Kategori: Politika

Jean-Jacques Rousseau: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi nasıl olabilir?”

Madem hiçbir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkenin temeli olarak, kala kala yalnız sözleşmeler kalıyor. Grotius diyor ki: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyor da, neden bütün bir ulus kendi özgürlüğünü aktarıp bir kralın buyruğuna giremesin.” Burada açıklanması

okumak için tıklayınız

Bokun Tarihi – Dominique Laporte “hümanist mitolojinin kirli çamaşırları”

1968 Mayıs’ındaki çarpıcı öğrenci isyanı günleri sonrasında ve AİDS salgınının tahribatı öncesinde Paris’te yazılan BOKUN TARİHİ, dönemin ve sonrasının: teori, politika, cinsellik, deneyleme ve mizahı birleştirme girişiminde bulunan teorik yazımının vahşi ve maceracı yapısının ürünüdür. Diyalektik düşünceyi ve Marksist politikaları temelinden yeniden tanımlayarak, Foucault, Deleuze, Guattari, ve Lyotard gibi postmodern düşünürlerin eserlerinin yanı sıra önemli

okumak için tıklayınız

Krizde Felsefe ve Direniş – Costas Douzinas

Küresel kriz ve direnme hakkı, neoliberal biyopolitikalar ve doğrudan demokrasi, entelektüellerin sorumluluğu ve çokluğun şiiri hakkında bir kitap bu. Costas Douzinas Yunanistan örneğinden yola çıkarak birbiri ardına patlak veren protesto, ayaklanma ve devrimlerin siyaset manzarasını kökten değiştirdiğini öne sürüyor. Bu yeni siyaset direnme dürtüsünün, insan ruhunun o kalıcı özelliğinin son örneği. Avrupa Birliği ve IMF,

okumak için tıklayınız

Hepimiz Yamyamız – Claude Lévi-Strauss “mitik düşünce ile bilimsel düşünce arasındaki ayrılmaz bağlar”

Claude Lévi-Strauss gibi “uzaktan bakma”yı tercih ettiğini açıklamış bir antropolog günlük bir gazeteye yazı yazacak olsaydı ortaya nasıl bir toplam çıkardı? Hepimiz Yamyamız Lévi-Strauss’un 1989-2000 yılları arasında İtalyan La Repubblica gazetesine yazdığı yazılardan oluşuyor. Yeri geldiğinde “deli dana” hastalığı veya Lady Diana’nın ölümü gibi güncel konulardan hareket eden bu yazılarda, bir yandan antropolojinin ana temaları

okumak için tıklayınız

Demokrasi Nefreti – Jacques Rancière

“Rancière’in yazıları, solun yönünü şaşırdığı günümüzde, direnmeye nasıl devam edebileceğimizi gösteren ender anlamlı kavramlaştırmalardan biri.” Slavoj Žižek Düne kadar Avrupa’da resmî söylem totaliter dehşete karşı demokrasinin erdemlerini övüyordu. Devrimciler ise bugün ve buradaki demokrasiyi biçimsel bulup, gelecek bir gerçek demokrasiyi savunuyorlardı. Şimdi bütün bunlar geçmişte kaldı. Artık bazı hükümetler demokrasiyi silahların gücüyle ihraç ederken, Batı’da

okumak için tıklayınız

Simone de Beauvoir: Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur! (1975) | Türkçe Altyazılı

1975 tarihli “Simone de Beauvoir: Neden Feministim?” adlı 50 dakikalık kayıttan kısa bir kesit. Çeviri: Ümid Gurbanov Ünlü feminist kuramcı Simone de Beauvoir, 1975 yılında katıldığı bir TV programında -ki kendisinin televizyona çıktığı ender anlardan biridir bu- İkinci Cins kitabı bağlamında feminizmin ne olduğunu ve önemini anlatıyor, kadın-erkek eşitsizliği ve kadınlara yönelik uygulanan baskı ve

okumak için tıklayınız

Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm – Taha Parla

Türk siyasal düşüncesinin, hatta diyebiliriz ki Türk kamu felsefesinin temel eğilimi korporatizmdir. İster dayanışmacı ister faşist alt türleriyle olsun, bu eğilimin temel özelliği kapitalizme antiliberal bir teorik-ahlaki rasyonel sağlamaya çalışması ve Marksizm ile sosyalizme karşı olmasıdır. Korporatizm, toplumu birbirlerini uyum içinde tamamlayan organlardan, meslek zümrelerinden oluşan bir organizma olarak görür. Hem liberalizmin bireyciliğini, hem de

