Kategori: İnceleme

Delişmenlik Çağı / Ergenlikten Erişkinliğe İnsanların ve Diğer Hayvanların Destansı Yolculuğu

İnsan hayatının belirleyici dönemlerinden biridir ergenlik, hayatla başa çıkmayı öğrendiğimiz dönemdir bir bakıma. Bu yüzden de zor bir süreçtir; yaşadığımız fiziksel değişime eşlik eden ruhsal çalkantılar nedeniyle hem yetişkinlerle hem de kendi içimizde çatışmalar yaşarız sık sık. Peki, insanlar için bu kadar önemli bir süreç olan ergenlik diğer hayvanlarda nasıl geçer? Onlar da bizimkilere benzer

okumak için tıklayınız

Dinin Soykütükleri – Hıristiyanlıkta ve İslamda İktidarın Nedenleri ve Disiplin – Talal Asad

Antropoloji Batı-dışı insan topluluklarını inceleyecek bir bilim olarak kurmuştur kendini (Batı’nın payına düşen sosyolojiydi). Buna karşılık “Modern dünyanın oluşumunda Batı tarihi –iyi veya kötü yönde– öncelikli öneme sahiptir, dolayısıyla bu tarihin incelenmesi antropolojinin başlıca meselelerinden olmalıdır,” diyen Talal Asad antropolojinin merceğini Batı’ya ve Batı’nın tarihine çeviriyor: Bu tarihin kavramsal jeolojisinin, günümüzde Batı-dışı geleneklerin gelişim ve

okumak için tıklayınız

James Joyce’nin Ulysses romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

James Joyce’nin Ulysses romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur “Bu kitabı neden okumalısınız ? #jamesjoyce #ulysses #literature #roman #kitap #books #booktok #kitapönerisi #booklovers ♬ Pink Panther Intro – Henry Mancini TİKTOK KANALIMIZA ABONE OLURSANIZ YAYINLARIMIZI TAKİP ETMENİZ KOLAYLAŞACAKTIR.

okumak için tıklayınız

Nietzsche “diyalektikçi” midir?

Nietzsche “diyalektikçi” midir? Şunla bu arasındaki özsel ilişki bir diyalektik kurmaya yetmez: Her şey bu bağıntıdaki olumsuzun rolüne bağlıdır. Nietzsche tam da şunu der: Kuvvetin nesnesi olarak başka bir kuvvet vardır. Kesinkes şu var ki, bir kuvvet ancak, başka bir kuvvetle bağıntıya girer. Yaşam başka türlü bir yaşam biçimiyle çarpışır ancak. Çokçuluğun bazen diyalektik görünümleri

okumak için tıklayınız

Avuçlamalı Özgürlüğü – Nejdet Evren

Neşeli şarkılar söylemek isterdim hurcumda hüzün birikmeseydi; lakin, koynumda büyüdü geceleri ve bir yanım kaldı  üryan!   Tutsak güvercin midir yalnız tel-örgülerden ötelere bakan; örgüsü var mıdır zindanların nerede başlar  sınırı ve biter mi?   Gün gelir uçar ötesine duvarın ki, aşılmadık olanı yok! Zindanda bağıra çağıra bir bahar doğar, “düş dediğin aslında ————yolun yarısı”(1)

okumak için tıklayınız

Edebiyatla Bilimi Anlatmak – Kadir Can Aydemir

Edebiyat, üç önemli yaratıcı düşünce tarzı olan sanat, bilim ve felsefeden tabii ki sanat dalına girer. Sanat; estetik olana, “güzel” olana yönelen eserler bütünü iken; edebiyat ise olay, düşünce ya da duyguların dil aracılığı ile estetik bir şekilde ifade edilme biçimidir. Bilim… Bilim ise apayrı bir kulvarda at koşturur. Bilimi, evrendeki her şeyi sistematik biçimde

okumak için tıklayınız

Göklerden Gelen Umut – Döngü Bir insanlık Üçlemesi – Kemal Sinan Özmen

Kemal Hoca, Gazi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde Uygulamalı Dilbilim ve Öğretmen Eğitimi profesörüdür. Kendisiyle tanışmamız, Bilim ve Gelecek dergisi sayesinde oldu. Aynı sayfada ikimizin de kitaplarının tanıtımı yapılmıştı. Bilgi Yayınları’ndan çıkmış olan “Göklerden Gelen Umut” adlı kitabının ilgimi çekmesi çok da zor olmadı. Çünkü yerli bilim-kurgu kitaplarının sayısı, o kadar da fazla değil ne

