Victor Hugo: Uygarlığın yeraltısı, daha derinde ve karanlıkta olduğu için, uygarlığın görünürdeki yüzünden daha mı az önemlidir?

Victor Hugo, Sefiller’de sorar; “uygarlığın yeraltısı, daha derinde ve karanlıkta olduğu için, uygarlığın görünürdeki yüzünden daha mı az önemlidir? Hugo birini bilmeden diğerini bilmenin mümkün olmadığını söylese de, bu iki gerçekliğin birbirinden önemli ölçüde ayrıştırıldığını farkındadır. O yüzden iki tür tarihçiden söz eder Hugo; anlam ve fikir tarihçisi ve olaylar tarihçisi.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Auguste Blanqui – Elif Şahin Hamidi

“Ne tanrı ne efendi” sözünü çoğunluk bilir, bilir de kime ait olduğunu bilen pek azdır. Fransız devrimci Louis Auguste Blanqui’ye ait olan bu söz, onun “yarının toplumuna katkı olarak çıkardığı” gazetenin de adıdır aynı zamanda. Blanqui, özgürlük için sonsuz mücadele vermiş, bu uğurda kendi özgürlüğünden vazgeçmiş, 75 yıllık ömrünün 43 yılını “tutsak” olarak geçirmiş devrimci

okumak için tıklayınız

Hücrem, gri bir ışıkla doldu. Güneş doğuyor, idamların yapıldığı saat…

İçimde herhangi bir yenilgi taşımak istemiyorum. Değirmen beni öğütemedi. Kafam yerinde. Yaşayabildiğim için daha güçlü ve düşüncelerimle daha zengin çıkıyorum hapishaneden. Değirmenin yaşantımdan çaldığı yılları kaybetmedim ben. Büyük yanlışlar yapmışız yoldaşlar, ihtilalci olmak istemiştik, asi olmuşuz. Bütün hayatımız boyunca sabırla, inatla inancımızı sürdürmeliyiz. Sonunda duvar çökecek. Gardiyan, elinde bir mum ve içinde eşyalarım olan bir

okumak için tıklayınız

Modern uygarlık, insanları sonuna dek sömürmek için onların açlık zoruyla çalışmalarına güvenir.

Ölüm, cezaların en doğal olanıdır. Doğada hemen hemen her yerde görülür. Yüzücünün kayıtsızlığında, dağcının yanlış bir adımında, insanın ormanda kaplanda yaptığı mücadelede, açlığa, soğuğa ve doğaya karşı verdiği savaşta, bundan daha kesin bir sonuç yoktur. iki anlamda ölüm cezası, cezaların en insanca olanıdır. Birincisi, insanlar milyonlarca yıldan beri – böylelikle kendilerini hayvanlardan ayırmışlardır – bunu

okumak için tıklayınız

Direnişin hikayesini anlatan kadınlar: Rüzgarı kafese kapatamazsınız

Eduardo Galeano’nun yeni kitabı ‘Kadınlar’ sömürgecilere, diktatörlere ve maçolara karşı direnişin öncüsü kadınları anlatıyor. Dünya devriminin öncü kadınları ile birlikte isimlerini devrimin bile unutmaktan kurtaramadığı kadınlar. Hem de direnişin içinde hikaye anlatan, şarkı söyleyen ve dans eden kadınlar.

okumak için tıklayınız

50.Sanat Yılı Anısına Ataol Behramoğlu – Ayhan Hüseyin Ülgenay

13.04.1942 Çatalca doğumlu Baba adı; Haydar Ana adı İsmet ailesi Azerbaycan kökenli. Babası askerlik görevini yaparken dünyaya geldi, aslen Erzurumlular. Babasının askerliği bitince Erzurum’ a geri döndüler. Babasının işinden dolayı Karsa yerleştiler. İlkokul üçüncü sınıfa kadar Karsta okudu ( 1949 — 1952 ) İlkokulu Çankırı da bitirdi ( 1955 ) Ortaokul ve Liseyi Çankırı da

okumak için tıklayınız

Yönetmenlerin Atasözleri İle Yarışabilecek Sözleri

“Tarkovski neden muhteşedir, açıklamak çok zor; ama benim için filmlerini izlemek vahiy gelmesi gibi bir şeydir.” Lars Von Tier ”Fotoğraf gerçektir, sinema ise saniyede yirmi dört kere gerçektir.” Jean-luc Godard ”İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi.” Federico Fellini

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden, cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir.

