Kategori: Makaleler

“Suç ve Ceza”nın yazıldığı dönem bakımından bir Raskolnikov analizi

“Raskolnikov” Adının Kökeni Üzerine Suç ve Ceza”nın dünyaca ünlü kahramanı Raskolnikov’un adı rastgele konulmuş bir ad olamaz. Rusça “raskolot” fiili, günlük konuşma dilinde, parçalara ayırmak, birliği bozmak, bir çevrede görüş ayrılıkları yaratmak gibi anlamlara geliyor. Bu fiilden türetilmiş olması gereken “raskol” sözcüğü 11 yüzyıl Rusya’sında resmî kiliseye karşı çıkan ayrılıkçı bir dilimi hareketin adıdır. Bu

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza romanına ve Dostoyevski’ye dair – Mazlum Beyhan

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 30 Ekim 1821 günü Moskova’da bir doktor ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1843 yılında, askeri öğrenci olarak okuduğu Petersbıırg mühendislik okulunu bitirdi, ancak bir yıl askeri mühendis olarak çalıştıktan sonra istifa etti. Nicedir verdiği bir kararla, edebiyat hayatına atıldı. Bundan hemen sonra da, 1844 yılında,

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: Psikoloji ve Edebiyat

Psişik süreçlerin incelenmesinden başka bir şey olmayan psikoloji, edebiyatın incelenmesi konusuna da el atabilir; çünkü insan ruhu (psyche) bütün bilimlerin ve sanatların kaynağıdır Bir yandan, belli bir sanat eserinin oluşumunu açıklamasını, öte yandan bir kimseyi sanat bakımından yaratıcı kılan faktörleri ortaya çıkarmasını, psikolojik araştırmadan bekleyebiliriz. Sanat eserini incelemek sözkonusu olunca, karmaşık psişik faaliyetlerin ortaya çıkardığı

okumak için tıklayınız

Ezilenlerin Pedagojisi, Paulo Freire – Ayşe Kaygusuz

Kitap daha adıyla hem çekiciliği (Ezilenlerin), hem de iticiliği (Pedagojisi) ile karşıtlığı içinde barındırıyor. Buradaki karşıtlık, Türkçe ve yabancı terim olurken, içeriği iki farklı düşünce ve davranış biçimini anlatıyor. Kitabın kapağını açtığınız anda, kendini ele veren bir yaşam ve duruşla karşılaşırsınız. İçinde bulunduğumuz sistemi (kapitalizm-emperyalizm), hem kişilerin hem de toplumların düşünce ve davranış biçimlerini anlatmak

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet ‘in ‘Bugün Pazar’ Şiirinin Öyküsü

Nâzım Hikmet’in şiirleri daha yazılmaktayken, son biçimlerini almadan cezaevi duvarlarından dışarı sızardı. Kendi de gerçi bir iki kişiye gönderirdi ‘ karısı Piraye’ye, çok güvendiği bir avukat arkadaşına ‘ ama şiirler son biçimini alınca… Oysa dostları, meraklılar, şiire düşkün cezaevi görevlileri, bitmiş bitmemiş, ellerine ne geçse kopya ederlerdi. Sonra da o şiirler kopya edile edile elden

okumak için tıklayınız

Georgy Lukacs’a Karşı – Bertolt Brecht

I Georgy Lukács’ın bazı denemelerinin, içerdikleri bunca değerli malzemeye rağmen neden tam anlamıyla doyurucu olmadıkları sık sık kafamı kurcalamıştır. Kendisine temel aldığı ilke çok sağlam da olsa, Lukács’ın gerçekliğe uzak düştüğünü sezmemek elde değil. Burjuva romanının, burjuvazi henüz ilerici bir sınıfken eriştiği yüksek düzeyden düşüş sürecini araştırır Lukács. Burjuva romanının klasik modellerini örnek aldıkları ve

okumak için tıklayınız

Corona sınavı ve çözüm anahtarı – Dr Suat Kamil Aksoy

Bu virüsün öldürücülüğü konusunda ifade edilenlerin mevcut rakamlardan türetilmiş tahminler olduğunu görüyorum hep. Kimse bu konuda yapılmış bir istatistik çalışmadan bahsetmiyor. Örneğin yüzde seksen kolayca atlatıyor şeklinde kanıta dayanmayan beyanlar var. Sonuçta saptanmış vakalardaki ölümlere bakarak bir şeyler söylenmiş oluyor. Saptanmamış nüfusta yayılmalar olduğu düşünülerek total öldürücülüğün miktarı daha düşük olarak varsayılıyor. Elde antikor testi