okumak için tıklayınız

“Bir Gün Tek Başına” üzerine – Kadir Can Aydemir

Yaklaşık beş yıl kadar önce okumuştum, bir daha okudum. Konusunun önemli bir kısmını unutmuşum. Daha çok “Baba” aklımda kalmış. Kitabın konusu kısaca şöyle: Eskiden devrimcilik yapmış bir adamın (Kenan), polis karşısında çözülmesi sonrası, yıllar sonrasında yaşadığı iç çelişkilerini ve buna paralel olarak sisteme/evliliğine tutunamamasını izliyoruz. İkinci karakterimiz ise (belki de başkarakterimizdir budur!) Günsel adında bir

okumak için tıklayınız

“Farklı Coğrafyalarda Üretenler” hakkında – Sadık Güvenç

Müslüm Kabadayı’nın bir dizi söyleşiyi bir araya getirdiği “Farklı Coğrafyalarda Üretenler” adlı kitabının arka kapağında “Anlatılan hepimizin hikayesi.” diyor Prof. Dr. Yüksel Akkaya. Bu kitapta zorunlu ya da isteğe bağlı olarak Türkiye’den yurt dışına çıkmış ve şimdi Avustralya, Fransa, Almanya, İsviçre, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, Norveç ve Rusya’da yaşayan yirmi şair-yazar, ressam, müzisyen, gazeteci, eğitimci

okumak için tıklayınız

Öğrenmenin Coğrafyası: Batılılar Ağaçları Hatırlarken, Doğulular Neden Ormanı Hatırlar?

Farklı kültürel birikimlerden gelen insanlar farklı mı düşünür? Farklı düşündükleri kanısı (kültürel görelilik) on yıllardır tabuydu. Bazı bilim insanlarına göre farklı insan gruplarının farklı düşünüp düşünmediğini gündeme getirmek bile ırkçıdır. Diğerleri, kültürel göreliliğin kuramsal olarak kalıplaşmış bir yanlış olduğunu ileri sürüyor. İnsan zihninin temel işleyişleri evrenseldir, değil mi? Kültürün düşünceyi nasıl şekillendirdiğini merak eden bilim

okumak için tıklayınız

Küresel İktisadi Tarihçe, 1980-2009 – Oktar Türel

Elinizdeki kitap, küresel iktisadın neoliberal ideoloji güdümünde geçen 1980-2009 dönemini betimlemek ve irdelemek amacı ile yazılmış olup, giriş ve sonuç bölümleri dışında, başlıca üç kısımdan oluşmaktadır. Bu üç kısımda, anılan dönemdeki küresel iktisadi yönetişim mekanizması, uygulanan belli başlı iktisat politikaları ve dönemin iktisadi başarımı sırayla incelenmiştir. Birinci kısmın ilk bölümünde neoliberalizmin gelişmiş ve gelişmekte olan

okumak için tıklayınız

Borçlandırma Siyaseti / Türkiye’de Finansal İçerilme – Ali Rıza Güngen

Neden Türkiye’de finans sistemi, herkese birden fazla kredi kartı vermek, borç ve kredi temin etmek için adeta çırpınıyor Türkiye, nasıl ve niçin bir “krediye hücum” diyarına, bir “borçlu devletine” ve borçlular ülkesine dönüştü? Ali Rıza Güngen, bu basit soruların cevabını hem ayrıntılı verilerle, hem derinlemesine bir analizle, gayet de yalın bir şekilde ortaya koyuyor. 2001

okumak için tıklayınız

Askerî Harcamalar ve Ekonomi / Eleştirel Bir Yaklaşım – Adem Yavuz Elveren

“Kapitalizmin ve emperyalizmin tüm yaratıcı, yenileştirici gücünün; ‘yıkarken, inşa da edebilen’ dinamizminin tükendiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu ikili, son kırk yıl boyunca, dünya halklarını piyasa vahşetine ve yıkıma mahkûm etti. Batı toplumları, refah devletinin birikimlerini adım adım yitirdi. Devletin geleneksel işlevlerinin aşınmayan ana öğesi ‘savunma’ adı altındaki askerî harcamalar oldu. Adem Yavuz Elveren’in kitabı kapitalizmin

