Kategori: Makaleler

Biraz hayat, biraz mizah – Elif Kutlu

Vedat Özdemiroğlu’nun yazılarından müteşekkil ‘Türkçe Sözlü Hafif Mizah’, aslına bakılırsa eğlenceli dost sohbetlerinin kağıda dökülmüş hâli. Yazdıklarıyla, yaşadıklarını her daim komik olanla katıştıranların safına geçen Özdemiroğlu, gözleri satır aralarında gezinen okurlarının çoğunlukla tebessüm etmelerini ve gülerken düşünmelerini, düşündükçe yaşananların zamanla nasıl parodiye dönüştüklerini gösteriyor; biraz soluklanmayı sağlamanın ötesine geçmiyor.

okumak için tıklayınız

Neden Yazmak – Süleyman Deveci

Yazı yazmaya başladıktan bir süre sonra (ki bu bazılarında birkaç yıl, bazılarında ise on yıllara sarkan bir süreç içerisinde kendisini gösterebilir) öyle bir an gelir, artık yazmak namus borcu gibi bir şeydir. Bağımlısından öte tiryakisi gibi bir ucube olup çıkmışsınızdır. Yazmasanız dayanamayacağınızı, nefesinizin tıkanacağını, hareket edemeyeceğinizi zannedersiniz. Yazdıkça hava almaya, kalp ritimlerinizin düzenli atmaya başladığına

okumak için tıklayınız

Gönüllü körleşme – Elif Kutlu

Nazilerin Avusturya’yı işgal etmek üzere olduğu dönemde kitaplarından başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar kendini dış dünyadan soyutlayan Prof. Kien’in ‘çok açıklı’ hikâyesi, Therese Krumbholz’u işe almasıyla başlar. Elias Canetti, profesörün başına gelenleri trajik bir komedi gibi anlatsa da Kien’in körleşmeye uzanan hikâyesi aslında tepkisizliğin düşüreceği durumun betimlenmesidir. ‘Körleşme’ çağımıza dahi bir eleştiri olarak düşünülebilir.

okumak için tıklayınız

Franz Kafka, “Bir Açlık Sanatçısı” – Gönenç Kaytaz

Kafka’nın “Bir Açlık Sanatçısı” adlı hikayesi, yazarın ölmeden önce yayınlanan son eseri olarak ta bilinmektedir. Yazar, bu hikayesinde, bir kafeste günlerce aç kalarak şehrin göbeğinde gösteri yapan bir adamın öyküsünü anlatmaktadır. Hayatını yalnızca bu yolla idame ettiren bir sanatçının öyküsüdür bu aynı zamanda. Beslendiği, hayat bulduğu, nefes aldığı dünya bunun üzerine kurulmuştur onun için. Bu

okumak için tıklayınız

6-7 Eylül 1955 yağması ve 1964 sürgünleri. “Galiba dozu kaçırdık” Celal Bayar

Bugün tarihimizdeki utanç verici olaylardan biri olan 6-7 Eylül yağmasının 60. yıldönümü. Geçen yıl da aynı vesileyle “Cumhuriyet’in azınlık raporunu” (okumak için tıklayın) sizlerle paylaşmıştım. O yazının girişinde geçmişi neden hatırlamalıyız sorusuna uzunca bir cevap vermiştim. Bu yüzden bu hafta neden utanç verici bu olaya dair yazdığımı açıklamaya girişmeyeceğim, doğrudan konuya gireceğim.

okumak için tıklayınız

Gerçek ile kurgunun diyalektiği – Elif Kutlu

Susan Sontag, fotoğraf konusunda söylenebilecek her şeyi söylemesinin yanı sıra sinema ve tiyatro konusunda yazdıklarıyla; denemeleri ve romanlarıyla, kendini her şeyden mahrum bırakarak giriştiği yazma deneyiminde ne kadar derinlikli ve sade olabileceğini ‘Yanardağ Sevdalısı’nda gösterir okuruna. ‘Edebiyatın temsilcisi ve insan hakları savunucusu’ olarak tanımladığı kimliğinin, feminist, biseksüel, yönetmen ve diğer yönlerinin de merak edilmesini sağlar

