Kategori: Makaleler

?Benim yara izlerimle kaplısın, baobab?

Kadın anlatıcı sığındığı Baobab ağacı için: ?Benim yara izlerimle kaplısın, baobab? diyordu. Eş zamanlı okuduğum bir başka kitap olan Kurtlarla Koşan Kadınlar?da ise şöyle yazmıştı kadın Yazar Clarissa Pinkola Estés, teskin edercesine: ?Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır; eski, çok eski bir öykünüz varsa, o da bir kapıdır.? İki kitabı buluşturan noktayı bulmuştum,

okumak için tıklayınız

Mübadele İnsanları – Sadık Güvenç

Memleketimiz güzel. Bu güzellik güzel insanlarından geliyor. Birileri biraz daha saltanat sürmek için insanı insana kırdırmanın yollarını öyle biliyor ki! Memleketi güzelleştiren insan mozağini özene bezene koruyup onları mutlu etmenin yollarını arayacağımıza ayrıştırmanın, ?bizden olmayanı? aşağılamakla kalmayıp yok etmenin derdine düşmüşüz. Dün Yunan-Müslüman-Gavur-Türk ayrıştırması bugün Sünni-Alevi-Şii, Türk-Kürt-Arap biçiminde yapılıyor. Göç yollarına

okumak için tıklayınız

Yaralı kitapların yazarı, ezeli bir mağlup: E. M. Cioran – Emek Erez

Bazı yazarlar vardır, okurken okuru kendi iç dünyasına çeker. Hırpalar, duvardan duvara vurur, nefessiz bırakır; onu okuyan bir daha eskisi gibi olmaz ve bir yüzleşme deneyimi sağlar. Anlattığımız ölçülerde bir yazardır E. M. Cioran, kendi dünyasına sizi öyle bir çeker ki ne okumaktan vazgeçebilirsiniz ne de elinize aldığınız bir kitabını yarıda bırakabilirsiniz. Ve onu okuduktan

okumak için tıklayınız

Jamie Lincoln Kitman’dan ?Kurşunlu Benzinin Gizli Tarihi?

Endüstri devlerinin arşivlerinden ve ABD’nin devlet arşivlerinden elde edilen belgeler, birçok akademik araştırma ve geçmişe ait kayıtların yanı sıra The Nation dergisi ve yazar Jamie Lincoln Kitman tarafından gerçekleştirilen düzinelerce röportaj ışığında hazırlanan bu araştırma, kurşunlu benzinin gerçek ve acımasız hikâyesini anlatıyor. Kitabı, Ziya Ramadani değerlendirdi… Örgütlenmiş bir felaketi yaşıyoruz Hatırlayabildiğiniz en büyük (doğal olmayan)

okumak için tıklayınız

Tuvalet Korosu – Hrant Dink

İstanbul’un bazı ilçelerinde okullar arası bir yarışma düzenlenmiş ve çeşitli okulların yanı sıra bizim azınlık okullarından öğrenciler de bu yarışmaya katılmışlar. Şişli ilçesinde, Beyoğlu ilçesinde ve sanıyorum Kadıköy ilçesinde bizim çocuklarımız yarışmalarda birinciliğin yanı sıra bazı önemli başarılar elde etmişler. Yarışmanın konusu “İstiklal Marşını okuma”. İstiklal Marşını en iyi okuyanlar arasında bizim çocuklarımız ön sıraları

okumak için tıklayınız

?Yazdıkça hatırlar insan!?

