Kategori: Makaleler

Ağzı bozuk, kafası atık bir roman: Deliduman

Güncel, yani içinden geçmeyi sürdürdüğümüz, henüz ?dün? olmamış, olsa da eski bir şeye bakar gibi bakmayı henüz beceremediğimiz bir şeyin romanını yazmak, ya da böylesi ?sanatsal? bir çabayı bir kenara koy, o mesele hakkında sadece adamakıllı bir çıkarım bile yapmak, bunu yapan için de, onun yaptığına ?seyirci? olan için de pek kolay bir iş değil.

okumak için tıklayınız

?Quo Vadis?? şiire…

?Yolda kalan yolcular! o dağın uzağında/ eksik kanatlardı; sorarlar şimdi rastgele; baba, nereye…? Her şeyin naylondan olduğu zamanların ötesinde yalnız şiir muhaliftir. Şairler kendi döneminin tanığıysa, tarihçilere değil şairlerin anlatıcılığına sığınmalıyız. Bertolt Brecht, şairleri çağın tanığı ve yılmaz muhalifi olarak sorumlu başkişi ilan ediyordu:

okumak için tıklayınız

Eski bir fotoğrafa bakarken: Ölmeme Günü – Ömer Turan

Geçmişin izini sürerken; bir yazı, bir belge, bir anı yerine o zamana ait fotoğraflar beni daha çok etkiler ve içine çeker. Çünkü fotoğraflardaki durum, zaman ve mekân anlatımı bir yazıdan daha güçlüdür. Görsel algı bellekte daha uzun yaşar. Şöyle düşünün: Yıllar önce gazete, dergi ya da bir kitapta görüp etkilendiğimiz bir fotoğraf usumuzda tazeyken hâlâ,

okumak için tıklayınız

Yazmak neydi, Poe? – Öznur Özkaya

Romanlarıyla tanıdığımız Nilüfer Kuyaş?ın ilk öykü kitabı olan ?Yok Adam?; istisnalar olsa da, erkek kahramanlara eğilen, kendini gerçekleştirememiş erkeklerin gözünden anlatılan bir derleme adeta. Kitapta yer alan yedi öyküden, kitaba ismini veren ?Yok Adam?, acı portakal reçelinin tadını arayan Şehir(li) Hasan?ın kederini yansıtan ?Hayvanların Gece Hayatı?, kadına karşı tacizi ve tacize maruz kalan kadının içsel

okumak için tıklayınız

Uzun Bir Adam?ı Hatırlamak? – Öznur Özkaya

İzmir?de düzenlenen kaçıncı Uluslararası Şiir Sempozyumu?ydu anımsayamıyorum. Can Yücel Sokağı?ndaki Miko?nun da yeni açıldığı dönemlerdi. Etkinlik bitimi akşam şairlerin ve okurların buluştuğu Miko?da, rakının eşlik ettiği şiirsel sohbetler dolduruyordu mekânın atmosferini. Bana uzak masalardan birinde, masaya mesafeli oturup şeyleri duymaya çalışan İlhan Berk?i ilk ve son kez görüşümdü. Bu anla ilgili hafızamı zorlamamı sağlayan; Atlas?ı,

okumak için tıklayınız

?Melodiyle Örülü Bir Sınıf? – Mehmet Özçataloğlu

Okullar kapandı, sınıflar boşaldı sanıyorsunuz değil mi? Böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Asıl eğitim şimdi başlıyor. Yaz aylarını en iyi şekilde değerlendirsinler diye çocukları kurstan kursa koşturacağız şimdi. Tek amacı sene sonu yapılacak genel sınavlara hazırlamak olan eğitim sisteminin boşluklarını bu şekilde doldurmaya çalışacağız. Neden? Çocuklarımız daha iyi,

