Aydınlanmacı Montesquieu ‘nun Hayatı

?Fransız Aydınlanması?nın önde gelen düşünürlerinden Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, Baron de La Brède et de Montesquieu), Fransız siyasetine, Kilise?nin uygulamalarına, toplumsal koşullara ağır eleştiriler getirdi. ?Yasaların Ruhu? eserinde kanunlar karşısında bütün insanların eşit olması gerektiğini savundu.
Bir dilenci vaftiz etmişti onu. Yırtık pırtık giysileri lekeli, kim bilir kaç zamandır su götürmeyen saçları katılaşarak birbirine yapışmış, her daim açık tuttuğu avuçlarının içi de en az çıplak ayakları kadar kararmış, önünden geçenlere kaldırdığı kirli yüzü parlayarak düşen bozukluklarla aydınlanan, bir parça ekmekle karnını doyurana minnetle bakan bir dilenci tarafından vaftiz edilmişti. Asaleti kuşaklar öncesinden gelen asker babası istemişti böyle olmasını. Bu davranışının çevresinde şaşkınlık uyandırması doğaldı. Çünkü bir katolikti o ve Katolik inancı vaftiz babasının çocuğun gerçek babasının yerini tutabilecek biri olmasına müsaade ediyordu ancak. Bir asil için hayli cesur bir karardı bir dilenciyi vaftiz babası yapmak. Oğlunun ileride yoksulları küçük görmemesi, doğuştan sahip olduklarına sahip olmayanlara

Nicolas Guillen ‘in Hayatı

Che Ernosta Guevara’nın, 1967 yılında Bolivya’da CIA tarafından öldürüldüğünde cebinde bulunan yeşil not defterine kendi el yazısıyla yazdığı şiirlerden oluşan antolojide bulunan şairlerden biri olan Kübalı şair Nicolas Guillen, Che’yi katleden Bolivyalı askerlere yazdığı şiir olan Soldatido Boliviano (Bolivyalı Küçük asker) şarkısı hala unutulmaz yerini koruyor.

Bolivyalı Küçük Asker
Bolivyalı küçük asker,
Bolivyalı küçük asker,
sırtında tüfeğin, gidiyorsun
tüfeğin Amerikan malı
tüfeğin Amerikan malı
Bolivyalı küçük asker
tüfeğin Amerikan malı.

SUAT PARLAR

Kontrgerillanın İşgal Kuvvetleri / 16 Mart 1978 Katliamı

SUZAN SAMANCI

Halepçe?den Gelen Sevgili

İlk Aşk, İvan Sergeyeviç Turgenyev; Bu aşk, bu tutku, bu adanış; insanın kendini kurban etmesi mutluluğun doruğudur.

Turgenyev’in Çarlık Rusya’sında geçen “İlk Aşk” romanında etkileyici aşk öyküsünü dile getirirken, toplum yapısını ve toplumdaki değişimleri, aile içi ilişkileri, tutkuyu, karşılıksız aşkları ve hayal kırıklıklarını da okuyucuya sunar. Turgenyev görünüşte bir “aşk üçgeni” çıkartır karşımıza. Ama aslında bir “aşk-çokgeni” bu; çökmeye yüz tutmuş taşradaki aristokrat bir ailenin genç kızı çevresinde “defile yapan” lüzumsuz entelektüeller, ömrünü doldurmuş, varlık nedenini yitirmiş, cesaretsiz, irade yoksunu bir sosyal katmanın “temsilini” sunuyorlar. Kendinden epey büyük, çok canlı, hareketli ve çekici bu kıza âşık olan kitabın küçük kahramanı, delicesine âşık olduğu kızla babasının ilişkisini öğrendikten sonra olaylar genç kız, baba ve oğul arasında gelişir. Artık genç âşık, sadece masallarda kalmış bir masumiyetin, çoktan yitirilmiş bir saflığın ve temizliğin simgesidir.
Turganyev?in İlk Aşk öyküsü bir arkadaş toplantısında anlatılmak üzere yazılmış bir mektuptan yola çıkıyor, arkadaşlarına ilk aşkını anlatacak Vladamir Petroviç?in