okumak için tıklayınız

İstanbul Sözleşmesi Hakkındaki Doğru ve Yanlışlar

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, 45 ülke ve Avrupa Birliği üyeleri tarafından imzalanan, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası insan hakları sözleşmesidir. Sözleşme, Avrupa Konseyi

okumak için tıklayınız

Akdeniz’de Kadın İstihdamının Seyri – Derleyen : Ayşe Buğra, Yalçın Özkan

Son otuz yılda yaşanan çarpıcı küresel dönüşüm, geleneksel cinsiyet rollerini de sorgulanır kıldı. Kadınların işgücüne katılım oranı dünya çapında artarken, kadın istihdamının farklı toplumlardaki durumu yeniden incelenmeye başlandı. Elinizdeki çalışma, beş Akdeniz ülkesindeki kadın istihdamının genel seyrini gözden geçirerek bu alana ilişkin önemli soruları yanıtlıyor. İtalya, İspanya, Yunanistan, Türkiye ve Mısır’ın ekonomik ve sosyal farklılıklarıyla

okumak için tıklayınız

Sosyal Politika Yazıları – Derleyenler: Ayşe Buğra / Çağlar Keyder

Küreselleşme, özellikle zengin ülke devletlerinin yerleşmiş sosyal güvenlik programlarını sürdürebilme kapasitesini tehdit ediyor. 1945 sonrası dönemde fabrikalar işlerken ve insanlar hayat boyu sürdürecekleri işlerde çalışırken, gerek patronlar gerekse refah devletleri cömert bir sosyal güvenlik platformunun oluşmasını kabullenmişlerdi. Eğitim bedavaydı, sağlık harcamalarının çoğunu devlet karşılıyordu, emekli maaşları güvenliydi, işsizlik sigortası da iyi işliyordu. Oysa son yirmi

okumak için tıklayınız

Sınıftan Sınıfa / Fabrika Dışında Çalışma Manzaraları – Derleyen: Ayşe Buğra

İşçi/emekçi kavramı, hâlâ öncelikle fabrikayı, atölyeyi, kısacası modern endüstriye özgü üretim ve çalışma ilişkilerini çağrıştırıyor. Büyük sanayi üretiminin yerini yeni teknolojilere bırakıyor olmasının, işçi sınıfını önemsizleştirdiği hatta sona erdirdiği yanılsaması, biraz da bu çağrışımdan destek alıyor. Oysa, tek varlığı emek gücü olanların sayısı artmakta. Kapitalizmin esnek üretim örgütlenmesinin emek “piyasasında” yol açtığı büyük ayrışma, parçalanma

okumak için tıklayınız

William Golding’in Sineklerin Tanrısı – Ece Çakır

Yüzlerce yıl boyunca Hıristiyan kilisesi, insanın doğumuyla günahkâr bir varlık olarak hayat bulduğunu söylemiştir. Tanrının emirlerine karşı gelip bilgelik ağacının meyvesini yiyerek insanoğlu kendini lekelemiş, kaderini sonsuza dek değiştirmiştir. Peki, bu görüşten hareketle insan gerçekten “lekeli”, kusurlu bir varlık mıdır? Herkesin içinde iyilik olduğu kadar, kötülük de var mıdır? Bu iyilik ve kötülük doğuştan mı

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin: Şeker Portakalı’nın verdiği mutluluğu, 72 kitabımla okurlarıma verebildim mi?

Bu kitabı okumamı kimin salık verdiğini anımsamıyorum. Kim salık verdiyse sağolsun… Mutlu olmanın gittikçe zorlaştırdığı ve zorlayarak çirkinleştirdiğimiz bu dünyada o denli az mutlu olabiliyorum ki… Son bikaç yılda beni mutlandıran nelerdir, diye düşünüyorum: Sofya’da Theodorakis’in konseri, Yıldız Kent Harold ve Maude oyunu, bu oyunun kitabı, bir de şimdi okuyup bitirdiğim Şeker Portakalı adlı küçük

okumak için tıklayınız