Kategori: Sosyoloji

Postmodern Çağda Ortodoks Hristiyanlar ve İslamiyet – Andrew Sharp

Elinizdeki kitap Ortodoks Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkileri, iki din arasındaki farklılıkları, onları birbiriyle anmamızı sağlayan benzerlikleri tarihsel zemine oturtarak tartışıyor. Her iki dinin mensuplarının olası bir işbirliğine yahut işbirliği çağrılarına bakışını, bu işbirliği çağrısının altındaki muhtemel sebepleri gerçekçi bir gözle önümüze koyuyor.

okumak için tıklayınız

Sessizce Anlatan Bir Roman – Zafer Köse

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde: Mehmed Uzun’dan Cumhuriyet’in ilk dönemindeki bir Kürt aydınının hikayesi. Bir karanlık bir aydınlık fotoğraflara bakar gibi okuyorsunuz. Bir dostunuz sizi davet etmiş. Oturmuş, karşınızdaki duvara yansıtılan fotoğrafları izliyormuşsunuz. Yavaş yavaş değişiyormuş fotoğraflar. Hemen arkanızdaki cihazdan çıkan ve omzunuzun yanından geçerek duvara ulaşan huzmenin içinde toz zerrecikleri uçuşuyormuş. Genişleyerek ilerleyen bu ışık

okumak için tıklayınız

Aşk Birdenbire, İmge Birdenbire – Zafer Köse

Zaten Herkes Bir Denizdir Doğuştan! Onur Behramoğlu’nun son kitabından yola çıkan sözler. SÖYLEŞİ: ZAFER KÖSE Sanat uzun hayat kısa. “Sanat” derken “hekimlik” kastedilerek Hipokrat tarafından söylenen bu söz, yüzyıllar boyunca anlamı genişleyerek yaşıyor. En çok da bir insandan daha uzun yaşayacak yapıtlar üretmekle, kültür sanat çalışmalarıyla ilgili kullanılıyor.

okumak için tıklayınız

Sosyal Medya – Eleştirel Bir Giriş – Christian Fuchs

Facebook, Twitter, Youtube biz kullanıcıları sömürüyor mu? Bu platformları kullanırken gizliliğimiz güvence altında mı? Christian Fuchs bütünlüklü bir sosyal medya analizi sunarken bizleri sosyoloji kuramları, Marksist ekonomi politik, katılım kültürü ve kamusal alan gibi farklı uğrakları olan bir yolculuğa çıkarıyor ve başka bir sosyal medyanın olanağını soruşturuyor.

okumak için tıklayınız

Dünyaya Kafa Tutan Köy – Dan Hancox

Kürenin üzerinde 37° 22′ 16¨ Kuzey, 4° 57′ 29¨ Batı noktası: Marinaleda. Asteriks’in köyünü hatırlatan bu Endülüs köyü bildiğimiz dünyaya kafa tutuyor: Burada insanlar kâr için değil, insanca bir hayat sürmek için çalışıyorlar. Marinaleda’da köyle ilgili kararlar herkese açık genel toplantılarla alınıyor. Çiftliklerin ve üretim tesislerinin mülkiyeti ortak. İnsanlar ömür billah konut kredisiyle cebelleşmek yerine,

okumak için tıklayınız

Zaten Bir Aradayız – Zafer Köse

Zaten Herkes Bir Denizdir Doğuştan: Onur Behramoğlu’nun kitabında Fazıl Hüsnü, Leyla Erbil, Nihat Behram, Cemal Süreya, Nâzım ve diğer dostlarla buluşuyoruz. Ne büyük, ne derin bir sözdür, “Güzel insan.” Elbette boy bosla ilgili değil bunun anlamı. Fiziksel bir konu değil ama yine de somut biçimde algılanabilir. En çok yüzlerde yansır insan güzelliği. Özgürlük, merhamet, eşitlik,

okumak için tıklayınız

Ali Şeriati’ne göre burjuvazinin özellikleri

Burjuvazinin Özellikleri 1- Çeşitlilik: Tarımsal hayatın tersinedir. Bir çiftçinin hayatına girsek tüketimi birkaç kalemden fazla değildir. Elbisesi ya yündendir ya iplikten; şekli de sabittir. Yiyeceği ve tüm ihtiyaç maddeleri tek tip ve değişmezdir. Ama burjuvazi gelir, çeşitlilik ortaya çıkar, geleneklerden vazgeçer. Yatağı halı ve kilim üzerinde değil, karyola üzerindedir. Hatta içeceklerinde de değişiklik olur; (daha

