Kategori: İnceleme

Korku Metropolü İstanbul / 18. Yüzyıldan Bugüne – Uğur Tanyeli

Mekânlar sadece taşla, betonla, demirle varedilmez. Korkular başta olmak üzere psikososyal haller de mekân kurucudur. Genelde metropoller, özelde İstanbul korku ortamlarıdır ve bu anlamda korku kişisel değil toplumsal bir kaygıdır. Öyleyse mekânın toplumsallığından ve zorunlu olarak da siyasallığından konuşmak gerekir. Mekânda korkulur, mekândan korkulur. Mekânda sıkılınır, mekândan sıkılınır. Bu haller de mekânda dışavurulur. Mekânı korkutmayacak

okumak için tıklayınız

Nostalji, Şövalyelik ve Düşler Âlemi – Robert Fulford

Leonardo DiCaprio Titanic’in pruvasına dikilip “Ben dünyanın kralıyım!” diye bağırdığında, çoğumuzun çocukluktan beri aşina olduğu bir rolü oynadığı için izleyicinin kalbini çoktan fethetmişti. Oynadığı karakter Jack Dawson bir romans kahramanıydı. Eleştirmenler bu duygusal ve az çok öngörülebilir hikâyecilik türünü diğer türlerden ayırmak için bu terimi kullanıyordu; fakat artık buna pek ihtiyacımız yok, çünkü romans o

okumak için tıklayınız

Büyük Anlatılar ve Tarihin Örüntüleri – Robert Fulford

Yarım yüzyıl önce Time dergisi dünyadaki en etkili yayındı ve hakkındaki en önemli şey de o hafta kapakta kim olduğuydu. Medyada otorite açısından Time’a kapak olmak kadar önemli başka bir şey yoktu; şimdiye kadar da daha önemlisi çıkmadı. Kapak olanlar hemen çok mühim, hatta muhteşem kişiler addediliyordu. Şair T. S. Eliot ya da mimar Ludwig

okumak için tıklayınız

Dedikodu, Edebiyat ve Benlik Kurguları – Robert Fulford

I. Dedikodu, Edebiyat ve Benlik Kurguları Hiç şüphe yok ki anlatı dünya üzerindeki varlığına dedikodu, yani bir kişiden ötekine anlatılan basit hikâyeler biçiminde başladı. Dedikodu, varlığını edebiyatın halk sanatındaki karşılığı, olayları özetlemenin ve anlamlarını araştırmanın kestirme yolu olarak sürdürdü. Hikâye anlatmanın daha ihtişamlı diğer biçimleri gibi, dedikodu da endişelerimizi ve korkularımızı ifade eder, ahlaki yargılar

okumak için tıklayınız

Palyatif Toplum / Günümüzde Acı – Byung-Chul Han

Günümüzde her yerde genel bir algofobi, acı korkusu hâkim. Acı toleransı da hızla düşmekte. Algofobi sürekli bir anesteziye yol açtı. Acı yaratacak her durumdan kaçınılıyor. Aşk acılarına bile şüpheyle bakılmaya başlandı artık. Algofobi toplumsal alana da uzanır. Acı verici tartışmalara yol açabilecek çatışma ve fikir ayrılıklarına ve çatışmalarına giderek daha az yer verilmektedir. Algofobi siyasete

okumak için tıklayınız

Tohumların Zaferi – Thor Hanson / Tahıllar, Kabuklu Yemişler, Çekirdekler ve Taneler Bitkiler Âlemini Nasıl Fethetti, İnsanlık Tarihini Nasıl Biçimlendirdi?

“Hem bir keşif yolculuğu hem de bir davet olan bu kitap, tohumların evrim, doğa tarihi ve insan kültürü boyunca açtığı dolambaçlı yolu takip ettikçe büyüyen merakımla birlikte artan bir ilgiden doğdu. Araştırma yaptığım ormanlar ve laboratuvarlardan başlayıp yol boyunca tanıştığım bahçıvanların, botanikçilerin, kâşiflerin, çiftçilerin, tarihçilerin, keşişlerin –ve elbette harikulade bitkilerin, onlara bağımlı olan hayvanların, kuşların,

okumak için tıklayınız

Bertrand Russell: Nietzsche’nin öğretileri hakkında neler düşüneceğiz?