?Romanın arkasına saklanabilir yazarlar. Trençkotla siste yürüyen insanlar gibi. Vücut kıvrımlarını göremezsiniz. Sadece gittiği yönü anlayabilirsiniz yazarın. Ama öykü öyle değil işte. En sevdiğiniz öyküyü usul usul yeniden okuyun. Yazarı sizden gözlerini kaçırmaya uğraşacaktır. Ama nafiledir bu da. Bir sarraf tartısı gibi anlarsınız onun kıymetini.? (s. 68) diyor Ahmet Büke son kitabı ?Yüklük?te. Üzerine çokça

okumak için tıklayınız

“Tiyatronun İlkeleri”ne dair – Serkan Fırtına

Ülkemizde Tiyatro alanında yapılan akademik çalışmaların kitap haline getirilmesi ile artan bir kuramsal tiyatro kütüphanesi oluşmaya başlamıştır. Ancak buna rağmen, Sevda Şener, Özdemir Nutku ve Metin And, Zehra İpşiroğlu gibi isimlerin yazmış oldukları temel başvuru kitaplarını saymazsak tiyatroya başlangıç seviyesi düzeyindeki öğrenci ve amatörler için akademik elden veya deneyimli bir sanatçı tarafından hazırlanmış

okumak için tıklayınız

?Pek yaşadın denemez, oysa…” Georges Perec

?Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti. Topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmiş bile. Roller hazır, etiketlerde, bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tüm yerler orada durmuş sıralarını bekliyorlar. Serüvenlerin öyle iyi betimlenmiş ki, en şiddetli isyan bile kimsenin kılını kıpırdatmayacaktır. Sen istediğin kadar sokağa çıkıp insanların şapkalarını

okumak için tıklayınız

Korku çağı – Albert Camus

17. yüzyıl, matematik çağı, 18. yüzyıl fizik çağı, 20. yüzyılımız korku çağıdır. Diyeceksiniz ki korku bir bilim değildir. Ama, bu korkuda bilimin payı var. çünkü kuramsal alandaki son gelişmeleri onu kendi kendini yadsımaya götürdü; pratik alandaki gelişmeleri ise, bütün dünyayı yok edebilecek duruma geldi. üstelik, korku bir bilim sayılmasa bile, onun bir teknik olduğu su

okumak için tıklayınız

Kürdün ?sol? oluşunun arşivi

Türkiye?nin Kürt sol hareketlerinin 1960?lardan günümüze seçme metinlerini bir araya getiren Kürdistan Sosyalist Solu Kitabı temininde güçlük olan metinleri bir araya getirerek bakışımızı genişletiyor. Gerçi Kürt beşerî coğrafyasında bir ?sol? ve bir ?sağ? yok değil. Beri yandan hem sağdan hem soldan bakan birçoklarına göre, ?Kürt? deyince bu zaten sol demektir! Bu algının oluşum tarihini anlamak

okumak için tıklayınız

Katil Kim? – Zafer Köse

O gün o genç adamın öldürüleceğini daha ilk cümlede öğreniyorsunuz. Marquez, “kırmızı pazartesi” günü yaşananları, yıllar sonra kasabaya geri dönen bir kişinin dilinden anlatıyor. Bu kısacık büyük romandaki herkes biliyor Santiago Nasar’ın öldürüleceğini. Cinayetin nedenini de fazla merak etmenize gerek kalmıyor, çünkü hemen başlarda açıklanıyor. Kimin öldüreceği bilgisi de veriliyor. Anlıyorsunuz ki, Pedro ve Pablo

okumak için tıklayınız

Game of Thrones’u Tarihsel Materyalizm ile Okumak

“Yaşamı belirleyen bilinç değil, tersine, bilinci belirleyen yaşamdır.” Alman İdeolojisi, Karl Marx – Friedrich Engels Bilmeyenler için kısa bir özet geçelim: Game of Thrones, George R. R. Martin’in Buz ve Ateşin Şarkısı (A Song of Ice and Fire) adlı roman serisinden uyarlanan Demir Taht için yedi krallık arasında geçen mücadeleleri anlatan bir TV dizisidir. Daenerys

okumak için tıklayınız

Çocukları Felsefeyle Tanıştırmak Ne İşe Yarar?

