Oktay Akbal: Sait Faik’in Kayıp Aranıyor’u mutluluk arayışında düşülen düş kırıklıklarının hikayesi

Kayıp Aranıyor tam anlamıyla aydın, kültürlü, zevk ve anlayışın en ileri düzeyine varmış genç bir kızın gerek hayatta, çevresinde, yaşadığı toplumda, gerek aşklarında, mutluluk arayışında durup dinlenmeksizin düştüğü bir yığın düş kırıklıklarının hikayesidir. (…) Şurasını açıkça söylemek gerekir, Sait Faik’in bu romanı derli toplu, okuyanı baştan sona kadar sürükleyen bir kitap. Yazarın öykülerindeki o sevimli

okumak için tıklayınız

Redhouse: Miçoluktan Sadrazam Tercümanlığına Uzanan Hikayesiyle Sıra Dışı Bir Dilbilimci

İngilizce öğrenirken hep elimizin altında duran “Redhouse” sözlüklerinin yaratıcısı James Redhouse’un hayatının önemli bir bölümünü İstanbul’da, Osmanlı’nın hizmetinde geçirdiğini hiç duydunuz mu? İstanbul’a miço olarak gelen Redhouse, tersane işçiliğinden sadrazam tercümanlığına kadar yükselmeyi başardı ve ölümsüz birçok esere imza attı. İşte Osmanlıların deyişiyle “İngiliz Mustafa”nın pek bilinmeyen sıra dışı öyküsü..

okumak için tıklayınız

Bilinç ve Özgür İrade sorunu: Özgürlüğün Evrimi, Daniel Dennett – Kerem Cankoçak

Bizim bir özgür irademiz var mı? Özgür irademiz varsa o zaman bu belirlenmemiş bir dünyada yaşadığımız için mi? Özgür irademizi atom-altı düzeydeki kuantum belirsizliğine mi borçluyuz? Buna benzer sorular felsefe tarihini 2500 yıldır meşgul eden tartışmalar. Ama modern bilim bize bu tartışmaları artık daha ayakları yere basan bir şekilde yapmamıza, deneylerle test edilebilen argümanlar ortaya

okumak için tıklayınız

Tiyatro öldüyse, YAŞASIN TİYATRO…

Jean Cocteau’nun 1962 yılında kaleme aldığı ilk Dünya Tiyatro Günü Bildirisi Ne tuhaftır, tarih zamanla şeklini kaybeder, buna karşılık, efsane zamanla kuvvetlenir. Bunu en iyi tiyatro sahnesinde anlarız. Bir Hint Fakir’i çıkagelse de koca bir tiyatro salonuna hiç fena olmazdı. Ne yazık ki ortada böyle bir Hint Fakir’i yok. Bir topluluğu büyülemek gördüğü rüyayı başkalarına

okumak için tıklayınız

Fethi Naci: Halide Edip, Sinekli Bakkal’da mistik düşünceleri yeni ve olumlu bir şeymiş gibi ileri sürüyor

“Ayrıca, çok sıkı bir din eğitiminden geçmiş Rabıa’nın önemli bir ‘iç hesaplaşma’ geçirmeden Peregrini ile evlendirilmesi hiç inandırıcı değil. Halide Edip romancılığını, düşüncelerinin yanında ikinci plana itmekten çekinmiyor. Halide Edip’in asıl amacı, sevdiği bir sokağı ve insanlarını anlatmak; bir Batı-Doğu bileşimini araştırmak; Jön Türkler’e şöyle bir değinip geçiyor. (…) Sinekli Bakkal sıradan bir roman.

okumak için tıklayınız

Berna Moran: Sinekli Bakkal, boyun eğmenin romanı

“Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamit’in istibdat idaresi karşısında ayaklanıp devrim yapmanın doğru olup olmayacağı sorunudur. Adıvar’a göre amaç iyi de olsa, zorbalığı yıkmak da olsa, şiddete başvurmak yanlıştı. Devrime değil, evrime inanın Hilmi de giriştikleri işin nelere malolduğunu görünce daha ilk aşamada fikirlerini değiştirir, Vehbi Dede’nin felsefesini benimser ve vazgeçer devrimcilikten.

okumak için tıklayınız

Füsun Akatlı: Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri, duygu düzeniyle ve bütün incelikleriyle özgün bir kitap

“En baştan gireyim kitaba: Bu bir roman mı? Ve hemen olduğu yerde bırakayım soruyu: ‘Roman nedir?’in tartışılması Çocukluğun Soğuk Geceleri”ni ısıtmaz. Tutalım ki roman değil de anlatı, herhangi bir yazınsal metindir elimizdeki, fark etmez. (…) Bence, Çocukluğun Soğuk Geceleri bu güç işi, güç yaşanmış bir yaşantılar öbeğini yazınsallık dışına taşmaksızın aydınlığa çıkarma işini, az rastlanır

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk: Sessiz Ev’de anlattığım hikayeyi, onu bazı biçim ve yöntemlerle anlatmanın zevki için de seçtim.

