Murat Uyurkulak’ın TOL Romanının Hatırlattıkları – Müslüm Üzülmez
Murat Uyurkulak’ın TOL(*) romanını ikinci kez okudum. Roman, “Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” cümlesiyle başlıyor.
okumak için tıklayınızDoğa Kendi Kendine Yeter – Marquis de Sade
İlk insanlar, onları şaşkına çeviren olaylardan ürkerek, bilmedikleri yüce bir failin ilerleyişi ve etkiyi idare etmiş olduğuna ister istemez inanmak zorunda kaldılar:
okumak için tıklayınızGünümüzün Ahlak Sorunu – Erich Fromm
«Filozoflar bu dünyanın devletlerinde kral ya da şimdi kral, önder dediklerimiz gerçekten filozof olmadıkça; böylece aynı insanda siyasal güç ve bilgelik birleşmedikçe, kesin bir yasayla herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe ne devletler ne de insan ırkı kötülüklerden kurtulabilir. Öyleyse, bunu gerçekleştirmedikçe bizim devletimizin yaşama ve gün ışığına çıkma olanağı da yoktur.» Platon, Devlet
okumak için tıklayınızEkoloji Hareketine Açık Mektup – Murray Bookchin
Ekoloji, benim açımdan, hep toplumsal ekoloji oldu: Yani, doğa üzerinde tahakküm kavramının insanın insan üzerinde, hatta erkeğin kadın, yaşlıların gençler, bir etnik grubun diğeri, devletin toplum, bürokrasinin birey, bir sınıfın diğer sınıflar ve sömürgeci güçlerin sömürge halklar üzerinde tahakkümünden kaynaklandığına inanıyorum.
okumak için tıklayınızYeni Avukat – Franz Kafka
Yeni bir avukatımız var: Dr. Bucephalus. Uzaktan bakıldığında Makedonyalı İskender’e yardım etmiş bir savaş atını andıracak tek özelliği yok.
okumak için tıklayınızİnsan Töresi – Cemal Süreya
Dikkat edilirse son yıllarda şairler daha çok büyük şiir temalarıyla yazmaya başladılar. Uzunca bir süredir bu böyle. Birtakım temalar kutsallaştı ve öne geçti.
okumak için tıklayınızMontesquieu, Siyasal Rejimler ve Tarih
Montesquieu bir filozof değildi ve sistemli bir felsefe geliştirmemiştir. Düşünce tarihinde daha çok “siyaset bilimi”nin kurucusu olarak kabul edilir ve bu görüş, 19. yüzyılda Auguste Comte, Durkheim gibi düşünürlerin de paylaştığı genel bir kanı haline gelmişti. Montesquieu’nün tarih felsefesi ve tarih-yazıcılığına etkileri de bu nedenle doğrudan değil, dolaylı bir biçimde oldu.[1] Bu bakımdan düşünürümüzün tarih
okumak için tıklayınızSavaşı, Katliamı, Kıtlığı ve Ölümü temsil eden Mahşerin Dört Atlısı’nın görünmesi dünyanın sonunun habercisi mi?
21. Yüzyılda Devrim mi? Küresel seçkinlerin artık eski tarzda yönetimi sürdürmeleri mümkün değildir. Ama yoksulluk, savaş ve küresel ısınma karşısında yegâne geçerli alternatif, bu seçkinlerin zenginlik ve iktidarlarını dayandırdıkları sistemi parçalamaktır.
okumak için tıklayınızToplumun Tahrip Gücü ve Yaratma Gücü – Murray Bookchin
Bu toplumun tahrip gücü insanlık tarihinde eşi olmayan bir düzeye erişmiştir ve bugün, neredeyse sistematik olarak tüm canlı dünya ve onun maddi temelleri üzerinde duygusuz bir yıkım aracı olarak kullanılmaktadır.
okumak için tıklayınızNazım Hikmet, İstanbul Cezaevi’nde
31 Ağustos 1938’de Nâzım Hikmet İstanbul Tevkifhanesi’ne gönderilir. Kemal Tahir ile Hikmet Kıvılcımlı da yanındadır.
okumak için tıklayınızÇakallar ve Araplar – Franz Kafka
Vahada mola verdik. Yoldaşlarım uykuya dalmıştı. Bindiğimiz develere yiyeceklerini, sularını veren uzun boylu, beyaz tenli bir Arap önümüzden geçip yatmaya gitti.
okumak için tıklayınızEvin Beyinin Tasası – Franz Kafka
Odradek’in Slav dillerinden geldiğini söyleyerek sözcüğün anlamını açıklamaya çalışıyor kimileri. Kimileri de Almanca kökenli olduğu, Slav dillerinden de etkilendiği iddiasında.
okumak için tıklayınızMarx ve Bakunin – Murray Bookchin
Marx ve Bakunin arasındaki çatışma, büyük oranda Karl Marx ve Mikhail Bakunin’in Entemasyonal’in kontrolü için birbirlerine karşı verdikleri mücadele tarafından şekillendi.
okumak için tıklayınızNeil Faulkner: Canavarın kara yüreği hep aynı: Kâr peşinde koşma.
Canavar Dünyayı değiştirmek için onu anlamalıyız. Canavarı öldürmek için onun doğasını bilmeliyiz. Bugünün kapitalizmi, Marx’ın 19. yüzyılın ortasında ya da Lenin’in 20. yüzyılın başında analiz ettiği sistemden farklıdır.
okumak için tıklayınızNazım Hikmet’in Babasının Ölümü
Nâzım Hikmet babası Hikmet Beyi çok sever. Onu hem babası, hem de kardeşi, arkadaşı sayar. Bunu 1 Ocak 1932’de yazdığı şu dizelerle dile getirir:
okumak için tıklayınızEskiden Bir Yaprak – Franz Kafka
Ülkemizin savunulması görevi ciddiye alınmışa benzemiyor pek. Bugüne dek biz de önemsemedik bunu, gündelik işlerimizin peşine düştük; fakat şu son zamanlara olup bitenler, hepimizi kara kara düşündürüyor.
okumak için tıklayınızİki Dünya Savaşı Arasındaki Paradokslar – Murray Bookchin
1917’den yalnızca iki yıl sonra, Bolşevik Devrimi’nden çıkan Avrupalı sol hareketlerin pek azı, devrimci Marksist örgütlerin kapitalizmi alaşağı etme potansiyellerini heba edeceklerini düşünebilirdi.
okumak için tıklayınızNeil Faulkner: Çok önemli seçimler yapmamızın gerektiği bir yol ayrımındayız.
Dünyanın Zenginliği Tarım Devrimi ile önemli ölçüde üretim fazlası (artık zenginlik) biriktirmenin ilk kez mümkün olmasından beridir, son 5.000 yıldır insanlık, ihtiyacın ortadan kaldırılması doğrultusunda eşitsiz ve belirsiz bir ilerleme göstermiştir.
okumak için tıklayınızUy Havar! – Ahmed Arif (seslendiren: Ahmet Kaya)
UY HAVAR! Yangınlar, Kahpe fakları, Korku çığları Ve irin selleri, aç yırtıcılar, Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
okumak için tıklayınız