okumak için tıklayınız

Ecinniler’in Esin Kaynakları

“Saçlarını kısacık kestirip mavi gözlük takmak ve kendilerini nihilist olarak adlandırmak bazı genç kızlarımıza kendi ‘inanç’larına sahip olmak için yetermiş gibi geliyor. Bir bakıyorsunuz, yüreğinde insanlığın yararına olacak küçücük bir düşünce doğan biri, hemen kendini kimselerin hissetmediği şeyleri hisseden, genel gelişmenin önünde giden biri gibi görmeye başlıyor; ya da her nasılsa herhangi bir düşünceyi benimsemiş

okumak için tıklayınız

Camus’un “Yabancı”sı Meursault

“Bugün annem öldü. Belki de dün bilmiyorum.”(s.11) cümleleriyle başlıyor roman. Meursault annesinin ölümüyle ilgili hiçbir şey düşünmez. Onun annesinin ölümünden haberi yoktur ve ne zaman öldüğünü bilmez. Sanki annesinin değeri yok gibidir. Annesini huzurevine yerleştirmiş ve onu ziyarete gitmek zor gelir olmuştur. Cenazesine bir yabancı ve uzaktan biri gibi katılır. Meursault, morga girdiğinde görevli tabutu

okumak için tıklayınız

Dörtlerin Gecesi, Direnişin Aydınlığı – Zafer Köse

İnsanlar vardı, ama insanlık yoktu burada: Mehmet Tanboğa ve Fevzi Yetkin’in Dörtlerin Gecesi kitabında geçiyor bu söz. Diyarbakır Cezaevi’nin 12 Eylül sonrası koşullarını anlatıyor. Adnan Yücel ise, o uzun şiirinde şöyle diyor: Havasızlık içinde veremler yaratılırken Gardiyan hakimler ve savcı çavuşlarla Her gece mahkemeler kurulurken İnsanlar soyundurulup makatlar aranırken Hangi kuş konardı zindan penceresine Ve

okumak için tıklayınız

Jacques Ranciére’den “Demokrasi Nefreti”

Jacques Ranciére, “Demokrasi Nefreti”nde demokrasiden ne anlayıp anlamadığımız üzerinde dururken ona getirilen haklı ve haksız eleştirileri masaya yatırıyor. Ranciére, demokrasi fikrinin, başkalarını yönetmeyi kendine “doğal hak” sayanları nasıl rahatsız ettiğini anlatırken buradan doğan korku ve nefretin kaynaklarına iniyor. Kirli sepetinde bir ‘gömlek’ Demokrasi, Eski Yunan’dan beri hep tartışma konusuydu. Tartışma bir tarafa, o dönemde korkutucu,

okumak için tıklayınız

Rousseau’nun en çok değer verdiği yapıtı: Toplum Sözleşmesi

Toplum Sözleşmesi 1756-1760 yıllarında yazılmış, 1762’de basılmıştır. Sainte-Beuve’e bakılırsa, Rousseau’nun en çok değer verdiği yapıtıdır bu. Rousseau bu kitabı için, “Epeyi önce, gücümü tartmaksızın yazmaya kalkıştığım, ama o gün bugün bir yana bıraktığım daha geniş bir yapıttan alınmıştır.” diyor. Rousseau’nun yazmayı tasarladığı bu geniş yapıtın adı Politik Kurumlar olacaktı. Toplum Sözleşmesi, taslak halinde kalan bu

okumak için tıklayınız

Ecinnilerin Ecinnileri üstüne – Aziz Çalışlar

Albert Camus, Dostoyevski’nin 1870/71 yıllarında yazdığı ünlü Ecinniler romanını 1959’da oyunlaştırarak, ‘Théâtre Antoine’da kendisi sahnelemiştir. Bu yapıt, bir Dostoyevski uyarlaması olmakla birlikte, Camus’nün sanatsal-felsefi yaratımları arasında önemli ve özgün bir yere sahiptir. Ancak, nasıl Camus bu yapıtını Dostoyevski’den almışsa, Dostoyevski de yapıtım kendi döneminin gerçek yaşamından almıştır. Bu nedenle, yapıtın dayandığı yaşamsal olgulara dönerek, gerek