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’nin toplumsal şiirleri – Asım Bezirci

“Kuyruklu Şiir” ile “Cevap” iki kedinin konuşmasını anlatır. Kedilerden biri ciğercinin kedisidir, öbürü ise sokak kedisi. Biri varlıklı sınıfı öbürü yoksul sınıfı temsil eder. Aralarındaki konuşma bu sınıfların birbiriyle ilişkilerini ortaya çıkarır. Birinci şiir (“Kuyruklu Şiir”) yoksul sınıfın durumunu belirtir:

okumak için tıklayınız

Tomris olmayı kim istemez? Elif Kutlu

Her kadının sırf âşıkları yüzünden Tomris Uyar olmak isteyeceği safsatasıyla başarılı kadınların uğraşlarını hiçe sayanlar; hikâyelerine buladığı yaratıcılığını görebilmek, öykülerine yakından bakabilmek, fikirleriyle tanışmak ve onu gerçekten tanımak için Tomris’le biraz daha konuşmalı/yazdıklarını biraz daha okumalı. ‘Aşkın Yıpranma Payı’ bu buluşmayı sağlayabilecek kitaplardan biri. Çoğu zaman sözünü sakınmayan yazılarla zamanında konuşması ‘ayıp’ olan ve toplumun

okumak için tıklayınız

Ozanlar – Halil Yılmaz

Ozanlar, halk ozanları… İçinde yaşadıkları toplumun, çağın tanığı ve sorumlusudurlar. Toplumsal, siyasal olaylara kayıtsız ve duyarsız kalamazlar. Onlar demiri, çakmak çakmak kayaları, aşılmaz dağları delen çelik uçlu birer matkap gibidirler. Onların Misyonu kokmuş karanlıkları bir ışık gibi delmektir. Zulmün, sömürünün, haksızlığın ve ahlaksızlığın egemen olduğu düzene baş kaldırmak, doğal olarak da o düzene aykırı düşmektir.

okumak için tıklayınız

İntihar Üzerine – Karl Marx

Fransız toplum eleştirisi, sadece belli sınıfların ilişkilerinde değil, tüm modern ilişki alanlarında ve biçimlerinde yaşanan (modern yaşamın) çelişkileri ve yapaylıkları, kıs¬men de olsa ortaya koyma becerisine sahiptir. Bunu, Fransızlara özgü yaşam coşkusunu, bakışlarının zenginliğini, ince zekalarını, cesur yaratıcı ruhlarını açıkça anlatarak yapmıştır. Fransızların toplum eleştirisindeki üstünlükleri hakkında fikir sahibi olmak için, mesela, kendi dönemlerindeki insan

okumak için tıklayınız

Para dışında kitleler için de kullanılan milyonlar kelimesinin şifresi: faşizm

ENFLASYON VE KİTLE Enflasyon, sözcüğün en katı ve en somut anlamıyla bir kitle fenomenidir. Enflasyonun bütün ülkelerin vatandaşları üzerinde yarattığı karı­şıklık etkisi hiçbir şekilde yalnızca fiili enflasyon dönemiyle sınırlı de­ğildir. Savaşlar ve devrimler bir yana, modem uygarlıklarımızda önem bakımından onunla karşılaştırılabilecek hiçbir şeyin olmadığı söylenebilir.

okumak için tıklayınız

Tüm zamanların en iyisiydi, belki de en kötüsü de… – Charles Dickens

BİRİNCİ BÖLÜM Çağ Tüm zamanların en iyisiydi, belki de en kötüsü de… Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı, inançların dönemiydi, inançsızlığın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi, belki de karanlığın… Umut’un baharını, umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geleceğindi. Gelecek hiçlikti aslında. Hepimiz cennete gidiyorduk; ya da tersine, cehenneme. Gün bugüne o denli benziyordu ki, gürültücü yetkililerden kimi, karşılaştırmaların yalnızca üstünlük açısından yapılmasında direnir