okumak için tıklayınız

1 Mayıs’ın Anlamı ve Önemi – Zafer Köse

Çalışma sürelerinin kısaltılması için yürütülen örgütlü mücadele, insanlık tarihinin en önemli konusudur! Çünkü: Yaşamak için çalışmak zorunda olan insanların kendine zaman ayırabilmesi mümkün hale geldi. Sevmeye, düşünmeye, karar vermeye hak kazanıldı. “Serbest zaman” talebi gibi “laiklik”, “özgürlük”, “insan hakları” taleplerinin de emek mücadelesi ile ilişkilendirilmesi ve hayata dair hale gelmesi sağlandı.

okumak için tıklayınız

Dünyayı Roman Kurtaracak – Zafer Köse

Şimdi her şey gibi “sanat”ı da inkar ediyordu. “Sanat”, “hayat” dediğimiz yalanı gerçek sanmak için uydurduğumuz ikinci bir “yalan”dı. … Süheyla, “Yanılıyorsun Adnan” dedi. “Hayatımızda tek doğru şey sanattır. Hayattan bile kuvvetli olan sanat! Görüyor musun? Dışarıda ehemmiyet vermeyerek görüp geçtiğimiz şeylere sahnede ağlıyoruz.”

okumak için tıklayınız

Etnografik Hikâyeler / Türkiye’de Alan Araştırması Deneyimleri

Antropologlar, alan çalışması sırasında yaşadıkları çeşitli kişisel deneyimleri arkadaş sohbetlerinde sık sık dillendirirler. Ama nitel çalışmalar kâğıda dökülürken “önemsiz detaylar”, “terslikler”, hatta “başarısızlıklar” olarak görülen bu deneyimler genellikle yansıtılmaz. Oysa araştırmacının sahada karşılaştığı ya da dahil olduğu kimi durumlar (kimlik çatışmaları, bürokratik ve ideolojik engeller gibi), araştırmanın ilerleyişini etkilediği gibi, yönünü dahi değiştirebilir.

okumak için tıklayınız

Yüzyıldır Üç İstanbul – Zafer Köse

Üç İstanbul’un sayfalarında hızla ilerlerken, birden duruyorsunuz. Bir şey hatırlamaya çalışır gibi belleğinizi zorladığınız duygusuna kapılıyorsunuz. Sanki bir şey söyleyeceksiniz de o sözcük bir türlü aklınıza gelmiyor. Neydi ki? Tekrar kitaba dönüyorsunuz. Adnan’ın üzerinde çalıştığı romanı için aldığı notları bir kez daha okuyorsunuz: “Sonra bu minareler: Gökyüzünü madalyon bir ayna parçası gibi tutan, birer kız

okumak için tıklayınız

Ergani Tarihinin Saklı Sayfası Ermeniler – Müslüm Üzülmez

Ergani Tarihinin Saklı Sayfası ERMENİLER isimli kitap İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları tarafından Nisan 2016’da okuyucuların beğenisine sunuldu. Kitapta, eski Ergani/Osmaniye (Diyarbekir) kasabasında 1915 öncesinde Ermenilerin durumu, 1915’te yapılan Ermeni katliamı ve eski kasabasının harabeye dönüşü anlatılmakta.

okumak için tıklayınız

Yoksul Olmak Tam Zamanlı Bir İştir

İster gelişmiş ister az gelişmiş bir ülke olsun gelir dağılımındaki eşitsizlikler, parası olana hal ve hizmet veren sistemlerde/toplumlarda yoksul ve bakıma muhtaç çocuklar için aydınlık bir gelecek umudu düşüktür. Keza bir çocukta yoksul bir yaşam gelecek için belirleyicidir. Bob Mckinnon da böyle düşünmüş olacak ki bu konuda bir yazı yazmış, “yoksulluk tam zamanlı bir iştir”

okumak için tıklayınız

Ne Çok İstanbul Var! – Zafer Köse

İstanbul’dasınız. Belki yaşadığınız şehirdir orası; geçim derdiyle işe gittiğiniz sokaklar, çalıştığınız şirket, dostlarınızla buluştuğunuz evler oradadır. Belki de bir akrabanızı ziyarete gitmişsinizdir; daha çok televizyondan bildiğiniz bir kentte konuksunuzdur. Evde uyku hazırlıkları başlamış, siz pencerenin önünde oturmuş kitap okuyorsunuz.

