Kategori: Makaleler

Bilim Etiği ve İntihal – Müslüm Üzülmez

“Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin.” Cemal Süreya Bir tesadüf sonucu Bilim Etiği Günü adlı bir kitapçık elime geçti. İlginç ve öğretici olduğu için zevkle okudum. Emeği geçenleri kutluyorum. 2012 tarihinde İstanbul Üniversitesi tarafından yayımlanan kitapçıktaki yazılar, 4 Ekim 2011 tarihinde İstanbul Üniversitesi Etik Kurulu tarafından düzenlenen

okumak için tıklayınız

Sağ Ol Yaşar Kemal! – Zafer Köse

Yunus’la, Karacaoğlan’la, Pir Sultan’la… Yaşar Kemal’le on yıllar boyunca yaşanan böylesine derinlikli bir ilişki sonucunda ortaya çıkıyor, Livaneli’nin kitabı. İKİ SEVGİLİ, BİR ROMANCI Sonunda yemin töreni denen şey yapılıyor ve genç adam askeri birliğin kapısında sevgilisiyle buluşuyor. İlk kez yaşadığı 30 günlük hasretle kucaklıyor onu. Her molada, her zorlukta bu sıcaklığın hayalini yaşamıştı. Bir de

okumak için tıklayınız

Sait Faik: Aşk Üzerine

AŞK ÜZERİNE Cumartesi, saat 4. Aşk, iki cins insan arasında büyük bir kavgadır, diyene hak veriyorum . Evet, bir kavgadır. Ama, hiçbir zaman galibi, mağlubu kestirilemeyen bir kavga. Mesela, iki kişi düşünelim. Konuş­maya başlamışlar. Bir tanesine numara ı diyelim, ötekine de 2. ı numara ile 2 numara arasında sempati doğmuş. ı numarayı aşık olmuş farz edelim ve bir daire içine alalım

okumak için tıklayınız

Yağmur Damlasından Dünyayı İçmek – Şükrü Erbaş

“Ah şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.” CESARE PAVESE “Günlerin bulutlu ve kısa olduğu yerde, ölmekten acı duymayan bir soy doğar.” Coğrafyanın ve iklimlerin, insanın bedeninden çok ruhuna verdiği biçimin, bir derin iç sıkıntının, dilde billurlaşmış resmi olan Petrarca’nın bu sözü, onca yüzyılı aşar, gelir, taşranın ruh atlası olarak serilir önüme. Sö­zün kastı elbette taşra

okumak için tıklayınız

Kapital’in mezata düşen Marx imzalı kopyası ve ‘özel’ hikâyesi

“Kapital”in Karl Marx tarafından imzalı ilk kopyası, 120 bin paund (yaklaşık 520 bin TL) açılış fiyatıyla mezata çıkacak. Kitap Karl Marx’ın, iyi günlerinde “en eski arkadaşım ve yandaşım”, sonra ise “katışıksız bir hain” olarak tanımladığı Johann Georg Eccarius adına imzalı. Marx’ın ölümüne dek gördüğü bu ilk Almanca baskının kopyalarına nadir olarak rastlanıyor. Marx’ın imzası 18

okumak için tıklayınız

Bütün hayatını kitle çılgınlıklarına kapılmaktan alıkoymaya adayan bir düşünür: Erasmus

Erasmus’un eserleri, Zweig’ın deyişiyle, “Deliliğe Övgü”nün dışında, neredeyse tamamen unutulmuş ve geniş çevreler için Rotterdamlı Erasmus, tarih okumuş olanların bilmesi gerekli bir ad olmanın ötesinde bir anlam taşımamaktaydı. Bugün dünya edebiyatında özellikle biyografi türünün eşsiz ustası olarak tanınan Stefan Zweig, “Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi”ni kaleme aldığında, yani 1934 yılında, ününün doruğundaydı.

okumak için tıklayınız

İlk Eserinden Günümüze: Dostoyevski Eleştirisinin Tarihsel Seyri – Rene Wellek

Bir yazarın okurları üstündeki etkisi, çeşitli başlıklar altında incelenebilir: (1) yazarın edindiği ün (efsaneleşerek gerçeklikle cılız bir bağı kalması, ihtimal dahilindedir), (2) karakteristik özelliklerini tanımlayıp bunların değer ve önemini tartışmaya niyetlenen eleştiri, (3) öbür yazarlar üstündeki etkisi, (4) yaşamı ile yapıtlarını nesnelce aydınlatmayı hedefleyen sabırlı akademik çalışma.

okumak için tıklayınız

Sema Kaygusuz: Çaresizlik diye bir şeyin olmadığını, çaresizliği bizim uydurduğumuzu, bizim birbirimize ettiklerimiz yüzünden doğan bir şey olduğunu anlıyorsun.

