Kategori: Romanlar

Lotte Weimar’da – Thomas Mann

Lotte Weimar’da (Almanca: Lotte in Weimar), Thomas Mann (1875-1955) tarafından 1936 – 1939 yılları arasında yazılmış roman. Bu roman, modern Alman edebiyatının en çarpıcı örneklerinden biridir. Konusunu başka bir romandan, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’ndan almaktadır. Goethe’nin bu başyapıtlarından bu romanın anımsanarak okunması, okuyucu için büyük bir kazanç olacaktır. Aradan uzun yıllar geçmiş, Werther?in büyük aşkı

okumak için tıklayınız

Yaşamda Bir Başlangıç – Honoré de Balzac

Yaşamda Bir Başlangıç, Balzac?ın (1799-1850) bir olgunluk dönemi yapıtı. Dev yapıtı İnsanlık Güldürüsü?nü oluşturan 88 parçadan biri. Bu kitabı Goriot Baba gibi, Eugénie Grandet gibi, Vadideki Zambak gibi başı ve sonu olan, kendi kahramanını yaratan, Balzac?ın nesnel gözlemine, karakter açımlamalarına tanıklık eden bir çalışma, bağımsız bir roman olarak görebileceğimiz gibi, onu İnsanlık Güldürüsü?ne bağlayan karakterlerle

okumak için tıklayınız

Le – M. Sadık Aslankara

( * ) M. Sadık Aslankara?nın son romanı ?Le?, bir film eleştirmenini ana karakter olarak kullanıyor ve karşımıza hayli enteresan bir tip çıkartıyor. Bildiğim kadarıyla Türk romanında ilk kez ana karakter olarak bir film eleştirmenini görüyoruz. Kısa süre önce yayımlanan M. Sadık Aslankara imzalı ?Le?, öncelikle bu açıdan dikkatimi çeken, hakkındaki kısa tanıtım yazılarıyla karşılaşınca

okumak için tıklayınız

Parma Manastırı – Henri Beyle Stendhal

19. yüzyılın en özgün Fransız yazarlarından biri olan ve modern romanın gelişiminde tek başına bir aşamayı temsil eden Stendhal, çağdaşları tarafından önemi anlaşılamamış olsa da, psikolojiyi ön plana çıkaran romancılardan söz edildiğinde ilk akla gelen adlardandır. Keskin gözlemleri, kişilik çözümlemeleri, sezgileri, süslemesiz sayılan üslubunun temel özelliği olan hareketle birleşince, Stendhal, en az kendi kişiliği kadar

okumak için tıklayınız

Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl – José Saramago

( * ) José Saramago’nun, 1982 yılında yayımlanan ve on sekizinci yüzyılı konu alan başarılı romanı ‘Baltasar ve Blimunda’yı, 1984 yılında çıkan ‘Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl’ izledi. Bu roman, Portekiz tarihinin günümüze daha yakın bir dönemini, Salazar diktatörlüğünün ve 1926’dan 1971’e kadar süren ‘Estado Novo’ rejiminin yerleştiği 1930’ları ele alıyor. Arka planda Portekiz’deki milliyetçi cehaletin,

okumak için tıklayınız

Sanık – Yılmaz Güney

Sanık (1975), Yılmaz Güney’in “Selimiye Üçlüsü”nü oluşturan kitaplarından biri. 12 Mart döneminde opera binası ve tersane yangını olayları nedeniyle “sabotaj davası” sanığı olarak tutuklanan Yaşar Yılmaz’ın öyküsü. Bireyin yaşadığı durumlardan yola çıkarak yansıtmaya çalışıyor… Sanık, insanın dayanma, direnme gücünü, değişebilme gücünü, değişebilme durumunu, ayrıca yazarın bilinçlenme sürecini yansıtması açısından, Yılmaz Güney’in en başarılı romanlarından biridir.

okumak için tıklayınız

Boynu Bükük Öldüler – Yılmaz Güney

1971’de yayımlanıp 1972 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan “Boynu Bükük Öldüler”, Yılmaz Güney romanları arasında kuşkusuz en başarılısıdır. Toplumsal sorunları, özellikle kırsal kesim insanlarının dramlarını anlatma eğiliminin roman yazımına egemen olduğu, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal gibi yazarların ustalık ürünlerini verdikleri, sosyalist düşüncelerin edebi alana yayıldığı bu yıllarda yazılan “Boynu Bükük Öldüler”, Halil

okumak için tıklayınız

Salpa – Yılmaz Güney ‘Arayışını inatla sürdüren bir delikanlı’

