Bir Roman Kahramanı Olarak Raskolnikov

“Tarihte çirkinliklerden ve aptallıklardan başka bir şey yoktur! Tüm bunları aptallıkla açıklıyorlar. Bu nedenle yaşamın canlı sürecinden nefret ediyorlar! Tek bir canlı ruh istemiyorlar!” Suç ve Ceza / Dostoyevski Anımsatma: Raskolnikov, Dosteyevski’nin Suç ve Ceza romanında insanlara iyilik etmek için tefeci bir kadını öldürür, paralarını alır. Sonra pişmanlık duyar ve gider polise teslim olur. RASKOLNİKOV, Dostoyevski’nin

okumak için tıklayınız

Stepançikovo Köyü – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Dostoyevski’nin Sibirya’daki sürgün döneminde yazdığı “Stepançikovo Köyü”, ilginç karakterleri mizahi bir üslupla işlemesiyle dikkat çekiyor. Roman, bir üniversite öğrencisi olan Sergey’in, dayısının evinde tanıdığı Foma Fomiç’e dair anlatımlarına dayanıyor. Evin hakimiyetini eline almış şarlatan ruhlu Foma Fomiç’in komik maceraları romanın omurgasını oluşturuyor. Tabi Fomiç’in yanı sıra, Nastya, Tatyana İvanovna, Mizinçikov, Bahçeyev, Falaley ve Vidopliyasov gibi

okumak için tıklayınız

Dostoyevski Sibirya’da Hegel’i okur ve gözyaşlarına boğulur

Dostoyevski 1854 yılının baharında, dört yıllık kürek cezasının ardından er olarak Asya kıtasının büyük “Kuzey yamacı”nda, güney Sibirya’daki Semey şehrine yerleştirilmişti. Bir köyden biraz daha büyük olan bu şehrin yaklaşık beş bin olan nüfusunun yarısı, çoğu “yurt” denen çadırlarda yaşayan göçer Kırgızlardı. Yerliler kendilerini “anavatandan gelenler” dedikleri Avrupalı Ruslarla bir görmüyor, onlara şüpheyle bakıyorlardı. Ne

okumak için tıklayınız

Modernite – Nejdet Evren

Politika her zaman bir iktidar mücadelesi olarak ele alınmış ve bu şekilde algılanmıştır. Çok yüzlü anlamında Latince’de poli tika dan üretilerek günümze kadar gelmiştir. Poli-tika-cılar ise her zaman yöneten, yönetmeye aday ve bu yönde çaba harcayan kişilerden oluşmuştur. Her hal ve şartta iktidarı ele geçiren kesim/klik ya da sınıf yönetme gücünü diğerleri üzerinde bir baskı

okumak için tıklayınız

‘Beni ölünce onun yanaklarındaki gamzelere gömsünler’ Oğuz Atay

Adı Oğuz Atay. 12 Ekim 1934’te İnebolu’da doğdu. O, 13 Aralık 1977’de 43 yaşında, beynindeki ur yüzünden öldü. (Banyoda öldüğü, ölmeden 15 dakika kadar önce kendine seslenen arkadaşına “Henüz ölmedim” diye yanıt verdiği söylenir) Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademi Harita Kadastro Bölümü Ölçme Bilgisi Kürsüsünde öğretim görevlisiydi. Öldüğünde iki yıllık doçentti. Topografya adlı bir ders

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: “Yaşamım, bilinçdışının kendini gerçekleştirdiği öykülerden biridir.”

İç konuşma Yaşamım, bilinçdışının kendini gerçekleştirdiği öykülerden biridir. Bilinçdışında var olan her şey dışa çıkıp varlığını göstermeye çalışır. Kişilikse, evreler geçirerek bilinçdışı durumundan kurtulup bir bütün (alt türlerin sonsuzluğu) olarak kendi deneyiminden geçmek ister. Kendimi bilimsel bir sorunsal olarak algılayamayacağıma göre, içimde oluşan bu gelişme sürecini izleyebilmek için bilim dilinden yararlanmam olanaksız. İçsel dünyamızda kendimizi

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: “Şiddetli bir nöbete yakalandım. Lanet olsun, bayılmayacağım işte”

On iki yaşına girdiğim yıl kaderim değişti. Yazın ilk günlerinde, bir gün, katedralin olduğu meydanda durmuş, evine benimle aynı yoldan gidip gelen bir okul arkadaşımı bekliyordum. Saat öğlen on ikiydi. Sabah dersleri bitmişti. Ansızın çocuklardan biri bana omuz atınca kendimi yerde buldum. Başım kaldırımın kenarına öylesine hızlı çarptı ki nerdeyse bilincimi yitirdim ve yarım saat

