Kategori: Politika

Satıcının Ölümü – Arthur Miller “acımasız kapitalist düzenin güçlü bir eleştirisi”

Pulitzer Ödülü almış, başyapıtı olarak kabul edilen Satıcının Ölümü adlı oyunu, başarılı olmadan insana yaşama hakkı tanımayan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki acımasız kapitalist düzenin güçlü bir eleştirisidir. Oyun, ülkedeki bu yarışma düzeninde yarışmaya ayak uyduramayan, yanılsamalar içinde kendini aldatan yaşlı bir satıcının, düzenin insani olmayan, kaskatı sert koşulları ve toplumun sahte değerleri karşısında, ailesi için kendini

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür”

Kan Thomas Mann’ın faşizm üstüne bir cümlesini anımsıyorum: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür” diyordu. Sanırım, faşizm üstüne söylenmiş en anlamlı sözlerden biri budur. Nedir faşizm? Üstünde en çok birleşilen tanım şu: Proletarya devriminin ortaya çıktığı sıralarda beliren büyük sermaye diktatörlüğü. Şimdiye dek gelip geçmiş siyasal devinimler içinde fotoğrafı en çok çekilmiş olan bu olay

okumak için tıklayınız

Hannah Arendt: Yalan söyleyen, kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir.

Totaliter ya da başka türden bir diktatörlüğün hüküm sürmesini olanaklı kılan şey, insanların bilgilendirilmemesidir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilir misiniz? Herkes size mütemadiyen yalan söylüyorsa, bunun sonucu, yalanlara inanmanız değil, artık hiç kimsenin hiçbir şeye inanmaması olur. Çünkü yalanlar, doğaları gereği, değiştirilmek zorundadır; yalan söyleyen bir hükümetin de kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir.

okumak için tıklayınız

Adolf Hitler’in Propaganda Afiş ve Pankartları “Führer Size 11,5 Milyon Metreküp Kömür Verdi, Siz de Ona Oyunuzu Verin!”

Milyonlarca insanın ölümüne neden Nazi Almanyasının diktatörü Adolf Hitler ve onun propaganda teknikleri günümüzde hala konuşuluyor. Bu propagandanın en iyi yapıldığı afiş, pankart ve kitaplarlardan öne çıkanlarını derledik. 1. Tek Halk, Tek Devlet, Tek Lider   2. Tek Millet Tek Lider Tek ”Evet” Seçimler için slogan 3. Tek Millet Tek Devlet Tek Lider Büyük Almanya! 4.

okumak için tıklayınız

Baskı, Şiddet ve Zulmü Anlatan Romanlar

“Karanlık zamanlarda şarkı da söylenecek mi? Elbette, şarkı da söylenecek, karanlık zamanları anlatan.”  Bertolt Brecht. 1. “Akıl Tutulması”, (1947) Max Horkheimer Akıl Tutulması, Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün ve kurucusu Max Horkheimer’in (1895-1973) temel yapıtlarındandır. Kitap, yazarın ülkesini terketmek zorunda kaldığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında, ABD’de, Avrupa felsefe geleneğine yabancı Amerikalı okurların düzeyi göz önünde tutularak

okumak için tıklayınız

Tolstoy: Halkı köleleştiren güç kullanımının kökeni nedir ve bunu yapan kimdir?

DEVRİMCİYE MEKTUP * (Mektubun kime yazıldığı belli değildir.- y.n.) İlginç mektubunuzu aldım ve yanıtlamak fırsatı doğduğu için de çok sevinçliyim. İlk olarak, doğru anlaşılan bir bencilliğin herkesin yararına olduğunu, ve eski düzenin yıkılmasıyla insan bilincinde ortaya çıkacak ve çabucak yer edecek bir gerçeğin genel bir refahı doğuracağını söylüyorsunuz. İkincisi, insan aklının ortak yaşam koşulları yaratabileceğini

okumak için tıklayınız

Gestapo / Nazizm Döneminde Tahakküm ve Terör – Carsten Dams, Michael Stolle

“Biz böyleyiz, biraz esprili bir dille ifade edersem, yerine göre ‘her keyfin kâhyası’, yerine göre devletin çöp kutusuyuz.” Reinhard Heydrich Kuruluşunda önemli rol oynadığı Gestapo’nun üst düzey yöneticisi olan Heydrich’in, bir gün bir içkili lokantada kendisini tanıyıp “hürmet göstermeyen” ve kendi aralarında gülüşen bir topluluğa şöyle bağırdığı aktarılır: “Ben Gestapo’nun şefiyim! Hepinizi toplama kampına yollayabilirim!”

okumak için tıklayınız

‘Kendi kaderini tayin hakkı’ kandırmacası – Ayşe Hür

Günümüzün ulus-devlet sistemi, Avrupa’yı asırlarca esir alan din ve mezhep savaşlarına son veren 1648 Vestfalya Andlaşması’yla başlayan çok uzun bir sürecin ürünü. 1688 İngiliz Devrimi’nde değinilen ve John Locke’ın Second Treatise of Government (1690) adlı eserinde dile getirilen ‘doğuştan haklar’ ve ‘siyasal temsil yetkisi’ gibi kavramların üzerinde yükselen ‘self determinasyon hakkı’ ya da Türkçeye geçtiği

