Kategori: Makaleler

Yol Boyu Gölgesiz ve Selami Karabulut – Ayşe Kaygusuz

Selami Karabulut, “yol boyu gölgesiz” romanına, Rilke’den, (Duıno Ağıtları)’dan alıntıyla yaptığı girişi okuduğunuzda kitabın tamamında ne anlatılmak istediğini ya da kurgusunu az çok kestirebiliyorsunuz. Hemen arkasından romana girişte, “Zamansız yağan yağmurlar…” sözcüğü, insan hayatındaki zamansızlıkları açığa çıkartıyor bir çırpıda. Hayatımıza erken girenler-erken gidenler; geç gelenler-erken gidenler, yani bir zamansızlık kavramı ve bu zamansızlığın insana yaşattığı

okumak için tıklayınız

Tanrı’ya Kafa Tutan Bir ‘Kabil’ – Elif Şahin Hamidi

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Jose Saramago, ölmeden önce kaleme aldığı son eseri Kabil’de insanoğlunun yeryüzünde var olduğu o ilk güne geri dönüyor. Ve yazgısı “katil” olarak yazılmış Kabil üzerinden Tanrı ile sonu gelmez bir tartışma süreci içine giriyor. Her şeyin yaratıcısı olan ve gücü her şeye yeten Tanrı’nın, dünya üzerindeki bunca katliama, cinayete, savaşa, öfkeye

okumak için tıklayınız

Roman Kahramanı Madam Bovary – Raşel Rakella Asal

19.yy romanının en başarılı örneklerinden “Madam Bovary” hem ele aldığı konu hem de Flaubert’in üslubu ile çarpıcı bir metindir. Anlatılan Emma Bovary’nin trajik hayat hikâyesi ve karşılıksız aşkları gibi görünse de Flaubert, Emma karakteri ile 19. yy Fransız kadınının kıstırılmış hayatını, evlilik müessesinin insan doğasına aykırılığını, toplumsal değer yargıları ve ahlak ölçülerinin ikiyüzlülüğünü ele alır.

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanı üzerine – Tahsin Yücel

Kötü bir yazar iyi bir romancı olabilir mi? İlk bakışta olmazmış gibi geliyor insana. Ama bunca yıldır Orhan Pamuk’un yapıtlarını göklere çıkaran ünlü eleştirmenlerimize, özellikle de şu son aylarda aynı yazarın Kara Kitap adlı romanı konusunda yazılanlara biraz olsun değer veriyorsanız, bu soruyu “Evet, bazı bazı”, “Evet, neden olmasın?” ya da “Evet, olabilir; hatta iyi

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre – Tahsin Yücel

Jean-Paul Sartre 1905 yılında doğar, ilk önemli yapıtı Bulantı’yı 1938’de, son yapıtı L’Idiot de la famille’i 1972’de yayımladığına göre, şöyle böyle otuz beş yıllık bir süre içinde yapıt verir. Gene de 20. yüzyılın en önemli yazarının kim olduğu konusunda kapsamlı bir soruşturma yapılacak olsa, büyük bir olasılıkla en başta o gelir. Oysa bu adamın nasıl

okumak için tıklayınız

Nabokov: “Don Kişot, şimdiye kadar yazılmış en acı ve en barbarca kitaptır”

Nabokov’un Don Quixote derslerindeki bazı ifadeleri, onun Dostoyevski’ye yönelik yergilerini dahi gölgede bırakabilecek denli serttir. Nabokov, romanı “zalimce” bulur ve dersleri boyunca defalarca, ısrarla, büyük rahatsızlık duyduğunu belli ettiği bu “zalimliğin” izini sürer. “Don Quixote gerçek bir zalimlik ansiklopedisidir,” ona göre. “Bu bakış açısıyla, şimdiye kadar yazılmış en acı ve en barbarca kitaptır.”

okumak için tıklayınız

Gustave Flaubert: “Almanlar Paris’i kuşatırsa gidip savaşacağım. Tüfeğim hazır.”

Gustave Flaubert, Prusya ordusu tarafından kuşatılmadan bir ay önce, Ağustos 1870’te Paris’e gitti, şehirde üç gün kaldı ve Croisset’ye döner dönmez dostu George Sand’a bir mektup yazdı: “Yazmayı bir tarafa bırak, herhangi bir şey okuyamıyorum bile. Bütün günümü, herkes gibi, haber bekleyerek geçiriyorum. Annem olmasaydı çoktan orduya katılmıştım! Kendimi nasıl meşgul edeceğimi bilemeyince Rouen’deki Hôtel-Dieu’de

okumak için tıklayınız

George Orwell: “Sisteme karşı kitap yazmak yeterli değil”

