Kategori: Makaleler

Sorularla aydın olmanın çelişkisi üzerine notlar – Nejdet Evren

.Nesnel ve öznel olma durumları aynı kimlikte bir araya geldiğinde –ki, bu her zaman kaçınılmaz görünmektedir- evrensel olma biçimi bir çerçeve olarak, sınırlandırılmış bir alanda öznelin gizlenebildiği, saklandığı bir yer işlevi görmektedir. Bu durum, öznelin içinde biçimlendiği ve yeri geldiğinde sığındığı göreceli ve mistifike edilerek sınırlandırılmış evrenselin aydını tek yönlü ve kaçınılmaz olarak belirlemesi, köşeye

okumak için tıklayınız

Edebiyatın direnişi mi… Direniş edebiyatı mı… – Adil Okay

“postmodernizm moda şimdi / unuttuk şiirin hâle’lerini / post totem tapınaklarda / zil takıp oynar / şair katilleri / ah yalelelli…” adil okay Konumuz “Edebiyatın Direnişi”… Dikkat edin, “Direniş Edebiyatı” değil. Zira “Direniş Edebiyatı” yüzyıllardır yaratılıyor ve hakkında yazılıyor. Ama “Edebiyatın Direnişi” hakkında çok yazılmadı. Peki, ne demek “Edebiyatın Direnişi” Sadece Edebiyatçının (sanatçının) direnişinden söz

okumak için tıklayınız

Hişştt – Göksu

Bu gece yalnız değilim. Konuğum Süleyman Okay. Beni babasıyla buluşturduğu için Adil Okay’a minnettarım. Şiir kitaplarını henüz okumadım. Mermi Konuşuyor, Sevda Tutuklanamaz, Şakayık, Hoşçakalın Dostlarım şiir kitaplarının isimleri. Güngör Gençay, Hişştt! isimli öykü kitabının önsözünde “Hayatı Şiirlerle Güzelleyen İnsan” diyor Sülayman Okay’a. Sadece şiirle güzellemediğini öykülerini okuduktan sonra yaşadığım duygu yoğunlundan anladım.

okumak için tıklayınız

Kutsal Değil, Onurludur Bizim Öğretmenlerimiz – Zafer Köse

Her 24 Kasım’da “öğretmenlik” ve “kutsallık” lafları dolaşır ortalıkta. Öğretmenler günü ilk kez 24 Kasım 1981’de kutlandı. Bunu başlatanlar 12 Eylül darbecileriydi. Seçtikleri gün olan 24 Kasım ise, 1928’de Mustafa Kemal’e “Başöğretmen” unvanı verilişinin yıldönümüydü. Darbecilerin ikiyüzlülüğü ve utanmazlığı bu uygulamayla bir kez daha tarihe geçiyordu. Atatürkçülük adına onlarca öğretmen katledilmiş, hapsedilmiş, görevden atılmıştı. Öğretmenler

okumak için tıklayınız

Eğitimde Anadiline Yer Veren Çift Dilli Ülkeler

Almanya Almanya’da “Ulusal Uyum Planı” adı altında çiftdilli eğitimin gerekliliği yaklaşımı kabul edilmiştir. Bazı eyaletlerde ilkokuldan başlayarak haftada 3 ile 5 saat zorunlu anadili dersleri verilmektedir. Ortaöğretimin ilk yılından itibaren uygulanacak olan “karşılaştırmalı dil eğitimi” modelleri geliştirilmiş ve denenmeye başlanmıştır.