Nietzsche (1844-1900) kendisini haklı olarak Schopenhauer’ın ardılı olarak görmüştü. Bununla birlikte, o pek çok bakımdan Schopenhauer’dan üstündür. Özellikle öğretisinin tutarlılığı ve bağdaşımıyla. Schopenhauer’ın doğulu dünyadan el çekme ahlakı, onun istemi kadir-i mutlak sayan metafiziğiyle uyuşur görünmemektedir. Nietzsche’de istem, metafizik olduğu denli ahlaksal üstünlüğe de sahiptir. Nietzsche bir profesörse de akademik olmaktan çok, edebi bir filozoftu.

okumak için tıklayınız

İdam Görüşmeleri – Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan (TBMM Tutanakları) – Zerdan Öz

Deniz Gezmiş, 28 Şubat 1947`de Ankara`nın Ayaş ilçesinde doğdu. Dedeleri İkizdere, Rize ilçesine bağlı Cimil köyündendir, kökleri Konya`dan bir vesile ile göç etmek zorunda kalmış Oğuzlara dayanır. Yusuf Aslan, 1947 yılında Yozgat`ın daha önce Çekerek`e sonradan Aydıncık ilçesine bağlanan Kuşsaray köyünde doğmuştur. Bu köy Çerkez köyüdür. Hüseyin İnan, 1949 yılında Sivas`ın Gürün ilçesi`nin Bozüyük köyünde

okumak için tıklayınız

Darağacında Üç Fidan – Nihat Behram “Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!”

1968’ler. Tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, “Gerçekçi ol, imkansızı iste, ” diye haykırdığı günlerdi. Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye’de yükseklere taşıdılar. ABD’ye, NATO’ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’da Kişilik ve İşçi Sınıfı

KİŞİLİK VE İŞÇİ SINIFI Çağımız insanının temel sorunu, yani yabancılaş­mayı aşmak için birey ile toplumun, Ben ile dış dünyanın birleştirilmesi, Kafka’nın yapıtlarının çekirde­ğini oluşturur. Bir toplum teki niteliğiyle, umutsuz bir bireysel başkaldırıyla yabancılaşmış bir dünyanın kar­şısına dikilmek değil, bir yere alınabilmek, bir topluma ait olmak, böylece de korkudan, yalnızlıktan kurtulmak, Kafka’nın yıkılması olanaksız tutkusudur. Milena’ya yazdığına göre «her şeyi

okumak için tıklayınız

Toplumsal Cinsiyetçiliğin Kökenleri – Sebahattin Sumeli

Bir olguyu ele alırken, başlangıç noktasına inmeden, çıkış şartlarını, sebeplerini ve gelişim aşamalarını irdelemeden güncellik üzerinden elde edilecek bulgu ve veriler eksik kalacaktır. Dolayısıyla gerek kavramsal gerek ise kuramsal yönleriyle bir şeyi analize tabi tutarken onun tarihsel ve toplumsal gelişim aşamalarını yer ve zamanla bağını koparılmadan yapılmalı ki konu hakkında doğru sonuçlara varılabilsin, ya da

okumak için tıklayınız

Türk Romanlarında Azgelişmiş Babalar – Nurdan Gürbilek

I. Acıların çocuğu tipik ifadesini Kemalettin Tuğcu’nun romanlarında, Yeşilçam’ın çileli çocuk fimlerinde, nihayet 80’lerin çocuk şarkıcılarının kederli sesinde bulmuştu. Ama bu imgenin yalnızca popüler kültüre özgü olduğunu düşünmek doğru olmaz. Başından bu yana Türk seçkinlerinin de başetmek zorunda kaldığı bir sorundu yetimlik. Jale Parla Babalar ve Oğullar’da. Tanzimat romanı bağlamında tam da bu sorunu ele

okumak için tıklayınız

Nilgün Marmara: Sylvia Plath’ın Düzyazılarıyla Şiirleri Arasındaki Temel Farklar; Kurgusal Metinleriyle Dizeleri Arasında Bazı Karşılaştırmalar

“Öykü yazma tutkusu, hayatının en bariz yüküydü. Profesyonel olarak büyük bir başarı kazanmak, zor bir mesleğin erbabı olmak ve gerçek dünyayı ciddi bir şekilde araştırmak istiyordu…” der Ted Hughes, Plath’ın şiiri asıl ciddi iş olan düzyazıdan bir kaçış olarak gördüğü için düzyazı yazabilmeyi şiddetle arzulaması hakkında. Plath düzyazı yazarken karşılaştığı engelleri ifade eder: “…Hayat neredeydi?

okumak için tıklayınız

Freud’a göre Anksiyete – Engin Geçtan

Bir insanın yaşayabileceği en acılı duygu olarak tanımlanabilen anksiyete, psikanalizin ilk döneminde biyolojik kökenli bir olgu olarak kabul edilmişti. Ancak, topografik kuramın yerine yapısal kişilik kuramını geliştirdikten bir süre sonra anksiyete kavramının yorumuna da bir değişiklik getiren Freud, 1926’da yayımlanan “Ketlenmeler, Belirtiler ve Anksiyete” adlı yapıtıyla, anksiyeteyi egonun bir işlevi olarak tanımlayarak bu duygunun psikolojik bir olgu olduğunu ortaya

okumak için tıklayınız

Lev Tolstoy: Dünyanın yaratılışından beri öldürmenin fiziksel ve ahlaki açıdan kötü olduğu bilindiği halde, neden milyonlarca insan birbirini öldürdü?