“…O zaman çaresizlik diye bir şeyin olmadığını, çaresizliği bizim uydurduğumuzu, bizim birbirimize ettiklerimiz yüzünden doğan bir şey olduğunu anlıyorsun.” (Sayfa 33, Barbarın Kahkahası) Deniz kıyısında taş sektirmek gibi kimi kitaplar. Zıplaya zıplaya kaya kaya gider taş suyun üstünde. Taşı sektiren de taş da deniz de hatta suyun dibindeki yosun da bilir o taşın dipte bir yerlere

okumak için tıklayınız

Bilim dediğimiz şey aslında içimizdeki üç yaş çocuğu sayesinde vardır.

Muhteşem Beyin ve Hakimiyet Alanı Gözlerimizi hayata ilk açtığımız andan itibaren merak ve bilme arzumuz oluşmaya başlar, üç yaş itibariyle bu merak zirveye ulaşır. Dokunuruz, bakarız, koklarız, duyarız, tadarız ve nihayet sorarız. Doğru cevapları bilen kişilerden veya kendimiz deneyimleyerek öğrenmeye çalışırız. Bilim dediğimiz şey aslında içimizdeki üç yaş çocuğu sayesinde vardır. Çünkü bilim insanları, içindeki

okumak için tıklayınız

Tarih ile sınırların ötesine geçebilme olanağı – Hatice Balcı

Fernand Braudel, Akdeniz kitabının giriş bölümünde, tarihin ne işe yaradığına dair düşüncelerine yer verir ve bize kendi zihninden geçenleri açıklar: ‘’…Tarih, çevremizi saran ve bizi işgal eden bugünün sorunları -hatta kaygı ve sıkıntıları- adına geçmiş zamanların sürekli sorgulanmasından başka bir şey değildir…’’(1) Ünlü Winston Churchill ise sözü buradan alıp daha ileriye taşımak ister gibidir. Ian

okumak için tıklayınız

Nörologlar, Sherlock Holmes’u neden inceliyor?

Andrew Lees Londra’daki UCL üniversite hastanesinde tıp kariyerine başladığında üstlerinden biri ona ilginç bir okuma listesi vermişti. Anatomiyle ilgili tıp kitapları yerine bu liste Sherlock Holmes seti içeriyordu. Bir nörologun hayali bir dedektiften öğreneceği ne olabilirdi? Beyinle ilgili bir dergi olan Brain’de yazdığı makalede, Lees bu kitaplardan çok şey öğrendiğini itiraf ediyordu. Uzmanlık alanınız ne

okumak için tıklayınız

Öyküler – Paradigma – Gerçekler – Nejdet Evren

Bütün çocuklar önce ninnilerle uyutulurlar ve daha sonra büyüdükçe öykülerle gerçek dünyaya hazırlanırlar. Tüm çocukların bir öyküsü vardır ve her öyküde bir kahraman, bir kurtarıcı, bir hüzün, bir endişe…Tarihsel belleği ile doğan birey kendini çevreleyen sosyal-siyasal ortam içinde hazır bulur ve bu çevre onu önce fizik elbiselerle ve daha sonra kültürel-politik elbiselerle giydirmeye başlar/çalışır; tüm

okumak için tıklayınız

Bir öncü yazar ve roman: Henry Fielding, Tom Jones

Henry Fielding’ten söz ederken, onun romancı yanı kadar roman kuramcısı ve eleştirmeni özelliğine de değinmek gerekir. Çünkü, roman yazımının en sorunlu yanlarından birisi olan “anlatıcının kimliği” meselesini ilk tartışan kişidir Henry Fielding. Öyküyü aktarma görevini romanda hiç yer almayan “bilinmeyen bir üçüncü şahsa” vererek, yazarlar arasında en yaygın olarak kullanılan anlatım tekniğini roman dünyasına sokmuş

okumak için tıklayınız

Yankı Yazgan’la Labirent’te – Elif Şahin Hamidi

“Labirent Yolculukları: Yaşantıların Psikolojisi ve Biyolojisi” isimli kitap, Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Yankı Yazgan’ın tam 25 yıl önce yayımlanan ilk göz ağrısı. Kitap, Yazgan’ın neyi, nasıl ve neden yaşadığımıza yönelik merakının, beyin/nörobiyoloji çerçevesinde ortaya konmuş ürünü. Çoğunluğu 1987’den itibaren yazılan ve “Cumhuriyet Bilim Teknik”te yayımlanan yazılardan oluşan bu kitap, o günden bu yana yaşanan bilimsel gelişmeler

okumak için tıklayınız

Örgütlenmemiş bir memnuniyetsizlik, örgütlü bir terörle asla baş edemez.

