Kategori: Romanlar

Sen / Tû – Mehmed Uzun

Sen (Kürtçe: Tû), Mehmed Uzun’un 1985 yılında yayınladığı ilk romanıdır. Diyarbakır ve şehirde yaşananlar üzerine kurgulanmış olan romanda anlatılanlar, simgesel bir böceğe anlatılmaktadır.[1] Uzun, bu romanında şehrin kapılarının açılışını 13 sayfa boyunca anlatır. Uzun’un diğer kitaplarına bağlı olarak, Sen romanı ölüm ile başlamaz ve biyografik özellikler taşır. ‘Kürtlerde birey mefhumu çok zayıftı. Hep cemaat-kul ilişkisi

okumak için tıklayınız

Kıyılar Durunca – Afşar Timuçin

İntihar yanlışları silip götürür mü? O bütün bir yaşamı silip götürürken yanlışları da alır gider diye düşünebiliriz. Ancak insan yanlışlarının altında mı kalmalı yoksa onlarla kesin bir hesaplaşmaya mı girmeli? Bu elbette bizim bilinç koşullarımıza bağlıdır. Her seçimimizi kendimize göre yapıyoruz. Önemli olan ölmek ya da ölmemek değil direnmek ya da direnmemektir. Ayşe bir süre

okumak için tıklayınız

Tepedeki Yalnızlık ? Afşar Timuçin

Bilim, düşün ve edebiyat insanı Afşar Timuçin, uzun bir aradan sonra okurlarının karşısına 2009 yılında yayınlanan “Tepedeki Yalnızlık” adlı bir romanla çıkıyor. Daha önce yine yayınevimizden yayımlanan roman ve öykülerinden sonra felsefe, araştırma ve inceleme yazıları dışında roman ve öykü yazmayan Afşar Timuçin bu kitabında: Kent insanını ve bu insanın kalabalık içindeki yalnızlığını yalın ve

okumak için tıklayınız

Kumdan Betona ? Rıfat Ilgaz

Rıfat Ilgaz, Kumdan Betona adlı romanında Cidenin Abdulkadir Köyünden Necatın başarı dolu öyküsünü anlatır. Sekiz çocuklu bir ailenin oğlu olan Necat, ilkokulu bitirdikten sonra öğrenimine ara vermek zorunda kalır. Ailesine katkıda bulunmak için çalışmaya karar verir. Zonguldaka işçi olarak gittiğinde henüz 11 yaşındadır. Ama okuma isteği hiç bitmez. Boyacı çırağı olarak çalışırken, kendisini mühendisliğe kadar

okumak için tıklayınız

“Kişisel Bir Sorun”a Dair – Ceylan Koryürek

Kenzaburo Oe?nun ?Kişisel Bir Sorun? adlı yapıtı hiç umulmayan şanssızlıkla, genç yaşta özürlü bir çocuk sahibi olan ?Bird?ün hikayesi. Güzel bir uykuyu bölen acı bir gerçek. Acının baştan çıkarışını, sürüklenirken insanın ne hale geldiğini, istekle vicdanın çatışmasını hissettiren bir roman. Araya giren kişiler, olaylar hep aşırı, bu yüzden romana yaşamın arenası diyebiliriz. Yaşımız gençse, tekdüze

okumak için tıklayınız

Ekmeğimi Kazanırken – Maksim Gorki

Maksim Gorki’nin Ekmeğimi Kazanırken (1916) romanı özyaşam üçlemesinin ikincisidir. Diğerleri ise; Çocukluğum (1913) ve Benim Üniversitelerim (1923) romanlarıdır. Bir yandan büyük bir edebiyatçının kişisel gelişimine ışık tutan bu roman öte yandan, devrim öncesi Rusya’nın içinde bulunduğu koşulları anlatıyor. Maksim Gorki’nin ilk gençliğinde çalıştığı işleri, bu iş kollarının toplumsal yaşam ve çalışan üzerindeki etkileriyle harmanlayor. Çarlık

okumak için tıklayınız

Kumların Kadını – Kobe Abe “Yalnızlık hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur”