okumak için tıklayınız

Zombi Emek – Vampir Sermaye

David McNailly özellikle 2008 ekonomik krizinin ardından zombi ve vampir hikâyelerindeki artışı gözlemleyerek girişmiş çalışmasına. Yazara göre ekonomik kriz sonrası yapılan betimlemelere de korku figürleri damgasını vurmuştu: Analistler zombi kapitalizminden, zombi iktidarından bahsetmeye başlamış, büyük yatırım bankaları “kokusu paraya benzeyen her şeye o kanlı ağzını doymak bilmemecesine dayayan koca bir vampir” olarak tanımlanmaya başlamıştı. Böyle

okumak için tıklayınız

Disney’in sınıfsal dünyası: Yoksulluk mutluluktur

“Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” dünyasında, Huysuz’un bile mutlu mesut çalışması gerekiyor. Duke Üniversitesi’nden sosyologların yaptığı yeni bir araştırmaya göre, Disney filmlerindeki sınıf steryotipleri, genç izleyicilere çok çalışıp yoksulluktan kurtulana kadar yazgılarını kabul etmeleri gereken bir hayatı gösteriyor.

okumak için tıklayınız

İnsanlar; neyin değerli, neyin onurlu, neyin gerçek olduğu gibi soruların yanıtlarını bulmak için fiyat listesine bakmaktadırlar

Nihilizm sorunu Marx’ın, bir satırında şöyle ortaya çıkar: “Burjuvazi her türlü kişisel onur ve saygınlığı değişim değeri içinde eritti; insanların uğruna savaştığı tüm özgürlüklerin yerine ilkesiz bir tek özgürlüğü koydu: serbest ticaret.”! Burada ilk önemli nokta piyasanın modern insanların iç yaşamları üzerindeki müthiş etkisidir: İnsanlar sadece ekonomik soruların değil, metafizik soruların -neyin değerli, neyin onurlu,

okumak için tıklayınız

Diktatörümüze neden aşık oluruz?

Günümüz siyasal atmosferini en kolay açıklayacak benzetmelerden biri, faşizm. Bu artık bir benzetme olmanın çok ötesine geçmiş durumda. Bu noktada şöyle bir soru hem bugün için, hem de geçmişteki faşist rejimler için akla geliyor: Peki insanlar bu faşist, baskıcı rejimleri neden destekliyorlar? Öyle ya, madem faşist bir uygulama söz konusu, halkın bu uygulamalara bırakın destek

okumak için tıklayınız

Ey Eleştiri Sapıkları – Zafer Köse

Koskoca Aziz Nesin’i bile, sadece “Halka aptal demişti” diye anarsınız; üzerinde durulacak onca özelliğiyle ilgilenmezsiniz. İnsanları aşağılayan, halkı küçümseyen “bilim insanlarını” veya “yazarları” baş tacı edersiniz. Oysa cahilce bulduğunuz bu memleket ortamı, “bilgili, eğitimli, üstün insan” konumu hissetmenize fayda sağladığı için, sizi memnun da etmektedir. Ne bu “meşhur düşünürler”in ne de tek konuda kullandığınız Aziz

okumak için tıklayınız

Herkes İçin Kolay ve Pratik Ayrımcılık, Ötekileştirme, Dışlama Rehberi

“Yaşanabilir bir dünya, kimliklerin ve benliklerin birbirlerinden üstünlük değil farklılık vurgusuyla, baskıcı değil özgürleştirici özelliğiyle ayrıştığı bir dünyadır. O dünyada özne, kendi eşsizliğini başkalarının sıradanlığından, bayağılığından, aşağılığından değil, herkesin eşsizliğinden alır. O dünyada eşsizliğin gücü, gücün tekbiçimliliğinden gelmez; herkesin farklı bir güç biçimi oluşturmasından ama herkesin eşit bir güç birimi olmasından gelir. O dünyada herkes

okumak için tıklayınız