okumak için tıklayınız

Dayanışma çimentosudur bir halkın bir kentin, başkentin – M. Şehmus Güzel

13 Kasım 2015 Cuma gecesi Paris kimsenin aklının ucundan bile geçirmeyeceği bir kabus yaşadı. Bir kabus evet. O kaos, karmaşa, can ve canan derdi içinde Parislilerin, Paris’te yaşayan binbir halktan binbir insanın gösterdiği dayanışma örneklerini aktarmasam onlara haksızlık yapmış olacağım. İşte duyduğumuz, tanık olduğumuz, bizzat yaşadığımız dayanışma örnekleri:

okumak için tıklayınız

İstanbul’dan İstanbul’a – Zafer Köse

Karanlık bir tiyatro sahnesi düşünün. Sadece küçük bir bölümü, güçlü spot ışığıyla aydınlatılmış. Bir süre sonra ışık sönüyor, o bölüm de kararıyor. O sırada sahnenin bir başka yeri spotla aydınlanıyor. Orası da kararırken, başka bir bölüm spot altında kalıyor. Böyle devam ediyor. Her aydınlanan noktada kısa görüntüler izleniyor. Mekânlar değişiyor. Zaman da değişiyor. Zaman dizinsel

okumak için tıklayınız

Sanatsal Eylemin Güzel Bir Nişanesi: Gönülden Kaleme – Müslüm Üzülmez

Misbah Hicri’nin Gönülden Kaleme(*) kitabı okuyucularıyla buluştu… Hicri, sunuş yazısında kitabın yayınlanış amacını: “Şiire emek veren, roman yazımında yorulan, sosyal ve kültürel alanlardan gönül gözüyle ürünlerini değerbilirlik, ahde vefa anlamında toplumla tanıştırma, okurların onların tanınması, tanıyan okurların onları yeniden anımsaması görevini yeni kuşaklara sunmayı bir görev bildim” diye açıklamış.

okumak için tıklayınız

İnceliklerin ana şairi: Gülten Akın – Müslüm Kabadayı

Her eylem diyalektiğini zorlar. Kıraç toprakta yoksullukla boğuşan insanın yüreğinden gelen sesini zorlaması gibi. Bu zorlama, Hacı Taşan’ı, Muharrem ve Neşet Ertaş’ı yaratır bozlakta. Yusuf Ziya Bahadınlı’yı, Abbas Sayar’ı yaratır öykü ve romanda. Şiirde de inceliklerin imge anası Gülten Akın’ı… 1933’te Yozgat’ta doğan, ortaöğrenimini ve Hukuk Fakültesini Ankara’da tamamlayan Gülten Akın, karanlığa karşı eylemliliğinin diyalektiği

okumak için tıklayınız

Didem Madak – Öznur Özkaya

“Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibi” – Öznur Özkaya Bir çocuk-kadındı o. Şiirlerinde çocukluğunu anımsar bazen sesi kırılır, bazen mutfakta pişirdiği domates çorbası ona teselli olur. Bazen mahallenin bıçkın delikanlısı gibi savurur küfrü, bazen canı çok ama çok acır. Evden kaçarken pembe spor ayakkabıları vardır şiirinin ve ne kadar uğraşsak da hayatın

okumak için tıklayınız

Boşnak Türküsü – Sadık Güvenç

İsmail Gümüş’ün Cumhuriyet Yayınları arasında 2010 yılında çıkan kitabı Boşnak Türküsü’nde birbirinden güzel yirmi dört öykü bulunuyor. Yazar yaşadıklarını yazmış. İnsanı sarıp sarmalayan, akıcı ve hoş bir anlatımı var. Hiç zorlanmıyor, saçmalamıyor, sanat yapma kaygısı taşımıyor. “Karanlığın Ağırlığı” öyküsünden söz edeyim size birazcık.

okumak için tıklayınız

Kim Korkar Diktatörden?