Savaş ve Barış Adlı Kitap İçin Birkaç Söz (1868) – Lev Tolstoy Beş yıl boyunca, uygun yaşam koşullarında, kesintisiz ve sıra dışı bir biçimde emek harcayarak hazırladığım bu eseri yayımlarken, bir önsözle eser hakkındaki görüşlerimi dile getirmek ve bu arada okurlarda uyandırabileceği şaşkınlığın önüne geçmek istiyorum. Okurların kitabımda benim istemediğim ya da dile getirmeyi başaramadığım

okumak için tıklayınız

Lev Tolstoy: Uzun zaman acı çektikten sonra, bütün bu korkulardan uzaklaşmaya ve bütün bunlardan ne çıkacağından kaygılanmadan ne söylemem gerekiyorsa onu yazdım

Savaş ve Barış için Önsöz (1865) – Lev Tolstoy Benim için gitgide anlaşılır hale gelen ve kararlı bir şekilde açık ve kesin imgelerle kâğıda dökülen 1812 yılının tarihini yazmaya defalarca başladım ve defalarca yarım bıraktım. Bazen başlarken kullandığım yöntem bana önemsiz görünüyordu, bazen o dönemle ilgili bildiğim ve hissettiğim her şeyi yüceltmek istiyor ve bunun

okumak için tıklayınız

Çoğu Zarar Azı Karar / Dünyayı Küçülme Kurtaracak – Jason Hickel

İnsanın barındırdığı farklı imkânların çağlar içinde büyük bir şiddetle bastırılmasıyla vardık bu çöküş ânına — karşı karşıya olduğumuz ekolojik krizi yaratan sınıfsız, tahakkümsüz, arı haliyle soyut insanlık değil. Bu çöküşte en büyük sorumluluğu taşıyan kesimler ise bedeli hâlâ en az sorumluluğu olanlara yıkmaya çalışıyor. “Yüksek gelirli ülkelerin aşırı enerji ve malzeme kullanımını azaltması gerekiyor, hızla

okumak için tıklayınız

Boğaziçi’nde Yalılar ve İnsanlar – Murat Belge

Bir Boğaziçi Tarihi değil bu; yalıların mimarî özellikleri üzerine bir kitap da değil. Yalılardan çok, yalılarda yaşayanların kişilikleri ve hayatları üzerine bir kitap. Yapmaya çalıştığım şeyi Çelik Gülersoy’a anlattığımda “Anladım,” demişti; “Binadan çok zina yazacaksın…” Her ne kadar mimarî bir iddiası olmasa da, Boğaz ve yalılarla ilgili bir şey yazan insan, artık iyice sayıları artan

okumak için tıklayınız

Kapitalist Bilinçdışı / Marx ve Lacan – Samo Tomsic

Karl Marx, Lacan’ın öğretilerinde bahsi geçen birçok kuramcıdan sadece biridir, diğer klasik düşünürler Lacan’ın yapıtlarında daha derin izler bırakmıştır – o zaman bunca etkilenme arasında Marx’a ayrıcalık tanımak niye? Kapitalist Bilinçdışı’nın başlangıç noktasını oluşturan varsayım, Marx’a göndermesinin Lacan’ın öğretisi içinde önemli bir gelişime işaret ettiği ve Freud’a ikinci bir geri dönüşü başlattığı düşüncesidir. Böylece vurgu

okumak için tıklayınız

İnsan Denen Hayvan / Hastalıkta ve Sağlıkta Hayvanlardan Öğrenebileceklerimiz

Hayvanlarda meme kanseri görülür mü? Strese bağlı kalp krizi? Bayılma nöbetleri? Cinsel yolla bulaşan hastalıklar? Yeme bozuklukları? Hayvanlar aşırı ya da tıkınırcasına yer mi? Kendilerini ölesiye aç bırakırlar mı? Peki ya ruhsal bozukluklar? Örneğin obsesif-kompülsif bozukluk? Klinik depresyon? Madde bağımlılığı ve istismarı? Kaygı bozuklukları? Kendine zarar verme? Kalp yetersizliği olan küçük sevimli bir maymunu ameliyat

okumak için tıklayınız