Kategori: Makaleler

Nazım Hikmet’in Budapeşte radyosu söyleşisinden Orhan Veli’ye

Nâzım Hikmet’in yolu 1955 yılında Budapeşte’ye düşer…Bunu fırsat bilen kent radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin edebiyat programına konuk eder şairi. Söyleşinin başında “sık sık” okuduğu kitaplardan söz açan Nâzım Hikmet’e spiker şu soruyu yöneltir: “Acaba bu sık seyahatleriniz esnasında yanınızda bu kitaplardan bulundurabiliyor musunuz? Bize bu kitaplardan bahsetseniz çok iyi olur.” Yolculuk için hazırlanan bir bavulda

okumak için tıklayınız

Geleneğin zorlayıcı kabullerine karşı sorgulayıcı aklın sembolü: Nicolaus Copernicus

Astronomi ve Copernicus Üzerine Nicolaus Copernicus’un getirdiği yeniliğin iyi anlaşılabilmesi için, kendi dönemine kadar büyük ölçüde kabul edilmiş olan Aristotelesçi evren ve Dünya görüşünün iyi bilinmesi gerekir. The Copernican Revolution adlı eseriyle Copernicus’u ve bilim tarihinde sebep olduğu değişikliği yetkin bir şekilde analiz etmiş olan T. S. Kuhn’un da aktardığı gibi, Aristoteles’in insana ve evrene

okumak için tıklayınız

Mutasavvıf ve isyancı: Börklüce Mustafa bilmecesi – Aydın Çubukçu

Börklüce Mustafa… Osmanlı tarihçileri ve sonra gelen herkes onu böyle anıyor. Yoldaşlarının ve kendisinin benimsediği namı, Dede Sultan! Şeyh Bedreddin tarafından halifesi olarak tanıtıldı, kethüda (çocuklarının eğitmeni ve sahip olduğu mülkün yöneticisi) olarak görevlendirildi. Nâzım Hikmet’in başlattığı “mitolojik” sahipleniş onu bir “köylü isyancı”, bir toprak adamı, yoksulların içinden gelen bir ihtilalci gibi anmayı seçti.1 Alevi

okumak için tıklayınız

Yasakçı Zihniyete Karşı Kitap Okumaya Devam – Sadık Güvenç

“Mina Urgan’ın “Bir Dinozorun Anıları” kitabını öğrencilerine tavsiye eden öğretmene soruşturma açıldı. Yunus Emre’nin, Kaygusuz Abdal’ın, Edip Cansever’in şiirleri sansürlendi ders kitaplarında. John Steinbeck’in 100 Temel Eser arasında önerilen “Fareler ve İnsanlar” romanı “İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu” tarafından son derece öznel ahlak kriterlerine göre sakıncalı bulundu.

okumak için tıklayınız

Gava Miri Bıaxife – Newaf Miro ‘’Gitmek ölmektir. Ölmek de gitmek.’

Bir ölünün söyledikleridir Bir hüzün atmosferi yaşanıyor ülkemizde. Soluk alıp vermek bile eziyete çevrilmek isteniyor. İstiyorlar ki insanlarımız yaşarken ölsün. Gayelerine de sıkı sıkı bağlılar. Yakıp yıkıyorlar. Sürüyorlar bizi uzaklara. Bazen de dünyaya gelmeden veda eder halkımın çocukları. Geride hiçbir şey bırakmadan çekip gitmek hazin bir durumdur. Kürt olmanın dayanılmaz ağırlığındandır tüm bunlar. Daha parmak

okumak için tıklayınız

Estetiğe Plehanov Köprüsü – B.Sadık Albayrak

Çok uzak bir benzetme ama, Plehanov’un Ekim Devrimi’ne karşı tavrı ile Kwai Köprüsü filminin esir İngiliz subayının, Japonlar için inşa ettikleri köprüyü kurtarmak istemesi, bende hep ortak çağrışımlar uyandırmıştır. Filmi görmeyenler için özetlemekte yarar var. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında Japonlara esir düşen bir İngiliz ve Amerikalı asker grubu Kwai nehri üzerine bir demiryolu köprüsü