Bu nasıl soru, tabii ki herkes korkar. Diktatör bu. Ne yapacağı belli mi olur? Kim teselli eder diktatörü? Herkes. Kim alkışlar diktatörü? Herkes. Kim bu diktatör? Aklınıza ilk gelen Hitler ise bir duralım. O kadar uzak bir geçmişte kaldıysa diktatörlük neden bu korku? Bazen o kadar uzağa gitmemize, hatta aklınıza gelen en yakın ikinci suratsız

okumak için tıklayınız

Sanatçı ve Aydın Olmak – Nejdet Evren

“Hiçbir şair, hiçbir sanatçı, kendi anlamını yalnız başına tam olarak taşıyamaz” S.T.Eliot, (1) Her sanatçı doğduğu ve çevresinde kendini hazır bulduğu tarihsel ve toplumsal doku içerisinde varlık kazanır. Onun, içinde bulunduğu toplum-zamanından farklılaşabilmesi, toplumsal olgularla yaşayacağı çatışmalar sonucunda oluşturacağı öznelliği, kimliği ile yakından ilgilidir.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski – Sigmund Freud

“Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’i şimdiye dek yazılmış romanların en güçlüsü, “Büyük Engizisyoncu” epizodu dünya edebiyatının şimdiye dek ortaya koyduğu yaratıların en üstünüdür ve ne denli övülse azdır.” Sigmund Freud “Karamazov Kardeşler” adlı romanın Büyük Engizisyoncu adlı epizodu Ele aldığım olay Onaltıncı Yüzyılda oluyor. O zamanlar, o zamanlar gökyüzündeki varlıkları şiirler yazarak dünyaya indirmek alışkanlık olmuştu. Artık Dante’den

okumak için tıklayınız

Kuşkunun Ardındaki – Hatice Balcı

‘’Kimileri dünyayı yönetir, kimileri de yönetilen o dünyanın ta kendisidir. Servetini İsviçre’de ya da İngiltere’de saklayan bir Amerikalı milyonerle bir kasabanın sosyalist lideri arasında nitelik bakımından hiçbir fark yoktur; fark nicelikten kaynaklanır yalnızca. Uzakta, aşağıda biz varızdır, yani kılıksız insanlar, biz, bohem oyun yazarı William Shakespeare, biz, öğretmen John Milton, serseri Dante Alighieri, dün alışverişimi

okumak için tıklayınız

Akakiy Akakiyeviç her yerde yaşıyor – Adalet Çavdar

Bir hikayeyi sadece hikaye diyerek okuyup onun farklı katmanlarını görmezden geldiğimizde sığ bir okumaya sahip oluruz ve asıl görmemiz gerekeni atlarız. Hikayeler bize sadece kıyıda köşede yazarın kalemine misafir olan “küçük insanların” değil bulundukları coğrafyanın, dönemin koşullarını da anlatan bir nevi tarihi tanıklıklardır. Küçük insanların etrafında dönen büyük dünyanın ayrıntılarına bakmak için fırsattır öyküler. Size

okumak için tıklayınız

Bülbülü Öldürmek: İyinin ve kötünün ötesinde

Eylül ayında Harper Lee’nin ünlü romanı Bülbülü Öldürmek’in Sel Yayıncılık tarafından Ülker İnce çevirisiyle yeniden yayımlandığını gördüğüm an, bu yazıyı yazacağımı biliyordum. Aradan geçen yirmi yıla rağmen unutamadığım ve her sene öğrencilerime tavsiye ettiğim bir romandı söz konusu olan. Çocuk edebiyatıymış, gençlik edebiyatıymış, böyle kavramların olmadığı bir zamanda, bulunan her şeyin yaşa başa bakmadan okunduğu

okumak için tıklayınız

Ecevit’in Ardından – Zafer Köse

O tarihi CHP kurultayında İsmet İnönü kaybediyor, Ecevit genel başkanlığa seçiliyor. İsmet Paşa; Garp Cephesi Komutanı, Lozan Kahramanı, devletin kurucularından, çok partili rejime geçişin öncüsü… ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, 87 yaşının yorgun adımlarıyla “Bülent”i kutlamak üzere yürümeye başlıyor. Bunu fark eden Ecevit hemen yerinden kalkıyor, Paşa’ya doğru ilerliyor, ortada buluşuyorlar, tokalaşıyorlar.

okumak için tıklayınız