Felsefenin bin bir türlü tanımı verilebilir: Siyasi, ideolojik, psikolojik, dinsel, hatta felsefi/metafizik? Ama ben çok basit bir pedagojik tanım önermek istiyorum: Felsefe bir beceridir ? düşünme becerisi. Beceri kelimesini tam da pedagojideki anlamıyla kullanıyorum: Yabancı dil öğretiminde ?duyduğunu anlama? veya ?kendini ifade edebilme? becerileri gibi bir beceri. İsterseniz bu tanıma bir de sıfat ekleyebilir ve

okumak için tıklayınız

Bir Gelişim Romanı: Narziss ve Goldmund – A.Kadir Şahin

İnsanın zevk aldığı bir eser hakkında yazması, yazmak için zevk almaya çalışan birinin tutumundan daha akıllıca gelmiştir bana her zaman. Bu yüzden bir kitabı yazmak için okumaya başlamam, tersine okuduğum bir kitaptan aldığım zevk beni yazmaya iter. Hoş, estetik kategoride tartışılmayan, kişiden kişiye değişebilen bir duyumsamadır. Bu duyumsama çevresinde dönen bir yazarın kendini bireysellikten koparıp

okumak için tıklayınız

İkbali de Düşüşü de Görmüş, Güngörmüş Bir Roman Kahramanı: Altay – Serkan Fırtına

?Futbol Sadece futbol değildir? ve emin olun Altay sadece bir futbol takımı değildir. İddialı bir giriş cümlesinden sonra sizleri, İzmir?in siyah beyaz spor kulübü Altay?ın, engin bir deniz olan yaşam öyküsüne davet ediyorum. İletişim Yayınları?nın Futbol Kitapları dizisi içerisinde yayımlanan Orhan Berent?in titiz bir araştırmasının ürünü olduğu belli olan ?Alsancak?ın Sakini Altay? sadece bir futbol

okumak için tıklayınız

?Yasaklarda Üşüyorum?, Êdî Bese – Müslüm Üzülmez

?ben bağrıma bazalt taşı basmışım/ kırıcılar kalbimi eder talan? Cehennemde Üşüyorum?un ardından Cumali Eşsizoğlu?nun ?üşüyorum? dizisinde ikinci şiir kitabı Yasaklarda Üşüyorum adıyla okurlarıyla buluştu. Üşümek; ısı yokluğu, azlığı veya ısı kaybından etkilenmek, soğuğun etkisini duymak olarak tanımlanır. Fizik yasalarına göre farklı sıcaklıklara sahip cisimler birbirleriyle temas ettiklerinde

okumak için tıklayınız

Beynimdeki Şeytan Filmi ve Anılar 1966 – Ayhan Hüseyin ülgenay

Ankara’daki provalar bitince İstanbul Efendisi oyununun kadrosu Adana’ya geldi.Ayın tam ortası,maaşlar 17 gün sonra geldi Allahtan hazırlıklı gelmişim bunu düşünemeyenler çok zor durumda kaldı Oyunun bütün kadrosu küçük Saat?e yakın AĞBA oteline yerleştirildi.Birinci sınıf bir otel en üst katında bir gece kulübü var.Sahne alan gurup dünya karması gibi, her ülkeden sanatçı var genellikle caz çalıyorlar

okumak için tıklayınız

?Yislam Veledkin*, Antakya!?

Şehirler, yaşamımızda asla bir arka fon değildir. Yersiz yurtsuz olduğumuzu hissettiğimiz, karın doyurma telaşına kapılıp yabancılaşma olgusunu tamamen içselleştirdiğimiz anlarda bile, şehir uzun zamanların bazen en mavi bazen de en gri sığınağı olarak yer eder kalbimizde. ?Şehir nedir ki, esas olan insandır!? demişse de Shakespeare, nereye gidersek gidelim ardımızdan gelen, hep özlenen ve bu özlemden

okumak için tıklayınız

“Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın”

Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı… Bir ölüm düşünün. Uzun?Uzun gecelerden daha uzun, karanlık bir ölüm? Sinsi olduğu kadar aleni? Toprağın fersah fersah altında, sessiz, kımıltısız ve bir o kadar da çığlık çığlığa? Madencinin sesi kısıktır oysa. Çığlığı kuru? 1500 lira maaşla çalışır; daima başkalarına çalışır. Kirasını öder, çocuğuna bez alır, kanaat eder. Sanayi devriminden bu

okumak için tıklayınız