George Orwell 1938’de, yani gönüllü olarak katıldığı İspanya İç Savaşı’ndan döndükten bir sene sonra (bir keskin nişancı mermisinin boğazında açtığı yara yeni iyileşmişti), bir yazısına [“Neden Bağımsız Emek Partisi’ne Katıldım”] şöyle başladı: “Belki de en dürüstçesi konuya öncelikle kişisel açıdan yaklaşmak olacak. Ben bir yazarım. Her yazarın dürtüsü ‘siyasetten uzak durmak’tır. Yalnız başına kalmak ister

okumak için tıklayınız

Camus ve Yabancı – Vedat Günyol

XX. Yüzyıl Fransasının, dahası, dünyasının düşünce yaşamına damgasını, dünyamızın, Bertrand Russell, Einstein, Sartre gibi yüceleri yanında, romanları, tiyatro yapıtları, politika yazılarıyla, tutumu davranışı, özel genel yaşamıyla, çıkarsız bir aydın örneğini vermiş bir insan olarak özel bir yeri var Camus’nün, yüzyılımızda. Albert Camus’nün dünya görüşü, yaşamın anlamsızlığından, saçmalığından kaynaklanan bir anlayış kavrayıştan yola çıkmaktadır. Değil mi

okumak için tıklayınız

Prof. Edward W. Said ‘in İsrail tarafına taş atması ve üniversite yönetiminin baskılara karşı özgürlükçü yanıtı

Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, İsrail tarafına taş atarken fotoğrafı basılan Said’in görevden uzaklaştırılmasını ister. Üniversite yönetiminin yanıtı, bugün Türkiye’de akademisyenlere baskı uygulayan rektörlere de bir yanıt. Edward Said’i İsrail tarafına taş atarken gösteren fotoğrafın yayımlanmasının ardından, Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, Said’in görevden uzaklaştırılması talebinde bulundular. Aşağıdaki metin, Edward Said’in Columbia Üniversitesi’nden atılması talebine

okumak için tıklayınız

Dostoyevski ve Anna arasındaki aşk

Dostoyevski’nin edebiyat alanına kazandırdığı eserleri, dünya klasikleri arasında en vazgeçemediklerimizden. Kusursuz bir edebi yönün yanı sıra, yaşamı da büyük ölçüde dikkatimizi çekiyor onun. Çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirmiş biri çünkü Dostoyevski. Genç yaşında, annesini tüberkülozdan kaybetmiş ve sert disiplinli bir okulda almış eğitimini. Sonrasında da zaten orduda görev

okumak için tıklayınız

Dizelerin hep var olsun Mustafa Önal – Müslüm Kabadayı

Şair, beslendiği toprakla bezediği şiir coğrafyasının sevdalısıdır. Aynı zamanda başka toprakların ve insan kardeşlerinin yüreklerinin gezginidir. Mustafa Önal da, 1950’de doğduğu Hatay Yayladağı’na bağlı Kandıl (Aslanyazı) köyünden derlemeye başladığı şiir tanelerini Antakya’da lise öğrencisiyken dizelere dönüştürür.

okumak için tıklayınız

Hayalle gerçeği buluşturan büyücü: Gabriel Garcia Marquez – Elif Şahin Hamidi

1982 yılında Nobel Ödülü’ne layık görülen, Kolombiyalı masal ustası Gabriel Garcia Marquez, ömrünü hikâye anlatmaya adayarak pek çok değerli esere imza attı. 1967’de ilk baskısı yayınlanan ve o günden bu yana otuzdan fazla dile çevrilen Yüzyıllık Yalnızlık, bu masalcı adamın ismini tüm dünyanın duymasını sağladı. Marquez eserlerinde, Latin halkının sıradan hikâyesini resmederken; aile, ölüm, aşk,

okumak için tıklayınız

Sözcüklerin Çizgilerle Buluşması: Sustuklarımıza Konuştuklarım – Müslüm Üzülmez

Yaşama dair an’ları ölçülü bir şekilde sözcüklerle anlatmaya şiir, çizgilerle anlatmaya da karikatür diyebiliriz. Şiir; coşturur, hüzünlendirir, eğlendirir, düşündürür… Karikatür; güldürür, kızdırır, düşündürür… Şair Sedat Kılıç ve karikatürist Lütfü Çakın, yeni yılın arifesinde, bizleri biraz hüzünlendirmek biraz da düşündürmek için Sustuklarımıza Konuştuklarım adlı kitaba birlikte imza atmışlar.

okumak için tıklayınız

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Andronikos Neden Kaçtı? – Elif Şahin Hamidi

“Andronikos için bir tek yol kalmıştı; kaçmak. Gitmek… Kendini de başkalarını da aldatmayacağı, aldatmak zorunda kalmayacağı bir yere kaçmak, bir yere gitmek. Öyle bir yer ki kendisinden yalnız inancını değiştirmesi değil, eski inancına göre hareket etmesi, davranması da istenmesin. Öyle bir yer ki bugüne dek topluluk içinde Andronikos neyi simgelemişse, orada öyle bir şeye yer

okumak için tıklayınız