“Aksaray’dan Bir Perihan”, Suat Derviş

“Suat Derviş’in öyküsü, Demokrat Parti döneminin zenginleşme, Küçük Amerika olma düşleri içindeki kültürsüz burjuva insan tipini, eşyanın iktidarını Aksaray’lı Perihan özelinde çok iyi yansıtıyor;
“Nuri karısının para ve servet isteğinin ölçüsüzleşmeye başladığını o anda hissetti. Yirmi bin lirası olunca ev yaptırmak hevesine hemen düşmüştü. Başlangıçta ilk arzusu bir dikiş makinesine sahip olmaktı, sonra radyo istemiş, sonra isteği elektrikli süpürge olmuştu”.
Yazar, daha o tarihlerde, sahip olma eğilimin arkasındaki tutkuyu çok iyi gözlemlemiş;
“O bütün bunlara faydalı ve lüzumlu birer eşya oldukları için değil, hali vakti yerinde kimseler olduklarını başkalarına gösteren işaretler telakki ettiği için istemişti. Onlara sahip olmaktan gurur duyuyordu. Ecdad resimlerini bir galeride toplayıp herkese göstermekten gurur duyan asiller gibi…”
Bütün roman boyunca eski ve yeni arasındaki bir çatışmaya şahit oluyoruz. Burada yazarın biraz şematikleştiği, eski aristokratları ve köylüleri bir dayanışma, sevgi ilişkileri

Enver Gökçe’nin Yaşam Öyküsü, ‘Ha dedi kırdı zincirini (…) Demir bağrışa bağrışa / Zindan çağrışa çağrışa’

“1920 yılında doğmuşum. Ankara’ya gelişimiz çok soğuk, hemen hemen kışın yeni başladığı zamana rastlar. O zaman dokuz yaşındaydım. Yağmurlu bir günde köyden ayrıldık. Arapkir’e ordan da Hekimhan, Kangal yoluyla Sivas’a kadar kara yoluyla ve kış vaktinde yolculuğumuzu sürdürdük.
Ulaşım yolları iyi değildi. Hatta o koşullarla zor ilerliyorduk. Ve hayvanlarla geliyorduk. Hanlarda yata yata. O zaman uzun bir yolculuktan sonra, on bir günde Ankara’ya gelebildik.
Ankara yeni kurulabilen on beş bin nüfuslu küçük bir kasaba görünümündeydi. Şehir bugünkü Ulus ve Ulus’taki heykel çevresinde ve Samanpazarı denen yer etrafında, Ankara Kalesi’nin çevresinde toplanıyordu.Bundan böyle burada yaşayacaktık.
Derken 929 yılında o zamanlar, Ankara’da Hüseyin Avni isminde bir zatın yönettiği hususi bir ilkokul vardı.Oraya paralı girip okunuyordu. Okullar yeni başlamıştı. Ben gecikmiştim zaten. Bu okula kayıt oldum. İlk okulu burada okudum ve bitirdim. 935 ve 936 yıllarında

NAZİFE GÜNGÖR

Abdülcanbaz / Turhan Selçuk?tan İnsan Manzaraları

HALİL İBRAHİM ÖZCAN

Küller Arasında / Acının Terazisinde İki Halk: Türkler ve Ermeniler

FETHİYE ÇETİN

AnneannemTorunlar (Fethiye Çetin, Ayşe Gül Altınay ile birlikte hazırladı.)

PİERRE JEAN DE BERANGER

Fırtınayla çarpışıp bize limanı gösteren şair, Pierre ? Jean de Beranger

Türkiye’de Çocukluğun Tarihi:Çocukluğun Sosyo-Kültürel Tarihine Giriş, Bekir Onur

Zeynep Berik’in yorumuyla;
Türkiye’de Çocukluğun Tarihi, bizlere sadece çocukluğun değil, dört yüz yıl öncesinden bugüne kadar Türkiye’nin sosyal ve siyasal tarihinin farklı yüzlerini de anlatan bir araştırma ve anı kitabı. Kitap, çocuk psikolojisini, çocukluğun sosyal ve kültürel açılımlarını araştıran en önemli isimlerden biri olan Bekir Onur’a ait.
Avrupa tarihi ve Avrupa’da çocukluk üzerine Aries gibi kuramcılardan örnekler veren Onur çocuklukta oyunun önemi üzerine birçok araştırma yapmış. Örneğin iş ve oyunun Avrupa’da 17. yüzyılda ayrılması, dolayısıyla oyun kavramının kendi içinde değişmesi çocukluğu nasıl etkilemiş? Osmanlı İmparatorluğu’nda bu dönemlerde neler olmuş? Çocuğun toplumsallaşma sürecinde çocuğun kişiliğini şekillendiren oyun, gelecek kuşaklarda insanın kimliğinin oluşumunu belirlemede büyük etken. Durum böyle olunca da, kitapta oyuna ve dönemler içinde