1962’de yayımlanan Kumların Kadını (suna na onna) Kobe Abe’ye Japonya’nın en saygın ödüllerinden Yomiuru Ödülü’nü, romandan aynı adla yönetmen Hiroshi Teshigahara tarafından sinemaya uyarlanan film de 1964’de Cannes’da Film Festivali Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. 1993’te ölen yazarın baş yapıtlarından biri olan Kumların Kadını, Japonya’da yayımlanışından kırk altı sene sonra dilimize çevrilerek büyük bir eksikliği tamamlamış

okumak için tıklayınız

Âkile Hanım Sokağı ? Halide Edib Adıvar

Halide Edib Adıvar’ın, yaşadığı çağın gerçekçi bir portresi olarak ele alacağımız romanı; 1958 yılında yayımladığı Âkile Hanım Sokağı, 1950?lerin İstanbul yaşamının canlı, eğlenceli bir panoramasını çiziyor. ( * ) ?Yeni orta sınıflar? olarak adlandırılan bir kavramsallaştırma var, yakın dönem analizi olarak geliştirilmiş, zihin açıcı tespitler içeriyor. Hınzırlıkla ?eski orta sınıflar? nasıldı diye sormuştum ilk duyduğumda.

okumak için tıklayınız

Çakıcı’nın İlk Kurşunu (Tereke) Öyküler, Şiirler, Derlenmemiş Yazılar – Sabahattin Ali. Düzene bir başkaldırış hikayesi

“Çakıcı’nın İlk Kurşunu” adlı uzun hikâye, edebiyatımızda hakkında çok yazılmış ve efsaneleşmiş bir kişinin hikâyesi. 1872 – 1911 yılları arasında Aydın’da yaşamış olan ünlü bir eşkıyanın, Çakırcalı Mehmet Efe veya Çakıcı Efe denen eşkıyanın hikâyesi. Edebiyatımızda bu konuda yazılmış birçok hikâye ve roman var. Sabahattin Ali, bu hikâyeyi kendi üslubu ve politik görüşüne uygun olarak

okumak için tıklayınız

Genç Werther?in Acıları – Johann Wolfgang von Goethe. Ölümsüz bir aşkın romanı.

Genç Werther?in Acıları (Die Leiden des jungen Werthers) adlı roman, Johann Wolfgang von Goethe tarafından 1772 yılında hukuk stajını yaparken, bir arkadaşının nişanlısına aşık olduğu için yaşadığı duygu ve ahlak çatışmasından esinlenerek yazılmıştır. Werther?in intihar vakası ise, o sıralarda gazetelere yansıyan bir haberin verdiği ilhamla olmuştur. Goethe’nin daha 25 yaşındayken yazdığı bu ilk romanındaki başarısı, tekil

okumak için tıklayınız

Kaplumbağalar – Fakir Baykurt. Sayıların dünyasında yer almayan yoksul köylülerin romanı

Fakir Baykurt, “Kaplumbağalar” adlı romanını: “…her türlü teknik ve elektronik araçların büyük gelişmeler gösterdiği ve üretkenliğin alabildiğine arttığı bu dün­yada, yiyeceği yıllık zahireyi, yanıp kül olmuş topraklardan parmaklarıyla toplamaya çalışan ve varlığını sürdürebilmek için istekle üreten…” köylülerin hayatından bir kesit olarak tanımlamaktadır. Roman, tarihimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın ama

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig ‘in Clarissa Romanına Dair – Ceylan Koryürek

Hitler insanları ölüme susatan cinayetle beslenen bir şeytandı. İnsanlar çaresizlik, korku ve dehşet içinde ölüm istediler. Bir yatakta henüz sıcaklığı yitmemiş iki beden kadının eli adamın göğsünde. Yaşamlarına kendi istekleriyle son verseler de, aralarındaki sevgi ortak yazgıları, ikisi de aynı düşte huzuru bulmak istemişler. Yatakta yatan eserleriyle ölümsüz Stefan Zweig ve karısı Charlotte Altmann. Masanın

okumak için tıklayınız

Ay Battı ? John Steinbeck

John Steinbeck ?Ay Battı?da, Nazilerin Norveç?i işgalini ve halkın kuşatmaya karşı onurlu direnişini hikâye ediyor. Savaş yıllarında filme de alınan roman, yüzyıllardır barış içinde yaşayan, özgürlüğüne düşkün halkının kömür madeniyle geçimini sağladığı şirin bir Norveç kasabasının, başlarında Albay Lanser?in olduğu Nazi kuvvetlerince işgal edilişiyle başlar. Bu baskından sonra, kasabanın halkı özgürlüğünü koruyabilmek için ölümüne bir

okumak için tıklayınız

Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan ‘Anlayışsızlığın, acımasızlığın, şiddetin ve ahlaksızlığın yaygın olduğu yozlaşmış bir toplumu anlatan başkaldırı romanı’