Kendisiyle ilgili düşünceleri çoğu zaman olumsuz olan Sabahattin Ali kendisini nasıl algıladığını, sevdiklerine yazdığı mektuplarda büyük bir samimiyetle ortaya koymaktadır. Kendisini bir “palyaço-clown” olarak görmektedir. Dışarıdan bakıldığında mutlu zannedilen ama içinde fırtınalar kopan bir adamdır o. En yakın arkadaşlarından biri olan Ayşe Sıtkı İlhan’a Sinop Hapishanesi’nden gönderdiği mektuplar Sabahattin Ali’nin psikolojik dünyasını anlatması açısından çok

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Gorki’den etkilenmesi

GORKİ, MAKSİM (Aleksey Maksimoviç Peşkov) ( 1868- 1936) Sosyalist gerçekçi edebiyatın öncüsü sayılan Rus yazar. Yücel dergisinin 1935 tarihli 8. sayısında kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Sovyet ve Amerikan muharrirleri arasında severek okuduğum romancılar vardır” diyen Sabahattin Ali, aynı derginin 19. sayısında yapılan bir ankete verdiği cevapta tekrar tekrar okuduğu kitapları sayarken ilk sıraya Gorki’nin Klim

okumak için tıklayınız

Lazım Olan Başka Bir Ömür: Mohsen Namjoo – Önder Göksal

Küçükken ailem kısa dalgadan İran radyosunu açardı. Bütün gece tek eğlencemiz olurdu. Belli belirsiz, cızırtılı o ses tanıdık kelimeler taşırdı kulağıma, ama bir yerden sonra büyü bozulur tek bir kelimenin manası cümleye yetmezdi. ‘Ne söyledi acaba?’ der dururdum içimden. Bir tek o İran şarkılarını dinlediğimde anlam kaygısı yaşamazdım. Çünkü şarkıların anlamı sözlerinde değil melodisindeydi.

okumak için tıklayınız

Bütün cinayetlerde Sabahattin Ali’nin katillerinin parmak izi var!

Sabahattin Ali, hikâyeleri, romanları, şiirleri ve fırtınalı yaşamıyla rüzgâr gibi geçti hayattan. Kısa sürmüş hayatında edebiyatta unutulmaz izler bıraktı. 2 Nisan 1948’de öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. Milli Emniyet’çi katili, cinayeti “milli hislerle” işlediğini açıkladıktan sonra ödüllendirildi. Bu köşede yıllar önce Sabahattin Ali’ye, hayatına, cinayet davasına ve o yıllara dair yayımlanan yazımı, bir kez daha paylaşıyorum.

okumak için tıklayınız

Bedri Rahmi Eyüboğlu – Paramparça (seslendiren: Mümtaz Sevinç)

Paramparça Ağaç bütün Işık bütün Meyve bütün Benim dünyam paramparça. Büyük bir ayna kırılmış Kırılıp yere dökülmüş Kainat içine düşmüş Düşmüş amma paramparça. Yaprak yaprak yapıştırdım Diyar diyar dolaştırdım Bir alevdir tutuşturdum Yandım amma paramparça. Bedri Rahmi Eyüboğlu

okumak için tıklayınız

Hiç kimsenin yüzleşmek istemediği bir trajedi: Faust

Kendi kendini anlamak isteyen modern insanlar, Faust da ilk gelişme trajedisini sunan Goethe ile başlayabilirler. Hiç kimsenin yüzleşmek istemediği bir trajedidir bu- gelişmişlerin de, geri ülkelerin de, kapitalist ideologların da, sosyalistlerin de… Ama herkes tekrar tekrar canlandırıp durmakta bunu. Goethe’nin perspektif ye tasavvurları, modernliğin en eksiksiz ye en derin onun serüven ve romansını en ateşle

okumak için tıklayınız

Ömrü boyunca fotoğraf vermeye karşı olan şair, çevirmen, grafik ustası

Cemal Süreya’nın “Şık Derviş” olarak tanımladığı şair, çevirmen, grafik ustası Sait Maden, henüz 19 yaşındadır. Varlık dergisinin 1950 yılında açtığı yarışmada Charles Baudelaire’in “Les Fleurs du mal” (Kötülük Çiçekleri) kitabından çevirdiği “Moesta et Errabunda” başlıklı şiirle birincilik ödülünü kazanır. Sonuçlar açıklanır, şimdi yarışmayı kazananlar ile röportajlar yapılmasına ve bunların Varlık dergisinde yayımlanmasına gelmiştir sıra. Röportajlar

okumak için tıklayınız

15 Ünlü Şairimizden Mutsuzluk Üzerine Şiirler

Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Edip Cansever başta olmak üzere Türkiye Edebiyatı’nın önemli şairlerinin mutsuzluğu anlatan dizelerini derledik. 1. Cemal Süreya – Mutsuzluk Gülümseyerek Gelir Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir; Banliyo treninde rastladığımız Sınav saatini kaçırmış liseli kız, Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

okumak için tıklayınız

Kazanıldığı halde, ödül koyucunun vermekten vazgeçtiği ödül

Bunlardan biri Yaşar Kemal’in başından geçmiştir. 1953-1954 yıllarında “Cumhuriyet”te dizi olarak yayımlanan Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanı, 1956’da “Varlık” dergisinin koyduğu ilk roman ödülünü alır. Ödül, o zamanın parasıyla bin liradır. Fakat ödül açıklanınca kıyamet kopacaktır.

okumak için tıklayınız