okumak için tıklayınız

Halk Çağı’nın Şairi Ali Yüce’nin 1. Ölüm Yıldönümü

HALK ÇAĞI’NIN ŞAİRİ ALİ YÜCE’NİN 1. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ ANMA PROGRAMININ SUNUŞ METNİDİR. (29 Nisan 2016 Cuma günü Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Halk Çağı’nın Şairi Ali Yüce’yi Anma” etkinliğiyle ölümünün 1. Yıldönümünde Yayladağlı öğretmen-şair-yazar Ali Yüce anıldı. Müslüm Kabadayı’yla Özgül Kılıç’ın sunumunu yaptıkları anmaya, oğlu Prof.Dr. Galip Yüce, Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Yekta Güngör

okumak için tıklayınız

Maceralı bir yaşamın öyküsü: Hüseyin Torun / Özgürlüğe Kaçış – Mehmet Söğüt

Bazı kitapları okurken adeta nefesinizi tutarsınız. Bir sayfasını okurken, diğer sayfasını da merak edersiniz. Hele anlatılan gerçek bir yaşam hikâyesiyse, bu merak doruk noktasına ulaşır. Hüseyin Torun’un Ceylan Yayınları’ndan çıkan, ‘’Özgürlüğe Kaçış’’ adlı kitabını okuyorum. Bir değil, birkaç firarın öyküsünü içeriyor. Devrimci mücadelesini anlatmış. Gözaltına alınışlarını ve her seferinde kaçışını, cezaevine düşüşünü vs…

okumak için tıklayınız

İşçi Hareketi Tarihine Bakış – Mustafa Günay

Tarihe bakmadıkça bugünü görmek ve gelecekle ilgili öngörülerde bulunmak ve tavırlar geliştirmek imkanı söz konusu değildir. İnsanın ortaya koyduğu her türlü başarı ya da başarısızlıkların, kazanımların ya da kaybedişlerin bir tarihi vardır. Bu bağlamda tarihe, tarih bilinciyle bakmak bize yaşadığımız zamana eleştirel bakma olanağı verir. Bu aynı zamanda özgürleşme, insanın insan olarak yaşama olanaklarının gerçekleştirilmesi

okumak için tıklayınız

Umberto Eco’nun Şifreleri

“Çocukken, komşumuz olan bir hanım, bana her yıl Noel’de bir kitap verirdi. Bir gün bana şöyle sormuştu: ‘Söyle bakalım Umbertino, okuduğun kitapta ne olduğunu öğrenmek için mi okuyorsun, yoksa okumayı sevdiğinden mi?’ Okuduğum şeye her zaman tutkulu bir merak duymadığımı kabul etmek zorunda kalmıştım. Okuma zevki için okuyordum; ne olursa. Çocukluğumda kendimle ilgili olarak aniden

okumak için tıklayınız

Kelam ve Suskunluk hakkında değiniler – Adil Okay

Dağarcığım genişlediği halde sözcüklerim bitiyor. Yaş alıp gördükçe, gözleyip okudukça, velhasıl heybemdeki “bilgi ve hatıra yükü” arttıkça, “yeterince bilmediğimi” ve kullandığım sözcüklerin kuraklaştığını anlayıp daha az konuşur oluyorum. Yeni bir sözüm yoksa; kendimi tekrara yol açıyorsa dediklerim veya duvara konuştuğum, suya yazdığım hissine kapılıyorsam yazmaktan – konuşmaktan imtina edip ”susmayı” tercih ettiğim oluyor.

okumak için tıklayınız

Birazcık Halil’i okumadınız mı daha – Sadık Güvenç

Hasan Sever’in 2014 yılında Ayrıntı Yayınları arasında çıkan romanı “Birazcık Halil” 426 sayfa. Konya Kulu’dan İsviçre’ye çalışmak için giden baba, oğlu Halil’i de yanına alır. Ama ne alma! Halil orada başka dünyaların adamlarına takılacaktır. Böylece Halil ve paradan başka bir şeyi gözü görmeyen babası arasındaki uçurum gittikçe derinleşecektir. Halil aracılığı ile Avrupa’nın öteki yüzünü ve

okumak için tıklayınız

Behçet Necatigil özeleştirisini yapıyor: Kendi kendimizi eleştirmek, Ben’i aşağılamaktır; kolay alınamaz göze.