“Bence, keyif ve istekle yazılmış bir romanın başarı şansı, görev duygusuyla yazılmış bir romandan çok daha yüksektir. Belki Sessiz Ev’deki yapısal değişikliğin anlattığım hikâyeden kaynaklandığını da söylemeliyim, ama eksik de olur bu söz. Sessiz Ev’de anlattığım hikayeyi, onu bazı biçim ve yöntemlerle anlatmanın zevki için de seçtim. Anlatacağım hikâyeyi seçerken onu anlatma yöntemini de seçmiş

okumak için tıklayınız

Murat Belge: Mehmet Rauf’un Eylül romanı gerek biçim, gerekse içerik bakımından çağına göre ileri özellikleri olan bir eserdir.

“Türk edebiyatının ‘ilk psikolojik romanı’ olarak tanınır. Mehmet Rauf ilk romanında, yeni bir tür deneyen genç bir yazardan beklenecek acemiliklere pek az düşmüş, “tahlil” romanına iyi bir örnek vermiştir. (…) Eylül gerek biçim, gerekse içerik bakımından çağına göre ileri özellikleri olan bir eserdir. Yukarıda saydığım teknik yenilikleri ve yazış ustalığından başka, Mehmet Rauf, aşk ve

okumak için tıklayınız

Muzaffer Erdost: Aylak Adam, bilinçaltı komplekslerinin güdüsü ile sürten tipik bir hastadır.

“Romanın esasında Fethi Naci ile ayrıldığımız noktalar var: Fethi Naci’ye göre romandaki Aylak Adam, bunalan aydın gençligin tipik örneğidir. Bence Aylak Adam, bilinçaltı komplekslerinin güdüsü ile sürten tipik bir hastadır. Onun bütün bunalmışlığı, rahatsızlığı çocukluğu ile ilgilidir. (…) İkinci nokta, Aylak Adam’ın tedirginliğidir. Aradığı aşkı, aradığı kadını bulamamasıdır.

okumak için tıklayınız

Tahsin Yücel: Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Tanpınar, bir yeri, bir insanı bir fikir, bir düşünce bir görüş olarak sunuyor

Bir romanda kişilerin, olayların her şeyden önce belirli bir fikrin anlatılması, açıklanması için kullanıldıkları çok görülmüş bir şeydir. Ama Tanpınar bu kadarla yetinmiyor, bir yeri, bir insanı doğrudan doğruya bir fikir, bir düşünce bir görüş olarak sunuyor. Soyut düşünceleri, duyguları, kavramları somutlaştırarak, bir yerin, bir insanın,, bir olayın biçimi, rengi, kokusu, hareketi içinde veriyor.

okumak için tıklayınız

Beethoven: Çocuklarınıza dürüst olmayı öğretin; mutluluğu yaratan para değil, dürüstlüktür.

Klasik müziğin ustalarından Alman besteci Beethoven, sanatının doruklarında bilindiği gibi sağlık problemleri yaşamıştı. 1794′te işitme duyusunu yitirdi. Bu durumun ağır hasarlarını taşıyan Beethoven, sorununu kimseye yansıtmamaya çalıştı. Çünkü sanatının doruklarında bir bestecinin işitme kaybı yaşaması, sanatına duyulan güveni de sarsacaktır. Elinden geldiği kadarıyla kaybını örtmeye çalışır, bir süre sonra geçeceğine kendini de inandırır. Beklenenin tersine,

okumak için tıklayınız

Umberto Eco’nun şaşırtan vasiyeti

Dünyaca ünlü İtalyan yazar, filozof, göstergebilimci, eleştirmen Umberto Eco’nun vasiyeti herkesi şaşırttı. ANSA haber ajansında yer alan bilgilere göre, 19 Şubat’ta Milano’da 84 yaşında hayata veda eden Umberto Eco, önümüzdeki en az 10 yıl boyunca ne kendi ne eserleri adına ne de düşünceleri üzerine konferanslar, buluşmalar ve akademik etkinlikler gibi şeylerin düzenlenmesini istemedi.

okumak için tıklayınız

Fethi Naci: Aylak Adam’ın kişiliğinde, henüz yolunu bulamamış aydın gençliğin tipik bir örneğini buluyoruz

“Romancılarımızın çoğunun dilleri temiz, ama üslupları yok, dili kendilerine özgü kullanışları, yoğruşları yok. Atılgan’da bu var. Ortalama bir aydın dilini sürdürmekle yetinmiyor, kendi üslubunu bulmuş. (…) Romanda ayrıntıları, çağrışımları, bir anlık saptamaları çok iyi kullanmış Atılgan. (…) Aylak Adam’ın kişiliğinde, Sadık’ın deyimiyle, ‘bütün değerlerini yitirmiş, dayanarak bir şey’ (sf. 124) arayan, henüz yolunu bulamamış aydın

okumak için tıklayınız