Kategori: Makaleler

Okudukça Paris, yazdıkça Montaigne – Feridun Andaç

Doğrusu bir ülkeye adım atarken oranın yazarına, diline dair çok şey gelir aklıma. Okuduklarımdır elbette beni gelip bulan, hatta bana rehberlik eden. Ama öyle elimden tutup gezindiren değildir hiçbiri. İstemem de öylesini. Victor Hugo size Paris’i nasıl anlatabilir? Ya da onun anlattıklarıyla Paris sizin gözünüzde nerededir? Ama bir Notre Dame Katedrali’ne varınca ister istemez Hugo

okumak için tıklayınız

Göçmenler okumayı neden sevmezler? Süleyman Deveci

Çünkü göçmenler çok okuyanın değil çok gezenin, çok görenin daha çok bildiğine inanırlar. Okumak cahil cühela, bir diğer söylenişiyle boşta gezenlerin boş uğraşısıdır. Okumak gereksizdir, yazılan her şey zaten bir gün filmleştirilip televizyon ya da bilgisayar ekranlarıyla önlerine gelecektir. O kadar emindirler. Bunun göçmeni aşağılamak veya hor görmekle bir ilgisi yoktur, ağlanacak halimize gülmek istercesine

okumak için tıklayınız

Samuel Beckett ve yayımlanmamış öyküsü: Echo’nun Kemikleri

Genç Beckett ilk eseri olan Whoroscope’u yayımlatmayı başardığında henüz 24 yaşındaydı. Ardından Londra’nın seçkin yayınevlerine gönderdiği Sıradan Kadınlar Düşü romanının ise okuyucuyla buluşabilmesi için 60 yıl beklemesi gerekecekti. Tabii, geçen bu 60 senelik zamanda Beckett ününü yürütmüş, Nobel Edebiyat Ödülü’nü çoktan kazanmış, hatta ölmüştü bile. Başka bir deyişle bu kitabı yayımlatmayı başaramamış, yenilmişti. Fakat hayattayken

okumak için tıklayınız

Kitap, Kütüphane ve Hatay’da Kütüphane Kültürü – Müslüm Kabadayı

Kitap, hem yaşamın kaydedildiği bir araç hem de insan yaşamını değiştiren, geliştiren bir kaldıraçtır. Yaşamın kaydedilmesi kitaplardan önce de vardı, sözlü anlatım-resim-heykel-müzikle… “Değiştiren ve geliştiren kaldıraç” özelliği ise dikkatle üzerinde durulmayı hak ediyor.

okumak için tıklayınız

Postmodern Anlatıların Üstkurmaca Dünyasında Yazar ve Okur – Emrullah Çelik

Üstkurmaca, postmodern edebiyatın ana özelliklerinden biridir. Üstkurmaca kendi içinde bir kurmacadır. Kendi içinde başka bir romanı/öyküyü ya da metnin içinde başka bir metni okuyan, yazan bir karakteri anlatan; anlatım devam ederken yazarın araya girip fikirlerini belirttiği, okurla şakalaştığı ve ona kurmaca bir oyunun içinde olduklarını devamlı hatırlattığı; yazarın metnin şahıs kadrosunun içinde olduğu; metnin yazılış

okumak için tıklayınız

Bilinç ve Özgür İrade sorunu: Özgürlüğün Evrimi, Daniel Dennett – Kerem Cankoçak

Bizim bir özgür irademiz var mı? Özgür irademiz varsa o zaman bu belirlenmemiş bir dünyada yaşadığımız için mi? Özgür irademizi atom-altı düzeydeki kuantum belirsizliğine mi borçluyuz? Buna benzer sorular felsefe tarihini 2500 yıldır meşgul eden tartışmalar. Ama modern bilim bize bu tartışmaları artık daha ayakları yere basan bir şekilde yapmamıza, deneylerle test edilebilen argümanlar ortaya