Kendi kendimizi eleştirmek, Ben’i aşağılamaktır; kolay alınamaz göze. Kuzgun ve yavrusu. Can gibi, onur da tatlı. Sonra zaten bu yolda her konuşma dolaylı, kaçamak bir kendini – savunmadır. Bir yandan elleri kollayacaksınız. Kendimizi alaya alırken bile, bir bağışlanma isteğinin, ümidinin yerçekimindeyiz. Neyi değiştir özeleştiri? Bildiğimizden şaşacak, bilinçaltımızdaki şaşmaz doğrultumuzdan sapacak mıyız? Evet her seçme, seçmediğimize

okumak için tıklayınız

Çoraklaştırılan dünyaya gönderilen mektuplar: Stefan Zweig – Frederike Zweig Mektuplaşmaları

Stefan Zweıg ve Frederike Zweıg (1912-1942) arasında gidip gelen mektuplar, yaşadığımız çağa kalan bir zenginlik niteliğinde. Mektuplaşma ihtiyacı, insanlığın kaybettiği değerli eylemlerden biri olarak bugün artık toprağa gömülmüş bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında iyice can çekişen mektuplaşmanın, içinde bulunduğumuz çağın ilk on beş yılında nostalji haline gelmesi hazin bir durum sergiliyor. Zira kağıt ve kalemi gereksinen

okumak için tıklayınız

Hitler’e doğum günü armağanı

Hitler’e doğum günü armağanı – I Tarih 20 Nisan 1943. Dünyayı kana bulamış bir diktatörün, Hitler’in 55. doğum günüdür. Hitler’in en sadık adamı, ünlü SS lideri Heinrich Himmler führerine, eşsiz bir doğum günü armağanı hazırlamakla meşguldür. Hitler’i son derece memnun edecek olan bu armağan Polonyalı 56.000 Yahudi’nin ölüsünden başka bir şey olmayacaktır.

okumak için tıklayınız

Nietzsche: “beklemek ahlaksız kılar” / Felsefi Notlar 2 – Nejdet Evren

Nietzsche der ki “beklemek ahlaksız kılar” Bu aforizma şöyle de okunabilir; doğru bildiğini yapmamak ahlaksızlıktır. Burada yapmak-yapmamak edimlerinin tartışılacak bir yönü bulunmamaktadır. Tartışmaya açık olan şey “doğru bilinenin/bilginin” ne olduğu/olması gerektiği noktasında toplanmış görünmektedir.

okumak için tıklayınız

Burjuva bireyin ilk destanı: Robinson Crusoe

Bu metin, burjuva bireyin ilk destanıdır. Felaketler ard arda gelse de, her zaman ayakta durmasını, kazanmasını ve şükretmesini bilen örnek bir yurttaştır Robinson. Daha önceki dönemlerde, toplumun önüne geçmemesi gerektiği düşünülen ve kınanan bireysel çıkarları apaçık savunur bu yeni insan tipi. Düşünün ki, ıssız bir adada bile, elinden hesap yaptığı kağıdı ve kalemi hiç düşmez.

okumak için tıklayınız

Metin Altıok ‘un son yazısı: Kendini Ödemek

Sonsuzca çeşitlenen bir olanaklar yumağı olarak bütün verimini -olanca cömertliğiyle sunan yaşam, insan için en değerli ödüldür. Doğumla başlayan yaşam, doğal bir sonuç olan ölüme kadar; insanı duygusal ve düşünsel planda durmadan devindiren bir dinamo görevi yapar. Yaşam kutsaldır. Ne var ki bu kutsallık yaşamın insanla bütünleşmesiyle anlam kazanır.

okumak için tıklayınız

İş-çi-lik – M.Şehmus Güzel

Çocukluğumda ve ilkgençlik yıllarımda çobanlık yaptım : Küçük tepeleri, büyük tepeleri, dağları, ovaları, yaylaları, vadileri, boş tarlaları taradım ve tanıdım. « Kızılırmak Karakoyun » dedim Kocabaşla birlikte ve çarıklı, yürüdüm, süründüm, döndüm, durdum. Üşüdüm. Kurtlarla cebelleştim. Vurdum, vuruldum. Ölmedim.

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Faulkner’da Zaman: Ses ve Öfke

Ses ve Öfke’nin okuru ilkin yazış tekniğinin tuhaflığı karşısında şaşırır. Faulkner niçin hikâyesinin zamanını parçalamıştır ve parçaları dağıtıp birbirine karıştırmıştır? Niçin Faulkner’ın dünyasına açılan ilk pencere bir budalanın bilincinden verilir bize? Burada okur dayanak noktalarını keşfetme ve kendisi için kronolojiyi yeniden inşa etme ihtiyacı duyar: “Jason ve Carolina Compson’ın üç erkek çocuğu ve bir de

okumak için tıklayınız