Yılmaz Güney’in ?Selimiye Üçlüsü? olarak adlandırılan “Sanık” ve “Hücrem” romanlarıyla birlikte “Salpa” da 1971-1973 tarihleri arasında yazılıp 1975’te art arda yayımlanmıştır. Yılmaz Güney’in deyişiyle; Salpa’nın kahramanı Mehmet Salpa, hayatın daraldığını hissedip taşradan İstanbul’a kaçan, umduğunu bulamayan, yoksulluğunu anlamlandıramayan; ama arayışını inatla sürdüren bir delikanlı.” Feridun Andaç, ?Salpa? için şu değerlendirmeyi yapar: ?Yılmaz Güney, bu ürünleriyle,

okumak için tıklayınız

Underground ya da Çağımızın Bir Kahramanı ? Vladimir Makanin

Çağdaş Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Vladimir Makanin, yeraltı kültürünü temsil eden anti-kahramanı Petroviç’in realist portresi ile günümüz insan ve toplumunun psikolojik düzensizlik ve dengesizliklerini ortaya çıkartıyor. Yazarın en önemli eseri sayılabilecek “Underground ya da Çağımızın Bir Kahramanı”, varoluş, öz saygı ve özgürlük temalarını nükteli bir biçimde işlerken kendinden önce gelen klasik Rus

okumak için tıklayınız

Bir Gün Tek Başına – Vedat Türkali

( * ) Vedat Türkali’nin ilk romanı ”Bir Gün Tek Başına”, Milliyet Yayınları 1974 Roman Ödülünü kazandıktan sonra yayımlandığında büyük ilgi görmüş, ardından 1975 Orhan Kemal Roman Armağanını kazanmıştı. Aslında ödüllerin pek de önemi yok. Romanın önemi, Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından birisini, 27 Mayıs’ı yaratan koşulları edebi dilde ifade etmekte gerçekten başarılı olmasındandı. “Küçük

okumak için tıklayınız

Eflatun Koza Romanını Okumadınız mı? – Selman Büyükaşık

Bir toplantıda bir hanım arkadaş, bir eleştirmenin değerlendirmesine dayanarak 2009?un ilk on romanı arasında Cahide Birgül?ün Eflatun Koza romanını da sayınca o bilinen ilkel tepkiyi içten içe gösterdim hemen. Hani şu bilinmeyeni, yeni olanı reddetme içgüdüsü. Adını bile duymadığım bir yazarın bir romanı nasıl 2009?un ilk on romanı arasında gösterilir tepkisi. Romanın ilk sayfalarını da

okumak için tıklayınız

Sonuncu, Tahsin Yücel?in Son Romanı mı? – Selman Büyükaşık

Roman, adını başkarakter Selami Harici?nin en küçük torunu Lami?nin, dedesinin kitabı Serencam?a gösterdiği, başkalarından çok farklı, tutkulu ilgisinden mi alıyor; sonuncu torunun, dedeyle bütünleşmesini sağlayan ilgisine bir gönderme mi? Ben romanı okurken öyle düşünüyordum, hatta hâlâ öyle düşünüyorum. Ama Tahsin Yücel, öyle demiyor sanki. Sibel Oral?la yaptığı söyleşide Oral?ın ?Son olarak romanın adının neden ?Sonuncu?

okumak için tıklayınız

Öç Günlüğü / Kan Yerde Kalmaz (2. Kitap) – Forrest Carter

İç Savaş’ın yerle bir ettiği dünyada yapayalnız, umarsız kalan insanların yaşam mücadelesini destansı bir anlatımla gözler önüne seriyor Forrest Carter. Okurların Küçük Ağacın Eğitimi ve Dağlardan Sorun Beni kitaplarından çok iyi tanıdığı Carter, bu kez karısını ve çocuğunu İç Savaş’ın acımasızlığına kurban veren kanun kaçağı Josey Wales’in öyküsünde, hayatta kalmak için amansız mücadele veren insanların