okumak için tıklayınız

Sermayenin Mikropolitikası – Şimdiki Zamanın Tarihöncesi ve Marx

Kapitalist üretim, son otuz yılda derin bir başkalaşım geçirdi. Mal ve hizmet üreticisi olan sermayeyi, eskiden üstyapı olarak adlandırılan fikir, inanç, algı ve beğenilerin üretiminden ayırt etmek artık olanaksız. Bu dönüşüm emeğin de temelden başkalaşımını beraberinde getirdi: Artık yalnızca fiziksel emek gücü değil, bilgi, duygulanım ve arzular da işe koyuluyor. Hasılı, kapitalist üretim “mikropolitika” tabir

okumak için tıklayınız

Herkesin Bildiği Sır: Dersim – Derleyen: Şükrü Aslan

Bir eski öyküdür bileceksiniz Masallardan kalmıştır Dersim Ülkemin ortasında gizli Yanık bir türküdür Dersim Yıl otuz sekizdi dağlarda İri ceviz ağaçları ve atım vardı Belki bir gökyüzü savaşçısıydım Bir arpa ekmeği kadar sıcaktı Toprağım, karım ve çocuklarım Oysa soğuk bir kuştur Parıldar süngü Bana niçin uzaksın düşündün mü? Kurda kuşa dostluğumu düşündün mü? Bu sularda

okumak için tıklayınız

Denizler’den Terzi Fikri’ye Türkiye – Tuncay Çelen

Geçmişi zihinlerimize kendi istedikleri gibi kazımak, değerlerimizi hafızalarımızdan silip atmak isteyenler, onca uğraşlarına rağmen, insanların kalbinden Baba İshak’ları, Şeyh Bedreddin’leri, Pir Sultan’ları söküp atamadılar. Tuncay Çelen, Deniz Gezmiş’le ve o dönemin diğer gençlik önderleriyle yakın arkadaşlıklar kuran, onlarla aynı safta mücadele ederek hem yakın tarihin tanığı, hem de ona yön vermeye çalışanlardan biri… Çelen, arkadaşlarını

okumak için tıklayınız

Darağacına Mektuplar (Deniz / Yusuf / Hüseyin) – Serpil Çelenk Güvenç

Serpil Çelenk Güvenç “Darağacına Mektuplar”da, 1971’den itibaren, 12 Mart muhtırası, idam ve infazlarının basında yankılanışını, yani 12 Mart’ta gerçekleşen idam ve katliamların, yerli ve yabancı basındaki yansımalarını sunuyor. Kitap, bir toplumsal bellek çalışması olduğu kadar, basının darbe karşısındaki ibretlik tavrını gözler önüne sermesiyle de dikkat çekiyor diyebiliriz. Zira buradaki belgeler, sağ yayın organları ve yazarlarının

okumak için tıklayınız

İdam Gecesi Anıları – Halit Çelenk

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın “merhaba kainat” dedikleri sabahın, 6 Mayıs 1972 sabahının üzerinden kırk yıla yakın bir zaman geçti. Toplumların tarihi bir yana, insan ömrü açısından bile fazla uzun bir süre sayılmaz bu. Tarihin soğukluğuna gömülmeye, duygusallıktan arınmaya yetmeyecek kadar kısadır hatta. “İdam Gecesi Anıları” birinci elden bir tanıklık. Bu tanığın, avukat

okumak için tıklayınız

Deniz: Güneşin Çocukları – Turgut Türksoy

Kısa süren yaşamlarını ülkenin bağımsızlığına ve halkının mutluluğuna adayan 68 Kuşağı’nın yürekli gençlerinin umut ve mücadele dolu günlerinin ve onların yürekli önderlerinin destansı hikâyesi; cellatlarının bile önünde saygıyla eğildiği Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ibret dolu katlediliş öyküleri ve Amerikan Emperyalizmi’nin ülkeyi köleleştirme planlarına çanak tutan işbirlikçilerin yüz kızartıcı biyografileri. Deniz: Güneşin Çocukları sadece bir roman

okumak için tıklayınız

Dünün Dünyası – Stefan Zweig Devrim ve kıtlık, enflasyon ve terör, salgın hastalıklar ve göç olmak üzere mahşerin dört soluk atlısı geçti yaşamımdan…”