okumak için tıklayınız

Tiyatro öldüyse, YAŞASIN TİYATRO…

Jean Cocteau’nun 1962 yılında kaleme aldığı ilk Dünya Tiyatro Günü Bildirisi Ne tuhaftır, tarih zamanla şeklini kaybeder, buna karşılık, efsane zamanla kuvvetlenir. Bunu en iyi tiyatro sahnesinde anlarız. Bir Hint Fakir’i çıkagelse de koca bir tiyatro salonuna hiç fena olmazdı. Ne yazık ki ortada böyle bir Hint Fakir’i yok. Bir topluluğu büyülemek gördüğü rüyayı başkalarına

okumak için tıklayınız

Felsefi Notlar 1 – Nejdet Evren

Kişiyi “özne” yapan şey kendinde var olan ve olmayanların bir öteki üzerinden yansıması, kendine geri dönmesi sürecinin toplamıdır. Özne bu yönü ile bir zaman aralığına gereksinim duyar; bu geçiş, bu süreç ne kadar kısa olursa öznel belirginleşme o kadar net ve fakat bir o kadar hatalı/kusurlu olacaktır. Sürecin uzunluğu ise hem özne’nin netliğini artıracak hem

okumak için tıklayınız

Diktatörümüze neden aşık oluruz?

Günümüz siyasal atmosferini en kolay açıklayacak benzetmelerden biri, faşizm. Bu artık bir benzetme olmanın çok ötesine geçmiş durumda. Bu noktada şöyle bir soru hem bugün için, hem de geçmişteki faşist rejimler için akla geliyor: Peki insanlar bu faşist, baskıcı rejimleri neden destekliyorlar? Öyle ya, madem faşist bir uygulama söz konusu, halkın bu uygulamalara bırakın destek

okumak için tıklayınız

Yaratıcılık ve Emeğe Saygı – Müslüm Kabadayı

Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenlerin çoğunluğunun, edebiyat-sanat-bilim alanlarında kendilerini geliştirdikleri ve yapıtlarıyla kalıcı hale geldikleri biliniyor. Onlardan biri de Ali Kemal Gözükara olup ölümünün 10. yılında kendisine “saygı” etkinlikleri düzenlendi. Bu çerçevede 15 Kasım 2000’de kaleme aldığım aşağıdaki metni, bu değerli öğretmen ve yazarımızı saygıyla anarak okurla paylaşmak istiyorum

okumak için tıklayınız

Sanal Çağda Özgürlük Bunalımı, Empati ve Kamusal Mekânlar

Birçoğumuz iş, aile tv, hobiler ve fb’tan sonra duygudaşlık kurmaya zaman kalmadığını düşünüyoruz. Empatiyi enerji emen bir ruh hali olarak sıranın en altına yerleştiriyoruz. Vurdumduymazlık çağında adeta bir empati bunalımı yaşıyoruz. Eğer öyleyse, gerçekliğe bakış tarzımızla önceliklerimizin tamamını gözden geçirmemiz gerekecektir.

okumak için tıklayınız

Charles Fourier: Gölgede bırakılmış bir ütopyacı filozof

Yaşadıkları çağın sorunlarını çok erken fark eden ve tüm insanlığı uyarmak için mücadele eden filozoflar, bilim insanları, şairler, yazarlar ve aktivistler vardır. Bunların içinden Charles Fourier‘i hatırlamak bugün bizim için en acil ihtiyaçtır. Çünkü o, bugün bile görmekte zorlandığımız, bütün canlılar için hayati önemdeki ekolojik krizi daha 18’inci yüzyılda görmüş ve insanları uyarmıştır. Ve insanın

okumak için tıklayınız

Çağımızın paradoksu: “Hiç bu kadar özgür olmamıştık. Hiç bu kadar aciz hissetmemiştik.”

Neoliberalizm içimizdeki canavarı ortaya çıkardı. Kimliklerimizi sarsılmaz ve harici baskılardan ziyadesiyle azade görme eğilimindeyiz. Ancak onlarca yıllık araştırmanın ve terapi deneyiminin ardından, ekonomik değişimin yalnız değerlerimizin değil kişiliklerimizin üzerinde de büyük etkisi olduğuna kanaat getirdim. Aman vermez “başarı” baskısı normatif hale geldikçe neoliberalizmin otuz yılı, serbest piyasa güçleri ve özelleştirme büyük kayıplara sebep oldu. Bunu

okumak için tıklayınız

Umberto Eco, Sıfır Sayı: Yalan tek doğrumuzdur artık.

Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Prag Mezarlığı, Önceki Günün Adası romanlarının çok katmanlı kurgularıyla okuru kendi büyülü dünyasına çeken Umberto Eco, roman yazarı olmanın yanı sıra bir akademisyen, sağduyulu bir tarihçi, düşünür ve gerçek bir entelektüel olarak da tanınmaktadır. Ölümü entelektüel dünyayı yasa boğmasına rağmen, Sıfır Sayı isimli son romanı günümüz gerçekliğinin, ana akım medya ile

okumak için tıklayınız

Toplumun karanlık yüzü: Körlük

“Başka insanların gözleri hapishanelerimiz; düşünceleriyse kafeslerimizdir.” Virginia Woolf Bakmak, görmek, gördüğünü anlamlandırabilmek… Bir bakışla gerçekleşen tek bir eylem olduğunu düşünsek de, tüm bu edimler birbirinden ne kadar da farklıdır aslında. Bakıp da göremeyenler ne çoktur hayatta… Gördüğünü zanneden yığınların yaşadığı ‘körlük’ ise ne büyük bir metafordur sonuçta…

okumak için tıklayınız

Tip-2 Diyabet Tedavisi – Ali Çerçel

Prof. Dr. Ahmet Aydın, 7 den 70 ‘e Taş Devri Diyeti’ni yazarak hastalıklara karşı korunma kalkanı sağlarken; gerekli durumlarda da gerçek tedavinin nasıl olması gerektiğini gözler önüne sermiştir. Tıp sektörünü kimlerin yönettiğini çok iyi gözlemlediğinden “Sağlığımız doktorların eline bırakılmayacak kadar kıymetlidir” diyerek halkını ve tıp rantiyesine teslim olmayan hekimlerimizi uyarmıştır. Bu makale ağırlıklı olarak 7’den

okumak için tıklayınız

Cesur Eleştirmenlere İhtiyaç Var – Sadık Güvenç

Okuma yazma bir ızdırap mıdır? Okuduklarınızdan dolayı acı çeker misiniz? Yazdıklarınızdan dolayı birileri sizi rahatsız eder, bunun için acı çekmezsiniz, aksine yazdıklarınızla vermek istediğiniz mesajı verdiğiniz için sevinirsiniz. Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmiştir. Ya yazamadıklarınızdan dolayı ızdırap çeker misiniz?

okumak için tıklayınız

Çocukluğun Soğuk Geceleri’nden Kadın Cinayetlerinin Karanlığına… Tezer Özlü

Yaşam-ölüm, varlık-yokluk, hiçlik-benlik, anlam-anlamsızlık, gitmek-kalmak kavramları zihnimde birbiriyle cebelleşiyor. Ben kimim? Yaşamın anlamı nedir? Neden birilerinin dayattığı kurallar hayatımızı belirliyor? Kendi kaidelerimiz bu hayatı kucaklamaya ve yaşamaya neden yeterli olmuyor? Böyle varoluşsal soruların altında ezildikçe imdadıma Tezer Özlü yetişiyor.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Hayata Bakan Pencereleri – John M. Grandin

Franz Kafka, bir yanda sanatçı yaratıcılığının kişisel krallığı, öbür yanda, babasının çevresindeki burjuva hayatı, mesleği ve nişanlısı ile bölünmüş bir dünyada yaşadı. Yeteri kadar bibliyografik belge onun, her ikisinin de taleplerini karşılamaya çalışırken, yalnızca uzlaştırılamaz olduklarını gördüğünden, bu bölünme yüzünden acı çektiğini gösterir. O, günlüğüne edebiyat dışındaki tüm etkinliklerden nefret ettiğini ve yalnızca yazmak için

okumak için tıklayınız