okumak için tıklayınız

‘Kırmızı Fare’de Pazarcık – Mehmet Söğüt

Francis Bacon, ”İntikam vahşi bir adalettir?? der. Aslında Bacon, adaletin olmadığı yerde müdahaleci olmamız gerektiğini söyler. Nitekim olan da budur. Bu isyankârlığımızın temelinde, son yüz yıl değil, bin yıllık bir süreç yatar. Kaçan, göçen, görüldüğü yerde öldürülen ve her türlü adaletsizliği yaşayan bir kavmin çocuklarıyız. Öldürülmüş, acıtılmış, zehirletilip iğdiş edilmişiz

okumak için tıklayınız

Doğa?nın karar ânı

Hakan Bıçakcı yeni kitabında, metropol tekinsizliğine bu defa bir kadının gözünden bakıyor. Rekabetin, teşhirin, güzel ve mutlu görünmenin baskısını Doğa’yla resmediyor. Her insan yaşamının bir yerinde, nasıl yaşayacağına, daha doğrusu nasıl yaşamayacağına, yani kim olacağına karar verir ve o karar ânı, beklenildiği gibi çok büyük bir olayın ardından da olmaz genellikle. Yıllarca süren terapi seanslarında

okumak için tıklayınız

Eksik evler kitabı: Terk Divanı – Ömer Turan

babam ah sözleri gencecik olan babam senin ve ölümün oğluyum Mesut Aşkın?ın kısa bir süre önce Chiviyazıları Yayınevi?nden çıkan ? Terk Divanı? nı okuyorum. Heybetli bir duygu yoğunluğuyla ve yer yer dağınık düşüncelerle şiirler içinde yolumu ararken dibe kadar çöktüğümü fark ediyorum. Priamos?un

okumak için tıklayınız

Bohemler sanayileşirse…

Ali Artun’un “Kültür İşçileri ve Prekarite” alt başlığını taşıyan kitabı, insanlığın ilk dönemlerinden itibaren var olan sanat ile emek, sanat ile sanayi arasındaki karşıtlıkları ve her iki kavramın da işlevsel farklılıklarını tarihsel tartışmalar ışığında ortaya koyarak ilerliyor. ?Aslında sanat ve emek birbirine karşıt şeyler. Emek, amaçlı, yararlı, işlevsel, bilinçli ve akla dayalı bir iş; oysa

okumak için tıklayınız

Brecht, Lukacs ve Bloch?un izinde

Prof. Dr. Onur Bilge Kula bu kitabında Marksist literatürün önemli düşünürleri Bertolt Brecht, Georg Lukacs ve Ernst Bloch?u konu ediniyor. Onur Bilge Kula, Türkiye?nin en üretken akademisyenlerinden biri. Gerek ilgilendiği konuların çeşitliliği gerek bu konular hakkında ürettiği sayısız kitap ve makaleyle dikkat çeken, üreten ve aktaran bir isim Kula. Bu üretken akademisyenin son ‘büyük’ kitabı

okumak için tıklayınız

Bir yolunu bulmaya çalışmanın romanı; “Deliduman”

Emrah Serbes?in yeni romanı “Deliduman” vazgeçmemenin, öyle ya da böyle bir yolunu bulmaya çalışmanın romanı. Yalnızca bu yönüyle bile okunmaya değer. Şu günlerde, sene-i devriyesini idrak ettiğimiz Gezi direnişi, hemen herkesin hayatına, bir yerinden dokundu. İstanbul ya da taşra fark etmez, Gezi Parkı?ndan yükselen ruh her yere, herkese sirayet etti. Kimi hayatının

okumak için tıklayınız

Sessiz yazıların üstadı Maurice Blanchot?dan: ?Bekleyiş Unutuş? – Emek Erez

?Okuduğumuzu anlamadığımız olurda, anlamadığımızı okuduğumuz olur mu?? diye bir soru sorulsa kuşkusuz başlangıçta biraz garip gelecektir. Bunu başaran bir yazardır, Maurice Blanchot, sessiz bir yazı üstadı olarak tanımlanır çoğunlukla. Sessiz bir yazı nasıl olur derseniz, bunu ancak deneyimleyerek, yani onu okuyarak anlamlandırabiliriz sanırım. Blanchot?nun yazı üsl?bu anlatmayan, açıklamayan ve