Yusuf Atılgan?ın 1973’de kaleme aldığı romanda karakterler olağanca basit, mekân gözünüzün önüne gelebilecek, romanın geçtiği yerleri daha önce defalarca gördüğünüz izlenimine kapılabileceğiniz kadar nettir. Zebercet; ailesinden geriye kalan tek varlık olan Anayurt Oteli? nin hem patronu, hem resepsiyonisti, hem bekçisidir. Sıradanlaşmış hayatının en belirgin özelliği, rutin düzeninin asla şaşmaması ve yalnızlığıdır. Bir gün otele bir

okumak için tıklayınız

Havhav Kardeşliği / Bopato 1 ? Cemil Kavukçu

Yaşlandığı için terk edilmiş çoban köpeği Bobo?nun; korunaklı bir evde sevgi ve özenle büyütülen Topik?in ve doğduğu sokaklarda hayatta kalmaya çalışan Pamuk?un hikâyesi yer alıyor bu kitapta. Rastlantıların biraraya getirdiği bu üç köpeğin yolları kesişinceye kadar insanlarla ve diğer köpeklerle kurdukları ilişkileri, acımasız koşullara karşı verdikleri mücadeleleri okurken siz de BOPATO?nun bir üyesi olmak istemez

okumak için tıklayınız

Büyülü Dağ – Thomas Mann. İnsanı, zamanın dışına çıkaran; hastalık, aşk ve ölüm’ü anlatan roman

Thomas Mann, roman sanatının bütün incelikleriyle yarattığı, ironik bir üslupla sunduğu, 12 yıl aralıksız çalışma ile tamamladığı “Büyülü Dağ” (Der Zauberberg), adlı yapıtında; zaman, karşıt kültürler, aşk, hastalık, ölüm gibi evrensel temaları işliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde çağın dünya sorunlarını, bir uygarlığın çöküşünü inceleyen, burjuva geleneğini ve ahlâkını yer yer sertçe, ironik bir dille eleştiren

okumak için tıklayınız

Rugan Ayakkabılı Teğmen ? Haluk İnanıcı

12 Eylül Darbesini Ordunun İçinden Anlatan İlk Kitap. Evire Çevire Her Yüzüyle 12 Eylül’ü Okumanız İçin!… Rugan Ayakkabılı Teğmen, öncesi ve sonrasıyla 12 Eylül Darbesi’nin titreşimlerini kanında iliğinde yaşayan, erozyona uğramış bir toplum içinde kendi olmaya ve kalmaya çalışan teğmenlerin odağında yaşadığımız bir toplu kıyıma bakıyor, belleğimizi tazeliyor. Gece olduğunda ay yoksa, yatakhanenin pencerelerinden görünen

okumak için tıklayınız

Şeyler – Georges Perec

( * ) ?Bir arkadaşım yeni evlenen çiftlerin evine ziyarete gittiğinde kendini “İstikbal Showroom”da zannettiğini söylüyordu. En mahrem alanımız, evimizin içinde bile bir gösteri merkezinde, vitrinde, sette ya da sahnede gibi yaşamak… Ne kadar yorucu. Her evlenen, her yeni eve çıkan, belirli bir yaşa gelen, önceden anlaşmış gibi, çarkların içine girmiş gibi oluyor, birbirinin aynı

okumak için tıklayınız

Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez

Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in 1967 yılında Meksika’ya ilk gidişinde yazdığı başyapıtı olan (İspanyolca Cien años de soledad)  ”Yüzyıllık Yalnızlık”, büyülü gerçekliğin en önemli eserlerindendir. Yirminci yüzyılın önemli bir parçasının gerçekliğini sıradışı bir yetkinlikle yansıttığı için klasikleşen ”Yüzyıllık Yalnızlık”, kendinden sonra gelen yazarları da kendine yakışır biçimde etkileyip okundu. Sonradan büyülü gerçekçilik denen bu yaratım biçimi,

okumak için tıklayınız

Beyaz Diş – Jack London

Jack London’ın unutulmaz romanlarından olan Beyaz Diş genç bir kurdun hayatını anlatır. Hem bir kurdun hem de bir köpeğin kanını taşıyan Beyaz Diş’i, Amerika’nın kuzeyindeki vahşi ortamda zor bir hayat beklemektedir. İçindeki köpek doğası onu insanlara çekerken kurt doğası da vahşete sürüklemektedir. Verdiği çetin yaşam mücadelesi içinde yolu bir gün insanla kesişir. Kızılderili bir kabileyle

okumak için tıklayınız