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: Ölüm Hakkında | Video Türkçe Altyazılı

BBC tarafından hazırlanan Face To Face (http://www.imdb.com/title/tt0260614/) adlı belgeselin, 22 Ekim 1959 yılında Carl Gustav Jung ile olan bölümünden bir kesit. Ölümün doğum kadar önemli olduğunu belirten Jung, ölümün bir son olup olmadığını ve bir insanın nasıl yaşaması gerektiği üzerine görüşlerini açıklıyor. Çeviri: Ümid Gurbanov Twitter: http://twitter.com/umidgurbanov Blog: http://birnevidipnot.blogspot.com Facebook: https://www.facebook.com/birnevidipnot Vimeo: https://vimeo.com/umidgurbanov

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung ‘a göre 8 ayrı insan tipi – Engin Geçtan

İnsanın iki dünyası vardır. Nesnel dünya, kişinin çevresindeki diğer insanlar, eşyalar, gelenekler, ekonomik ve toplumsal kurumlar ve doğa koşullarından oluşur. Bu nesnel dünyaya, çevre ya da dış gerçek de denir. Öznel dünya, psişenin içsel ve kendine özgü içeriğini tanımlar. Öznel dünya, dıştan gözlemlenemediği gibi, çoğu kez kişinin bilincine de ulaşamaz. İnsanlarda var olan iki temel

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: Psikoloji ve Edebiyat

Psişik süreçlerin incelenmesinden başka bir şey olmayan psikoloji, edebiyatın incelenmesi konusuna da el atabilir; çünkü insan ruhu (psyche) bütün bilimlerin ve sanatların kaynağıdır Bir yandan, belli bir sanat eserinin oluşumunu açıklamasını, öte yandan bir kimseyi sanat bakımından yaratıcı kılan faktörleri ortaya çıkarmasını, psikolojik araştırmadan bekleyebiliriz. Sanat eserini incelemek sözkonusu olunca, karmaşık psişik faaliyetlerin ortaya çıkardığı

okumak için tıklayınız

Francis Bacon’un hayatı

“İnsanlığın özlediği cennet, geçmişte değil, gelecekte aranmalıdır.” Francis Bacon Francis Bacon, karlı bir kış günü arabasıyla giderken bir kulübenin önünde durarak sahibinden bir tavuk satın aldı. Hemen oracıkta kestirdi. Kendi eliyle tavuğun içini karla doldurdu. Soğuğun eti kokmadan ve bozulmadan koruyup koruyamayacağını öğrenmek istiyordu. Bu deney yaşamına mal oldu. Ansızın hastalanınca arkadaşı Lord Arundel’in evine

okumak için tıklayınız

Ezilenlerin Pedagojisi, Paulo Freire – Ayşe Kaygusuz

Kitap daha adıyla hem çekiciliği (Ezilenlerin), hem de iticiliği (Pedagojisi) ile karşıtlığı içinde barındırıyor. Buradaki karşıtlık, Türkçe ve yabancı terim olurken, içeriği iki farklı düşünce ve davranış biçimini anlatıyor. Kitabın kapağını açtığınız anda, kendini ele veren bir yaşam ve duruşla karşılaşırsınız. İçinde bulunduğumuz sistemi (kapitalizm-emperyalizm), hem kişilerin hem de toplumların düşünce ve davranış biçimlerini anlatmak

okumak için tıklayınız

Hakkari’de Bir Mevsim Filmini İzle

Hakkâri’de Bir Mevsim, yönetmen Erden Kıral tarafından 1982’de çekilmiş bir filmdir. Filmin senaryosu, Ferit Edgü’nün aynı adlı romanına dayanılarak, Ferit Edgü ve Onat Kutlar tarafından yazılmıştır. Filmde, sürgün olarak Hakkâri’ye giden bir öğretmenin (Genco Erkal), orada güçlükler içinde geçirdiği bir kış mevsimi anlatılmaktadır. Filmin başlıca oyuncuları arasında Genco Erkal, Rana Cabbar, Erol Demiröz, Berrin Koper,

okumak için tıklayınız

“Palto” adlı öykü – Nikolay Vasilyeviç Gogol

Bir bakanlıkta… Ama hangisinde olduğunu söylemeyeyim daha iyi. Dünyada, bütün bakanlıklarda, alaylarda,  dairelerde çalışanlar gibi, kısacası şu memur tayfası gibi alıngan insan yoktur. Bugün iş o dereceye vardı ki,  birisi bir aşağılamaya uğramaya görsün, bütün topluluğun aşağılandığını söylüyor. Anlattıklarına göre, bir polis  başkomiseri, hangi kentten olduğunu unuttum, geçenlerde gönderdiği bir dilekçede, hükümet buyruklarının asla  göz

okumak için tıklayınız

“Gerçek insan ilişkileri yataydır, dikey değil; dayanışma vardır.” Eduardo Galeano