okumak için tıklayınız

Mithars’ın Cennetine “Adınla Çağır Beni” – Onur Köybaşı

Bana aşkın tanımı nedir diye sorsalar; hiç tereddütsüz Andre Aciman?ın ?adınla çağır beni? kitabı derim. Aslında sadece aşk değil, tutku ve hayranlık. Diğer bir bedenden kendine varma duygusu, tamamlanma ve eksilme hissi… Hepsi aşk değil midir zaten? On yedi yaşındaki (Elio) bir genci muazzam bir ustalıkla konuşturan Aciman?ın kitabından

okumak için tıklayınız

Ferah Bir Gezinti – Zafer Köse

Okuma Günleri kitabında; bir kişi, bir durum veya bir olguyla ilgili başlayan bir cümlede bazen karşılaştırma, bazen sorgulama, bazen de başka bir yolla devam ederken, Proust?un sözü alıp bir ara yola saptığı, orada bir açıklama yaptıktan sonra tekrar ana yola döndüğü, bu şekilde, bir düşünceyi bağlantılı başka düşüncelerle ilişkilendirip ve neredeyse yarım sayfalık bir paragrafı

okumak için tıklayınız

Faşizm hep var

Roger Griffin, yükselen milliyetçi dalgayı çağrıştıran biçimde faşizmin bir dönem parlayıp sönen bir alev olmadığını ve hâlâ sahnede olduğunu hatırlatıyor. Ulusalın yerini gittikçe uluslararası toplum hayallerinin aldığı bir dönemde, faşizm üzerine, hele kısa bir dönemde birkaç ulus devletin izlediği özel gelişme biçimi olarak görülen faşizm üzerine yazmak tarih bilimine bir katkı sağlamanın yanında bize başka

okumak için tıklayınız

“Aşkın Metafiziği: Aşka ve Kadınlara Dair” – Kıymet Ceviz

Dikkat Uzun Bir Yazıdır ! Karamsar Arthur, 1788-1860 yılları arasında yaşamış Alman filozoftur. Felsefe tarihinin, “iradesini öldüren” filozofu olarak da bilinir. Ona göre; “Aklın denetiminde olmayan bu irade, insanları parmağında oynatıyor ve geçici tatminlerle ve ulaşılamayan hayallerle, insanı hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyordu.” Kurtuluşun tek bir yolu vardı; iradeyi öldürmek!

okumak için tıklayınız

Tramvay’ın Kanlı Yolu – Taksim – Dağhan Dönmez

?Kapadım balkonumu, duymak istemiyorum çünkü ağıtları, ama külrengi duvarlar arkasından, bir şey duyulmuyor ağıttan başka?? (Türkçesi: Erdal Alova) Bu satırların sahibi, İspanya İç Savaşı?nın başlarında General Franco?nun faşist askerleri tarafından kurşuna dizilen şair Federico Garcia Lorca?dır. Yüzlerce haneye ateş düşüren, binlerce insanın ölümüne sebep olan savaşın, su üstünde kalan kısmıdır Lorca. Zihinlerimiz suya benzer çünkü.

okumak için tıklayınız

“Leyla bir özge candır!” – Öznur Özkaya

?Hayri Abi bana vurdu. Başım masaya çarptı. Yere düştüm. Ben onu ittim. Hayri Abi beni pastal masasının altına itti. Ben tekme attım. O kemerini çözdü. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum: ?Kurtarın!? Eliyle ağzımı kapattı. Gene de bağırıyorum. Kimse duyup gelmiyor. Ben ona vuruyorum. Hayri Abi fermuarını açtı. Çırpınıyorum. ?Ömer?e verirken iyiydi!? diye bağırıyor. ?Elin üç kuruşluk

okumak için tıklayınız