Dünün Dünyası, Zweig’ın ve aslında tüm insanlığın kaybettiği Avrupa’ya bir ağıt, bir tür kültür tarihi, bir dönemin biyografisi… Dünün Dünyası Stefan Zweig’ın otobiyografisi: Zweig içinde doğup yetiştiği Habsburg İmparatorluğu’nun çöküşünü, Birinci Dünya Savaşı’na kadar her bakımdan coşku dolu olan Avrupa’yı, savaştan sonra Avrupa’nın bütün düzeninin altüst oluşunu, Hitler’in usul usul ama göz göre göre Avrupa’yı

okumak için tıklayınız

Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz? William Morris

Herkes için özgür, adil, eşitlikçi bir dünya mümkün! Delidolu’nun “Ne Yapmalı?” adlı kurmaca dışı kitaplar dizisinin yeni kitabı Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz?, görsel sanatlar ve tasarım tarihinin en etkili isimlerinden biri olan William Morris’in daha iyi bir dünya hayalini okurlarla buluşturan antikapitalist bir manifesto. Aslında bir konuşma metni olan ve ilk kez 1887 yılında

okumak için tıklayınız

Özgürlüğün İcadı ve Aklın Amblemleri – Jean Starobinski

Sanatın, felsefenin, siyasetin ayrı ayrı kıtalar olduğunu varsaymıştır tarih uzun süre. Ayrı olsalar da aynı dünyanın kıtaları olduklarını, aralarında onca yolculuk, alışveriş, iletişim ve etkileşim olduğunu çeşitli nedenlerle görmezden gelmeyi tercih etmiştir. İşte Jean Starobinski’nin 18. yüzyıl üstüne yaptığı bu çalışmanın başlıca hedefi, sözünü ettiğimiz bu bölümlemeyi aşmak, en azından onun dışında kalmak. Yazar zorlu

okumak için tıklayınız

Haymarket / 1 Mayıs’ın Romanı – Martin Duberman

1870’lerin grev dalgalarıyla sarsılan Amerika Birleşik Devletleri; emekçi hareketinin 8 saatlik işgünü hakkını elde etmek için verdiği kararlı mücadele; büyük gösterilere şahit olan Chicago; 1 Mayıs 1886’da bütün ABD çapında 350 bini aşkın kişinin katıldığı büyük grev; 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda toplanan işçiler dağılmak üzereyken, kalabalığın ortasına ve onların üstüne yürüyen polislere atılan bir bomba;

okumak için tıklayınız

Kızıl Tugaylar’ın Gizli Örgütü – Dimitris Mamaloukas

Mamaloukas, 2017’de Yunanistan’ın prestijli ödüllerinden Anagnostis dergisinin “En İyi Roman Ödülü”ne layık görülen kitabında Avrupa’da sol silahlı mücadele geleneğinin “efsanevi” örgütlerinden Kızıl Tugaylar’ın dünyasını ve trajedisini anlatıyor. Üniversite öğrencisi Alessandro Fontana Bologna’da birdenbire ortadan kaybolur. Annesi, eski arkadaşı bir özel dedektif ve onun arkadaşı bohem havalı bir sahaf hep birlikte kayıp öğrenciyi aramaya koyulurlar. Alessandro’nun

okumak için tıklayınız

1 Mayıs 1977 / Türkiye Devrimcilerinin “İki 1 Mayıs” Belgeseli, Nail Güreli

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yedi yıl başkanlığını yapan gazeteci Nail Güreli ‘Türkiye Devrimcilerinin ‘İki 1 Mayıs’ Belgeseli’ altbaşlığıyla yayımladığı ‘1 Mayıs 1977’de, otuz dört kişinin öldürülmesiyle ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 1 Mayıs 1977’deki olayları anlatıyor. Türkiye’nin önceki 1 Mayıs’larını yeniden okumak, yeniden öğrenmek ve dersler çıkararak ülkenin aydınlık geleceği adına Nail Güreli, belge niteliğinde okura

okumak için tıklayınız

1 Mayıs 1977’den Kalan Sorular / Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan ile söyleşi – Zafer Köse

Yalova’nın Çiftlikköy İlçesi’ne bağlı Taşköprü Beldesi’nde bir evin kapısını çalıyoruz. 1973-1977 yıllarında İstanbul’da belediye başkanlığı yapmış olan Ahmet İsvan içeriye davet ediyor. Dışarıdan bakıldığında köydeki diğer evlere benzese de, içeri girince, burasının bir köy evi olmadığı hemen anlaşılıyor. İsmet Paşa’nın her gelişinde oturup kahve içtiği koltukta, bir az şekerli içiyoruz. Sohbet sırasında, fincanımızı, Bülent Ecevit’in

okumak için tıklayınız