Şair Sait Faik

Şair Sait Faik?i, öykücü Sait Faik karşısında düşünmek, iyiden kabullenmek belki zor, ama üstüne düşünüp yeniden zevkle okumak hiç zor değil.

Sait Faik, Türk öyküsünün tek başına kurucusu değildir belki ama esas yazıcısıdır demek abartı sayılmaz. Her türlü retoriğin dışında, siyasal tavır ve dilciliğin ötesinde, İstanbul?a inen bu öykü, oradan dalga dalga insana ve Türkiye?ye yayılır. Sait Faik?ten çıkmak gibi bir tabir kabul görseydi eğer, saf öykü ilk kez Sait Faik?te anlamını bulmuştur diyebilirdik. Çünkü, düşünerek yazmış bir öykücü değil, yazdıkça düşünmüş gibidir ve

Walden?da Bir Gezgin: Henry Davıd Thoreau – Öznur Özkaya

18. yüzyıl rasyonalizmine karşı bir tepki ve 19. Yüzyıla damgasını vuran yaygın hümanist eğilimin bir göstergesi olarak ortaya çıkan Transandantal akım; ?kendini gerçekleştirme?, ?kendini dışa vurma? ve ?kendine dayanma? gibi kelimeler üreterek, bireyin benliğinin tüm insanlıkla bir olduğunu vurgulayarak toplumsal eşitsizlikleri sağaltmanın ve insanlığa dair acıları gidermenin ahlaki ve vicdani bir görev olduğunu savunuyordu. Sıradan insanın değerli olduğunu onaylayan bu akım;

Eşyanın ve zamanın ruhuna dair: Zeplin

Karin Tidbeck’in dünyasında insanın üstünlük takıntısı ve kibri bir kenara atılıyor ve insana atfedilen her türlü duygu, diğer canlılara ve eşyaya da atfediliyor. Üstelik yabancı durumları olağanlaştıran bir dille…

Güzel bir cümleyle başlayan bir yazı, güzel bir hit’le uçuşa geçiren bir müzik albümü her zaman güzel devam etmeyebiliyor. Karin Tidbeck’in Zeplin adlı, Aylak Kitap tarafından yayımlanan öykü kitabı ise ilk öyküden itibaren dur durak bilmeyen bir akıntıya katıyor bizleri. İsveç’in bağrı Stockholm’den kopup gelen öyküler yepyeni bir bilimkurgu fantastik âleminin kapılarını aralıyor.

?Değişen Orta Doğu?da Değişmeyen Sorunlar? – Salih Dost

?Kaynayan kazan? tabiri Orta Doğu?yu anlatan en bilindik ama yerinde benzetmelerden biri olabilir. Yüzyılların getirdiği sorunların yeni veçheleri bölgenin acı veren tarihini sürekli canlı tutuyor. Bölgenin bu hareketli yapısı, yapılacak tespitleri zorlaştırırken bir yandan da anlama isteğini artıyor. Bu ikilem içinde Orta Doğu bilgiden ziyade görmek istenilenlerin görüldüğü ve dolayısıyla bütüncül bir analiz yapmanın gittikçe zorlaştığı bir alan haline geliyor. Sosyal bilimciler için çok verimli bir alan olan Orta Doğu?nun zor anlaşılır yapısı, bölgeye dair çalışmalarda taraf tutmak ya da

Afrodit Buhurdanında Bir Kadın – Reşat Enis

1937 yılında yayınlanan “Afrodit Buhurdanında Bir Kadın”, toplumun yoksul ve çalışan kesimlerinin sorunlarını edebiyata taşıyan öncü eserlerdendir. İşçilerin yaşayışlarını, patronla ilişkilerini, çalışan ve yoksul kadının çifte sömürülüşünü ustalıkla ve tüm gerçekliği ile sergiler. Nazım Hikmet’in “Türk edebiyatının temel taşı” saydığı bu eser için Suat Derviş “Türk dilinde yazılmış olan romanların en güzellerinden biri” nitelemesinde bulunmuştur.

Romanın baş kahramanı, akraba yanında büyüyen Yıldız adında anne-babasız bir kızdır. Yoz ev ortamı ve uğradığı onur kırıcı olaylar nedeniyle evden kaçar, önce daktiloluk, sonra fabrika işçiliği yapar. Ama düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına daima, onun kadınlığını istismar teşebbüsleri eşlik eder. Yıldız yaşlı bir fabrika işçisiyle evlenir. Ama hastalanıp çalışamaz duruma düşen eşi ile çocuğunu geçirdirmekte zorlanır, yardım talep etmek için

Aziz Nesin, hasis değil sıkı bir çevreciydi

Her düşüncemiz, davranışımız, yaşam öykümüzün parçası. Mektuplarımız, fıkralarımız, hangi şarkıyı söyleyip hangisini söylemediğimiz, kişiliğimizin aynası. Yazarın her eseri de, şöyle ya da böyle, otobiyografiktir. Bu ay Aziz Nesin?in ölüm yıl dönümü. Şiirlerini tekrar okudum. Hepsinin topluca adını ben koyacak olsam, ?Otobiyografi? derdim.

Ressam arkadaşım Altan Adalı, ?Bizim için yapılması en zor resim otoportredir? demişti.

?Masal Gibi Bir Dünya İsterim!? – Mehmet Özçataloğlu

Bombalar patlıyor, çocuklar ölüyor! Dünyanın şu andaki durumunu en kısa şekilde sanırım böyle özetleriz. Bütün gözü doymazlıkların faturası çocuklara kesiliyor. Oysa böyle olmamalı dünya. Annemin anlattığı masalları anımsıyorum. Sonunda hep iyiler kazanırdı o masallarda. Dünyanın da böyle bir yer olduğunu düşlemiştim. Bize anlatılan masallarla dünyanın gerçekliği uymuyormuş, bunu gördüm büyüdükçe. Ve şimdi ne zaman dünyanın gerçekliğinden sıkılsam arkamı dönüp masal diyarlarına göç ediyorum. Çocukluğumda dinlediğim gibi hep iyilerin kazandığı o dünyalara gidiyorum.

Haziran Direnişi’ni bir de Marx’dan ve Lenin’den okuyalım – M. Deniz Schulze

Haziran?ın somut kazanımlar elde edemediği, eğer somut kazanımlar elde edilseydi bugün Türkiye solunun bambaşka bir konumda olacağı belirtiliyor. Eksik, ama doğru bir çözümleme mi? Yoksa beklenti mi? Aslında sorunun kendisi Haziran?a ilişkin ister nesnel-öznel, isterse emek-sermaye çelişkisi esas alınarak yola çıkılsın, bu direnişin üzerinden atlanılamayacağına dair bir ön varsayıma dayanır. Fakat varsayımdan ziyade gerçekliğe uzanan…