Meselesi unutmamak ve unutturmamak olan düşünür Eduardo Galeano, kanser tedavisi gördüğü hastanede, 74 yaşında yaşama veda etti. Verili tarihi olduğu gibi benimsemektense farklı kaynaklardan araştırıp bağlantılar kurarak pek çok zihne ilaç olmuştu. En önemli meselesi unutmamak ve unutturmamaktı Eduardo Galeano’nun. Verili tarihi olduğu gibi benimsemektense onu irdelemek, farklı kaynaklardan araştırıp bağlantılar kurmak… “Dünyanın ve çağın

okumak için tıklayınız

Felsefe-i Zenan – Ahmet Mithat Efendi

Edebiyat tarihimizin çok yönlü, çalışkan ve ilginç kalemi Ahmet Mithat Efendi, Felsefe-i Zenan isimli eserini 1870 yılında, henüz 28 yaşındayken yazmış. Kadın haklarını savunduğu bu kitap, bireylerin cinsiyetleri, din, dil, ırk veya sosyal statüleri gözetilmeksizin eşit olduğu fikri üzerine kurulu. Edebiyat tarihimizde kadın haklarının savunulduğu ilk kitap olarak değerlendirilen Felsefe-i Zenan, kadınların ekonomik özgürlüklerine ulaşmaları

okumak için tıklayınız

Hakkâri’de Bir Mevsim – Ferit Edgü

“Ferit Edgü ilk basımı 1977 yılında yapılan Hakkâri’de Bir Mevsim’de, bir hata sonucu dünyadan koparılmışların dünyasına gelen birinin, dilini, kültürünü bilmediği bu insanlarla iletişime geçmesini ve yeni yaşam yolları denemesini anlatır. Yılların içinden geçtikçe kişi, yalınlaşmak dünyanın bütün karmaşıklığına sırtını dönüp, daha basite, en basite varmak ister. Kişi karmaşık olandan basite varmak için çabalar. Büyük,

okumak için tıklayınız

Sinan’ın Tekkesinde Ölüm – İvo Andriç (Yugoslavya’nın Tolstoy’u)

Sinan’ın Tekkesinde Ölüm, Balkanlar’ın Nobel ödüllü büyük yazarı İvo Andriç’in son dönem hikâyelerinden oluşan özgün bir seçki. Müslüman Türkler, Ortodoks Slavlar, Katolik Hırvatlar, Yahudiler ve Fransisken papazların beraber var olduğu Saraybosna’daki çocukluk ve gençlik yıllarından biriktirdiği anıları keskin bir anlatım yetisiyle hikâyeleştiren Andriç, Sinan’ın Tekkesinde Ölüm’de Balkan coğrafyasının gündelik hayatından canlı portreler sunuyor. Farklı kimlikleri

okumak için tıklayınız

Kötü Adamın On Günü – Mehmet Eroğlu

Hayatta sahip olduğu her şeyi kaybettikten sonra artık kötü bir adam olmaya karar veren eski avukat Sadık’ın, gizemli bir köşk etrafında ve burada işlenen tuhaf bir cinayetin peşinde geçen on günü… Mehmet Eroğlu, zora gelince vazgeçen, düşündükçe yalnızlaşan, yalnızken düşünceleri eninde sonunda ölümle buluşan bir yaşam korkağını ve onun karanlığa gömülü dünyasını anlatıyor… Kötü Adamın

okumak için tıklayınız

Sebzelerin Efsanevi Tarihi – Evelyne Bloch-Dano

Burun kıvırdığımız ya da bayıldığımız, tezgâhlarda bakıp geçtiğimiz ya da biçimlerine hayran olduğumuz, renklerine vurulduğumuz ya da kokularından nefret ettiğimiz sebzeler. Lahana, havuç, bezelye, domates, fasulye, balkabağı, enginar ve daha başkaları… Yazdığı biyografilerle dikkat çeken Evelyne Bloch-Dano bu kez sebzelerin biyografı olmaya soyunuyor: Sebzelerin pek bilinmeyen ya da önemsenmeyen öykülerini, kıtalar arasında yaptıkları uzun yolculukları,

okumak için tıklayınız