopenhauer: Yaşam bilgeliğinin önemli bir noktası

Yaşam bilgeliğinin önemli bir noktası, biri diğerine zarar vermesin diye dikkatimizi biraz bugüne biraz da geleceğe yöneltişimiz arasındaki orantının doğruluğuna dayanır. Çoğu kimse, fazlasıyla bugünde yaşar, bunlar düşüncesizlerdir; bazıları da fazlasıyla gelecekte yaşarlar, bunlar da korkaklar ve endişelilerdir. Bir kimsenin doğru ölçüyü tutturduğu ender görülür. Çabalama ve umut etme yoluyla, yalnızca gelecekte yaşayanlar, hep ileriye

okumak için tıklayınız

“Her boş vakitte okumak insanı ahmaklaştırır, zihni felç eder” Schopenhauer

Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: Biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. Nasıl ki yazmayı öğrenirken talebe öğretmen tarafından kalemle çizilmiş çizgileri takip eder: Okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir. Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak her zaman bizi

okumak için tıklayınız

Soğuk Temas – İki Savaş Arasında Almanya’da Yaşama Deneyleri ve Mesafe Kültürü – Helmut Lethen

Kültür tarihinin bir kurgusu olan “uygun mesafe” hakkında bir kitap bu. Tarihsel ortamı, otuz yıllık bir savaş dönemi olan 1914 ile 1945 arası. 1918’deki yenilgi sonrası Alman kültüründe yaşanan travmayı tasvir ediyor: Wilhelm İmparatorluğu’nun aşina ufukları kaybolup gitmiştir. Otorite sisteminin çözülmesinin ardından, insanlar modernlikle yaşanan dolaysız karşılaşmayı dondurucu bir şok gibi deneyimlemektedir. Buna tepki olarak

okumak için tıklayınız