okumak için tıklayınız

Faşizmi ve faşist liderleri konu alan 12 film

Dünyaya savaşlar, acılar, ölümler ve büyük zihinsel hastalıklar getiren korkunç bir ideoloji olan faşizm, acılardan beslenmeyi çok iyi bilen sinema sanatının da sıklıkla temel aldığı hatıralardan birçoğunun da mimarıdır aslında. Faşizm meselesine bir şekilde değinen yüzlerce film bulmak mümkündür belki de; ancak konuyu nedenselliği de bir kenara bırakmayarak sorgulayan ve faşizmin acıları üzerinden yeni kapılar

okumak için tıklayınız

Liberalizmden Sonra – Immanuel Wallerstein

Yirminci yüzyılın son on yılı, “Komünizmin çöküşü ve Liberalizmin zafer yılları” diye mi anılacak ileride? Immanuel Wallerstein, 1990’larda çökenin Liberalizmin ta kendisi olduğunu iddia ediyor. Fransız Devrimi’nden bu yana soldan sağa “Sosyalizm, Liberalizm, Muhafazakârlık” diye sıralanan üçlü ideolojik sistemin, aslında dünya çapında hâkim ve merkez ideoloji olan Liberalizmin üç görüntüsü olduğunu, bu sistemin “sol” kanadının

okumak için tıklayınız

Bizim Çocuklar Yapamadı / Bir 12 Eylül Hesaplaşması 3 – Ertuğrul Mavioğlu

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, 12 Eylül’le hesaplaştığı üçüncü kitabı “Bizim Çocuklar Yapamadı”da, 12 Eylül darbesinin toplumu nasıl yalnızlaştırdığının, dayanışma kültürünü kurmaya çalışan emekçilerin nasıl bastırıldığının, “dışarıdakilerin” öyküsünü anlatıyor. Mavioğlu’yla kitabı, 12 Eylül’ün karakteri ve darbeyle hesaplaşmanın yolları üzerine konuştuk. Hesaplaşma dizisinin ilk kitabı “Asılmayıp Beslenenler” 12 Eylül cezaevlerinden F tipi cezaevlerine, ikinci kitap “Apoletli Adalet” darbe

okumak için tıklayınız

Kara Arşiv (12 Eylül Cezaevleri) – Ali Yılmaz

12 Eylül 1980 darbesini takip eden yıllarda binlerce insan tutuklanarak, başta Mamak, Metris ve Diyarbakır olmak üzere tüm Türkiye’de bu amaçla yeniden düzenlenen cezaevlerine kapatıldı. Kapatılan insanlar hapsedilerek cezalandırılmakla kalmadılar; düşüncelerinden, inançlarından vazgeçmeleri için ağır işkencelere maruz bırakıldılar, öldürüldüler, sakatlandılar ve teşhir edilerek günah keçileri haline sokuldular. İçeridekilere yapılanlar, dışarıdakileri kontrol etmek için son derece

okumak için tıklayınız

Sürekli Devrim’in Dural Düşmanları – Josef Hasek Kılçıksız

Kuramsal Çerçeve “İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.” der Platon. Özünde Troçkizm bürokrasiye, nomenklaturaya, Marxizmi boğan yönetim şekillerine bir karşı çıkış olarak kristalleşti. Bu bakımdan başlangıçta güçlü kuramsal bir çerçeveden yoksundu. 1924’li yıllardan sonra Troçkist yaklaşım kendini sosyalizmin Stalinist anlayışına bir itiraz olarak konumlandırdı. Parti içinde Nomenklatura denilen bürokratik oligarşiye

okumak için tıklayınız

Borçlu Zamanlarda Yaşamak – Zygmunt Bauman

Z. Bauman’ın yenilikçi akışkanlık kavramı, 20. yüzyılın ortaları ve sonlarında yaşanmış kayda değer toplumsal ve politik dönüşümleri tarif etmeye dönük bir metafordur. Temsilini moderniteye ait kurumların çözülmesinde ve “akışkan hale gelmesinde” bulur. Bu çerçevede akışkan modernite “post-ütopyacı”, “post-fordist”, “post-Ulusal” ve “post-panoptiktir”. Bauman’a göre, akışkan kapitalizmin son dönüşümlerinde, neoliberalizm (ulus-devlet krizinin hem sebebi hem sonucu olarak)

okumak için tıklayınız

Kurmacanın Kıyıları – Jacques Ranciere

Sosyal bilimlerde kuramların polisiye kurmacalarla bir ilişkisi var mı? Nasıl bir ilişkidir bu? Karl Marx Kapital’de neden komedya yerine tragedyayı tercih etmiştir? Gazete haberlerinde saf gerçekliği mi okuyoruz? Peki “gerçekçi” denen anlatılarda kurmacanın rolü ne? Ya anlatılardaki pencereler nereye açılır? Geleneksel olarak kurmacanın dışında bırakılan insanlar romana ve öyküye nasıl dahil edildiler? Filozof Jacques Rancière

okumak için tıklayınız

Alçaklığın Evrensel Tarihi – Jorge Luis Borges

Borges Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde kadim masalları ve gerçek yaşamöykülerini çarpıtarak yeniden anlatırken, insanlığa dair zamanı ve sınırları aşan tespitlerde bulunuyor. Alçaklığın Evrensel Tarihi, Jorge Luis Borges’in 1930’larda Arjantin’de çok satan Critica gazetesinin pazar ekine yazdığı yazıları bir araya getiriyor. Gerçek ile hayalin birleştiği bu yazılarda, Borges kurmacanın olgulardan daha gerçek, daha inanılır olduğunu gösteriyor. Okuru

okumak için tıklayınız