okumak için tıklayınız

“Karşın”cı Orkun Levent Boya – Müslüm Kabadayı

Edebiyat-sanat dünyasının sessiz kahramanları vardır. Ün düşkünü ya da popülerlik peşinde koşan çapsızlara KARŞIN dergi çıkararak, yayınları okurlara bin bir zorluğa katlanarak ulaştıran Orkun Levent Boya da onlardan biridir. Öyle ki, sırtlandığı Her Şeye KARŞIN Edebiyat Sanat Düşün Dergisi’ndeki yazılarının bazılarını ölen kardeşinin adı başta olmak üzere müstear adlarla yayınlar. Dergicilik, yayıncılık, bankacılık gibi ilişkilerini

okumak için tıklayınız

Murtaza üzerine – Orhan Kemal

MURTAZA ÜZERiNE Yakın dostlarım, Murtaza’yı bu yeni hale getirmememi istediler. Hem de ısrarla. “Biz onu öyle bulduk, öyle okuduk, öyle sevdik. Ne diye değiştireceksin?” dediler. Hatta içlerinde çok önem verdiğim kimselerin de bulunduğu bu görüş üzerinde uzun uzun durdum. Kitabın üstünde ‘Roman’ yazıyordu, ama o haliyle Murtaza bir ‘roman’ değil, olsa olsa bir ‘büyük hikaye’ydi.

okumak için tıklayınız

Uçurtmayı vurmasınlar – Sadık Güvenç

Feride Çiçekoğlu’nun sinemaya aktarılan romanı Uçurtmayı Vurmasınlar’ın 1. Basımı 1986 yılında yapılmış. Elimdeki kitabın baskısı ise Can Yayınları tarafından 1990’da yapılmış. 102 sayfa. “Ama ben mahkum değilim ki. Ben yalnızca çocuğum. Annem burada iken bana dışarıda kimse bakamazmış. O yüzden cezası bitene kadar annemle birlikte kalmalıymışım. Ben artık kendi çoraplarımı giyebiliyorum. Kendi kendime bakarım. Beni dışarı bıraksınlar İnci! Senin yanına geleyim.” (s. 17-18)

okumak için tıklayınız

Yas – M. Şehmus Güzel

Yasla birlikte yaşamayı öğreneceğiz mutlaka. Ankara’da vurulanlarla, Paris’tekiler çocuğumuz, torunumuz, kardeşlerimiz, yakınlarımız, akrabalarımız, yoldaşlarımız, yol arkadaşlarımız. Onlar bizler de olabilirdik. Ölüm çünkü artık serseri mayın gibi dolaşıyor aramızda. Yas tutuyor ve ağlıyoruz: Hem onlara hem onlar olabilecek kendimize. Yas ve ağlamak dayatınca Adnan Yücel’in şiirlerine sarılırım. Onlar da bana. “Ağlarız birlikte” o zaman. Şiirler ağlamaz

okumak için tıklayınız

Bugünkü Dünya Düzeni Konusunda Kendimle Konuşma – Afşar Timuçin

-Sana belki de hiç beklemediğin bir soru sormak istiyorum. Hoppala, bu da nereden çıktı şimdi diyebilirsin Soru şu: burjuva uygarlığı dağılıyor mu? -Yaşam dönüşüyor. Yaşam her şeye karşın dönüşüyor. Birileri onu durdurmak isteseler de olmuyor. Yaşam taş koymalada çomak sokmalarla yerinde sayacak bir şey değil. Burjuva uygarlığı dağılıyor mu ya da çöküyor mu? Belli ki sermayeci düzen

okumak için tıklayınız

Tuhaf bir kadına dair – Elif Kutlu

Leyla Erbil dendiğinde akla ilk gelecek olan onun tuhaflığıdır. Bu tuhaflık onun bir kalıba konulamamasıyla ilgili hiç şüphesiz. Toplumsal cinsiyet rollerini aşanlar değil de bu rolleri asla benimsememiş olanlar vardır ya hani; hiçbir tabu tanımayan, rolleri alaşağı eden, sınırları görmezden gelen ve hatta ağzına geleni söyleyen… “Deli” olarak anılırlar çoğu zaman bu yüzden. İşte onlardan

okumak için tıklayınız