okumak için tıklayınız

Hayvanlaşan İnsan ? Emile Zola

Emile Zola’nın kaleme aldığı en karanlık dramlardan bir olan ‘Hayvanlaşan İnsan’, canlı, keskin ve destansı bir anlatım gücüne sahip. Paris-Le Havre ekspresinde bir cinayet işlenir. Roubaud, karısının yardımıyla başkan Grandmorin’i öldürür. Makinist Jacques Lantier, önünden geçmekte olan trenin penceresinden cinayeti görür ama taşları yerine oturtamaz. Bu cinayetin ardından daha pek çok kişi öldürülecek, gerçek suçluları

okumak için tıklayınız

Francisco Sanctis’in Uzun Gecesi – Humberto Costantini

Arjantinli şair ve yazar Humberto Constantini, ülkesindeki politik baskılar yüzünden 1976 yılında ükesini terk etmek zorunda kalmıştı. Yazarın ilk olarak 1984 yılında yayımlanan bu romanı, politik gerilim unsurlarının kuruluşuyla dikkat çekiyor. Evli, üç çocuklu, klasik müzik tutkunu, kendi halinde bir muhasebecinin hayatı, eski bir kız arkadaşından aldığı telefonla değişir. Telefonun peşinden Buenos Aires’in uykusuz barlarına

okumak için tıklayınız

Kappa ? Ryunosuke Akutagava

Kappa, Japon edebiyatının önemli isimlerinden Ryunose Akutagava?nın 1927 yılında yayımlanan bir uzun öyküsüdür. Kappa, Japonca sözlüklerdeki tanımına göre bu ülkenin nehirlerinde yaşayan, el ve ayakları perdeli, kafalarının üst kısmı tabak gibi düz, hayali varlıklardır. Akutagava bu hikâyesinde, idealindeki dünya ile gerçek dünya arasındaki farkı hicve başvurarak anlatır. Değinmediği siyasal, toplumsal ve psikolojik sorun yok gibidir.

okumak için tıklayınız

Bir Aşk Hikayesi – Emile Zola

“Bir Aşk Hikayesi” (Mme page d’amour) Zola’nın İkinci İmparatorluk döneminde bir ailenin doğal ve toplumsal tarihi. Bu romanında Zola, yine bu diziden Doktor Pascal (Docteur Pascal) ve Düş (Le Reve)’ü andırır. Öteki romanlarında doğalcı (naturalist) anlayışına uygun olarak, insan ilişkilerinde fizyolojik egemenliği ileri sürer. Oysa yukarda adı geçen iki kitapta olduğu gibi yazar, duygusal bir

okumak için tıklayınız

Tröst – İlya Ehrenburg

“Tröst adlı romanın bir Amerikan tröstünün etkinlikleri sonucu Avrupa’nın yok edilişinin tarihidir. Bu aynı zamanda bu taşlama, bir yergi olup, şimdi bile onu ‘Üçüncü Dünya Savaşının Olayları’ başlığı altında yeniden yazabilirim. Avrupa benim gözümde bir mezarlık değil, kimi zaman sevimli, kimi zaman sevimsiz bir savaş alanı olmuştur. Gençliğimde Paris’teyken orasını böyle görmüştüm, 1922’de tedirgin Berlin’e

okumak için tıklayınız

Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust

Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust’un hayatının son 17 yılında yazdığı yaklaşık Bir milyon ikiyüz elli bin sözcükten oluşan dev romandır. 20. yüzyıl edebiyatının en büyük eserlerinden biri sayılır. Proust bu romanı annesinin 1905’deki ölümünden sonra yazmaya başladı. Kitabın ilk cildi 1913’te yayımlandı. Roman, tamamlandığında yedi kitaplık Kayıp Zamanın İzinde ortaya çıkacaktı. Proust bu romanın son

okumak için tıklayınız

Oğlumun Öyküsü ? Nadine Gordimer

Oğlumun Öyküsü, Nadine Gordimer’in yazarlık tarihçesindeki önemli bir dönüm noktasıdır. Önceki kitaplarında Gordimer ırk ayrımının şiddetle yaşandığı, ırkçılığa karşı insanüstü bir direncin sürdürüldüğü Güney Afrika’daki beyazların yaşam tarzını, kara derililere yaptıkları zulmü beyazların ağzından yazmıştı. Oğlumun Öyküsü’ndeyse hem beyazlarla siyahları ayıran somut sınırı aşarak siyahların yaşam koşullarını irdeliyor, hem de romanı siyahların ağzından, onların bakış

okumak için tıklayınız