LUİSE DORNEMANN

Clara Zetkin / Adanmış Bir Ömür (1.Kitap)Clara Zetkin / Adanmış Bir Ömür (2.Kitap)

Kalemle değil, yürekle yazılan roman; “Esir Şehrin İnsanları”, Kemal Tahir

Kemal Tahir?in işgal edilen İstanbul’u bir mekan olarak aldığı Anadolu halkının ve aydınlarının durumunu anlattığı, Osmanlı İmparatorluğu?ndan Cumhuriyet’e geçişin incelendiği şehir romanları dizisinin ilk kitabı “Esir Şehrin İnsanları” 1956’da yayınlandı. Fethi Naci?nin onun en başarılı romanlarından saydığı ?Esir Şehrin İnsanları”nda İmparatorluk ordularının yenilgiyi kabullenip silahlarını teslim ettikleri bir dönemde aydınların en umutsuz koşullar altında savaşı üstlenişleri anlatılır. Dizinin diğer kitapları “Esir Şehrin Mahpusu” 1961’de, “Hür Şehrin İnsanları” 1976’da basıldı.
Roman kısaca Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’daki sivil aydınların durumunu konu edinir. Ana kahramanlar; Kamil Bey, Nermin Hanım, Ayşe, Fuat Bey, Nedime Hanım, İhsan Bey, Ahmet Bey, Niyazi Ağabey, Ramiz Efendi ve Fatma Hanım’dır. Kamil Bey Abdülhamid’in en zengin vezirlerinden Selim Paşa’nın tek çocuğudur. Genç yaşta çok büyük bir mirasa

“Kardeş Payı”, Orhan Kemal, her yeni günde hayatta kalma, karınlarını doyurma mücadelesi veren işçilerin hikâyesi

‘Kardeş Payı’, Orhan Kemal?in ilk ödüllü kitabı. Yazarın, 1958 yılında ‘Sait Faik Hikâye Ödülü’ kazandığı bu eser, her yeni günde hayatta kalma, karınlarını doyurma mücadelesi veren işçilerin hikâyesini anlatıyor. Yaşamda tutunabilmek için her türlü çareyi deneyen, ağzı bozuk, kimi zaman arkadaşlarını kırmaktan bile çekinmeyen, şarapla avunmaya alışan küçük insanların hikâyesi.
“Kardeş Payı”ndaki Siverekli hamal, ilk bakışta pek akıllı görünmeyen, kaygısız bir taşra delikanlısıdır. Aslında müteahhidin başlangıçta onun takımına söz verdiği işin, çavuşun rüşvet karşılığı takıma ihanet etmesiyle dışarıdan gelen hamallara verilmesi yüzünden kahraman, duruma el koyuyor. Siverekli hamal, tepkisini fabrika patronunun yüzüne karşı gösteriyor. Çavuşu cezalandırıyor; öteki hamalların kimsenin aracılığı olmadan çalışmalarını ve kazandıkları parayı paylaşmalarını öneriyor.
Etkileyici portreler çizerken Orhan Kemal, konuşmaların ayrıntılarını çok sıkı bir seçmeden geçirerek onlara inandırıcı bir canlılık kazandırmış ve psikolojik açıdan

Bir yanı neşe bir yanı endişeli bir öykü, “İyi Yolculuklar”, Özgür Soylu

Özgür Soylu’nun öykülerinin bir yanı neşe, bir yanı endişe. Çünkü o anlattıklarını zeki bir çocuğun gözünden anlatıyor hep. Bir çocuk gibi ayrıntılardaki haksızlığı zulmü de, yaşama sevincini de seziyor/sezdiriyor. En güzeli onun anlatımında nicedir unuttuğumuz halk dilinin sözcüklerini en doğal biçimde buluyoruz. “Küşümlenmek” kuşkulanmanın yerini alıveriyor. Tasalanmayı da kapsayan bu sözcüğü benimseyiveriyoruz. Yaşananların farkında olan ve bunları mizahın gözlüğüyle anlatabilen bir yazarla tanışabileceksiniz.

Özgür Soylu, Eskişehir doğumlu. Edebiyat okumaya Aziz Nesin kitaplarıyla başladı. Öyküleri ve yazıları İmge Öyküler, Adam Öykü, Agora, Eşik Cini, Berfin Bahar, Kum, Damar, Lacivert, Cumhuriyet Kitap, Evrensel Kültür dergilerinde ve Hapishaneden Öyküler (Metis),

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”