okumak için tıklayınız

Disconnectus Erectus – Oğuz Atay

Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu

okumak için tıklayınız

Albert Camus’un “Yabancı”sı – Hatice Balcı

Kitap, tam ortadan ikiye ayrılmış. Tıpkı sulu bir karpuzun yarılması gibi. Birinci bölümde kahramanımız Meursault, çok yakında gerçekleşecek trajedinin arifesinde, yaşamından önemli kesitler sunuyor bizlere. Her şeyi onun ağzından dinliyoruz. Kitabı okuyup bitirdiğimizde ise bu ilk bölümün onun dünyasının önemli sırlarını ele verdiğini ve tam da bu nedenle okura sunulmuş bir tür ödül olduğunu fark

okumak için tıklayınız

Bertolt Brecht: “Hayatı daha iyi kılmak özgürlüğü üstüne konuşulmadıkça, özgürlükten ve kültürden söz etmenin bir anlamı yoktur.”

Duyduğuma göre, kültürün özgürlüğünün geleceği üzerine tartışmak için toplandınız burada: Umarım politik ve ekonomik özgürlüğün geleceğinden de söz edersiniz. Bu tür bir toplantı, daha doğrusu kesintisiz bir toplantılar dizisi çok gerekli; çünkü pek çok ülkede çalışan halkın büyük bölümü göze çarpmayan, ama varlığı kesin kölelik koşullarında yaşıyor ve hayatı ekonomik açıdan değiştirmek, daha iyiye götürebilmek

okumak için tıklayınız

İftarlık Gazoz’da anlatılan kimin hikayesi?

Türkiye toplumu, 1980’li yıllardan bu yana bir kimlikler savaşı yaşıyor. Yüzyıllık modernleşme ve uluslaşma süreci içinde bastırılmış ve dışlanmış kimlikler, toplumun yapıtaşlarını yerinden oynatacak şiddette sarsıntılar yaratarak birbiri ardına geri dönüyor. Son aylarda, ülkenin güney sınırlarına gelip dayanmış olan iç savaş ortamı, kanlı çatışmalar ve katliamlarla içeriye doğru yayılıyor. Türkiye toplumu, adeta (siyaset felsefecisi) Thomas

okumak için tıklayınız

Bertolt Brecht’in sanat ve edebiyat anlayışı – Güney Dergisi

Brecht bizimdir! Brecht’in sanat ve edebiyata ilişkin görüşleri, çeşitli makalelerinin ve notlarının toplandığı “Edebiyat ve Sanat Yazıları”nda ve görüşlerini netleştirmenin de bir aracı olarak tuttuğu “Çalışma Günlükleri”nde yeralmaktadır. Özelde Çalışma Günlükleri Brecht’in farklı ilgi alanlarını, çok yönlülüğünü, yeni fikir ve önerilerinin hangi süreçlerden ve inatçı çalışmalardan geçerek olgunlaştığını göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle, Brecht’in sanat

okumak için tıklayınız

Bellek Tazeleme: 20 Eylül 1985 / Her ölüm gibi erken: Ruhi Su – Serdar Türkmen

Merak ediyorum, o pasaport duruyor mu? Hani Ruhi Su’ya ‘sakıncalı’ fişinden dolayı uzun süre verilmeyip iş işten geçtikten sonra verilen pasaport… Hani artık kullanılmasına gerek olmayan pasaport. Hani şu ‘bir defaya mahsus’ verilen… “O kullanılamayan pasaport özenilerek saklansın; çünkü bizden sonraki kuşaklar bugünü öğrenmek ve anlamak için o kullanılamayan pasaportu müzede görmelidirler” diye yazmış Aziz

okumak için tıklayınız

Ezgileri Susturulamayan Bir Yürek Ruhi Su – Tamer Uysal

“Ama benim memleketimde bugün İnsan kanı sudan ucuz Oysa en güzel emek insanın kendisi Kolay mı kan uykularda kalkıp Ninniler söylemesi” Çarpık düzen ve bununla birlikte halk kültürünün yozlaşmaya yüztuttuğu bir dönemde bütün zorlukları göze alarak geçmişin direncini taşıyan kültür mirasını sahiplenen ilk isimdir Ruhi Su. Halkıyla bütünleşmek, sanatçı yönüyle toplumsal sorunlara karşı bilinç uyandırmak

okumak için tıklayınız