Zweig’ın Diktatör’e ithafıdır Mağdurken mağrur olan, iktidarın bozduğu bir şahsiyettir Jean Calvin. Reform’u başlatan Luther’in yanında saf tuttuğu için Fransa’dan Basel’e kaçmak zorunda kalır. Dinin dönüşmekte olduğu Cenevre?de belediye meclisi onu küçük bir maaşla vaiz olarak atar. Eğer önemsemedikleri bu işsiz kaçağın, “Vaizler en üsttekilerden en alttakilere, herkese emir verebilir” yazdığını fark etmiş olsalardı bunu

okumak için tıklayınız

Çizgi Filmlerin Ekonomi Politiği ve Psikolojisi 1* – Özgür Özer

Giroux (1994) ve Artz’ın da (2002) üzerinde durduğu gibi çizgi filmler genellikle çocuksu ve masumane bir eğlence ya da eğitim aracı olarak kabul edilip siyaset-dışı ve zararsız addedilir (Aytaç, 2009, s.11). Çocukların en çok izledikleri, etkilendikleri ve model alıp taklit ettikleri bir iletişim aracı olarak çizgi filmler günümüz dünyasında çocukların bir tüketici olarak kodlanmasıyla başlayan

okumak için tıklayınız

Elma Tadında Bir Masal: Elma Hükümdarlığı – Müslüm Üzülmez

Masalları, efsaneleri severim. Ben ve benim kuşağım, doğduğumuz ve büyüdüğümüz coğrafi mekânda masalları, efsaneleri okuyarak değil, dinleyerek büyüdü. Kitap yaşamımızda yoktu o zamanlar. Okul kitaplarında yazılan masal ve efsaneler bizlere hitap etmiyordu. Bu nedenle, okul kitaplarında yazılanları değil, anlatılanları can kulağıyla dinlerdik. Bir varmış bir yokmuşla başlardı çocukluğumuzun kış geceleri. Bir yerden duyulmuş, dilden dile

okumak için tıklayınız

Kitaplara Kıymak Üzerine

Ray Bradbury’nin 1966’da Truffaut tarafından filme de geçmiş “Fahrenheit 451” romanında geçen tüm kitapların yakılması bölümü vardır. Kimiler buna karşı insanlığın değerlerini, birikimlerini ihtivah eden bu eserlerin yok olmasını engellemek için başyapıtları aralarında paylaşarak ezberlemeye çalışmaktaydılar.

okumak için tıklayınız

Romanlarını kahvelerde tasarlayan yazar: Orhan Kemal – B.Sadık Albayrak

Orhan Kemal, Bereketli Toprak Üzerinde romanını yazıp bitirdiğinde, ilkin onu, Nadir’in kahvesindeki arkadaşlarına okur. Romandan bölümler okunması sabaha kadar sürmüştür. Romanın bu kahvedekilere okunması anlamlıdır; Orhan Kemal’in anılarından öğrendiğimize göre, Bereketli Topraklar’ı yazma düşüncesi de, bu kahvede doğmuştur. Romanın hazırlık çalışması bu kahvede sürmüş, kahvedeki arkadaşlarının anlattıklarıyla, romanın ayrıntıları zenginleşmiştir. Orhan Kemal’de yazarlık ve yaratıcılığın

okumak için tıklayınız

Barış Yüzleşme Müzakere – Müslüm Üzülmez

Nisan ayı ortalarında İsmail Beşikci Vakfı (İBV); Ergani Tarihinin Saklı Sayfası ERMENİLER (Müslüm Üzülmez), Kürt Tarihinde Garzan ve Pencinarîler (Nezîrê Cibo), Kimlik Trajedileri ve Derin Tabular-I (Dr. Genceddin Öner) ve Barış Yüzleşme Müzakere (İsmail Beşikci) kitaplarını aynı anda yayımladı.

okumak için tıklayınız