İçerdekiler – Victor Serge

Devrimci bir asiydi Victor Serge. Elli yedi yıllık hayatının on yıldan fazlasını hapishanelerde geçirdi. İçerdekiler romanında, Rusya’ya sürülmeden önce, 1912’den 1917’ye kadar Fransız hapishanelerinde anarşist politik bir mahkûm olarak yattığı beş yılı anlatıyor. İçerdekiler abartısız ama canlı ve gerçekçi anlatımıyla rahatsız edici bir roman. Belki içinde yaşadığımız fakat farkında olmadığımız hapishanelerde, cezaevi yönetimi, gardiyanlar ve

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’nin hiçbir kitabında yeralmayan kayıp şiiri “ölümüm” bulundu

Orhan Veli’nin “Bütün Şiirleri” dahil hiçbir kitabında yer verilmeyen “Ölümüm” adlı şiiri, Köprü adlı sanat gazetesinde yayımlanışından tam 60 yıl sonra, Varlık’ın ocak sayısında okurla buluştu. Aylık edebiyat dergisi Varlık’ın ocak sayısında okuru bir hazine bekliyor. Efdal Sevinçli, Varlık’taki “Edebiyatımızda saklanan belgeler, bilgiler” köşesinde Orhan Veli Kanık’ın hiçbir kitabında yer verilmeyen “Ölümüm” adlı şiirini paylaşıyor

okumak için tıklayınız

Richard McKane, Kahvehane Şiirleri

İngiliz şair ve çevirmen Richard McKane (1947) yeni kitabı Coffeehouse Poems / Kahvehane Şiirleri’nde “bir iki istisna dışında Kahvehanelerde yazılmış” şiirler yer alıyor. Şiir yazmaya 1967’de özellikle Türkiye izlenimlerinin etkisiyle (“Şiirlerimin beşiği Türkiye’dir”) başlayan McKane, başta Nâzım Hikmet olmak üzere Oktay Rıfat?ın, Hatıraların Sesi, Can Yücel pek çok şairi İngilizceye çevirdi. Coffeehouse Poems/ Kahvehane Şiirleri

okumak için tıklayınız

Disk 1967 – 1975 (Türkiye’de Sendika – Siyaset İlişkisi) – Süreyya Algül

Türkiye Devrimci İşçi Konfederasyonu (DİSK) 1967’de kuruldu. O zamana kadar tek işçi konfederasyonu olan Türk-İş’e karşı kısa zamanda, sendikal alanda geniş bir işçi mücadelesi örgütledi. Türkiye sosyalist hareketinin tarihinde politik ve ideolojik bir kırılmaya, dönüşüme yol açan 15-16 Haziran işçi eylemlerini örgütleyen de DİSK’ti. Bu dönemdeki DİSK, işçiler, sendikacılar ve siyasiler kadar, aydın ve yazarları,

okumak için tıklayınız

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları 4 / Kafes – John Perkins

Üzerine düşeni yapmalısın! Sistem kontrolden çıktı. Yeryüzünün insan ve doğal kaynaklarını milletlerin seçtiği hükümetler değil, CEO’lar yönetiyor. Medyayı, akademileri, sivil toplum örgütlerini yönettikleri gibi. Açlığın, cehaletin, savaşların, adaletsizliğin tam ortasında hepimiz düzenin birer parçasıyız.

okumak için tıklayınız

Perge Dündar tanıttı: Ömer ve arkadaşlarının maceralı yolculuğu

Bazı kitaplara çok kanımız kaynar ve keşke daha uzun olsa da devam etsem dediğiniz olur ya, kanımca “Akata’ya Yolculuk” da çocuklar için öyle bir kitap. Kitap kısa olduğu için çabucak bitse de bir tesellisi var, devamının geleceğini kitabın sonunda müjdeliyor. Umarım devamı gelir.

okumak için tıklayınız

Işıl Kızılırmak tanıttı: ‘Miguel’

Kitabımızın da kahramanının da adı “Miguel”. Miguel’in yaşının ya da nerede yaşadığının ise bir önemi yok bu öyküde. Karşı komşunuz, sıra arkadaşınız, çocuğunuz ya da siz olabilirsiniz. Etrafında akıp giden hayata sadece bakmış, görmek için çok da çabalamamış bir insandı o, sadece. Ama günün birinde, bir market otoparkında işittiği şiirle kayıp bir hazine haritasına erişti;

okumak için tıklayınız

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim – Can Yücel (kendi sesinden)

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim / Can Yücel Hayatta ben en çok babamı sevdim. Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk Çarpı bacaklarıyla  ha düştü, ha düşecek  Nasıl koşarsa ardından bir devin, O çapkın babamı ben öyle sevdim. Bilmezdi ki oturduğumuz semti, Geldi mi de gidici  hep, hepp acele işi!  Çağın en güzel gözlü maarif

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Palto’sundan Kafka’ya bakmak

Dostoyevski, “Tüm Rus gerçekçileri Gogol’ün “Palto’sunun altından çıkmıştır” diyerek Gogol’ü gerçekçilik akımının başladığı yere oturtur. Oysa tam anlamıyla doğru değildir bu. Gogol’den önce Jukovski ve öğrencisi Puşkin tarafından gerçekçiliğin ilk adımları çoktan atılmıştır. 1809?da Ukrayna’da orta halli toprak sahibi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Gogol’ün öne çıkmasını sağlayan, kendisine kadar ulaşmış tüm tarihsel birikimi

okumak için tıklayınız

Vurulduk ey halkım, unutma bizi! – Öznur Özkaya

24 Ocak 1993’te 12 yaşındaydım. Ailecek güle oynaya başladığımız bir gündü. Sonra öğlen haberleri damgasını vurdu yıllarca sızlayacak sol yanımıza. Uğur Mumcu’nun katledilmesinin farkına vardığım ilk cinayetlerden olması tevellüt hesabıyla anlaşılabilir, yavaş yavaş öğrenecektim nerdeyse her güne bir yas koyduğumuzu; katillerinin ortak, sahiplerinin ayrık olduğunu. Zamanla anlayacaktım bu ülkede insanların mecazı bilmediklerini, “kanı yerde kalmayacak”

okumak için tıklayınız

Kritik – Mehmet Konuk

Kritik, tiyatro eleştirmeni ve uzman psikolojik danışman Mehmet Konuk’un tiyatro eleştirileri yazılarından bir seçkiden oluşmaktadır. Oyunlarını sanatsal bir açıdan ele almanın yanı sıra psikolojik, sosyolojik, fikri ve siyasi yönden de değerlendiren Konuk’un yazılarının her biri tiyatro dünyasına bir not bırakmanın yanında, toplumsal ve bireysel sorunların analizlerini de içermektedir.

okumak için tıklayınız

Canavar ve Ölü (Burke, Marx, Faşizm) – Mark Neocleous

canavarlarınız ve ölüleriniz politiktir… Ölülerle ilgili en basit politik varsayım, onları geçmişin bir parçası olarak göstermek ve böylelikle “geleneğe,” özellikle de milliyetçi [ulusal] geleneğe bağlamaktır. Fakat bu, ölüleri gelenekle en yakın bağı olan politik öğretiye, yani muhafazakârlığa teslim etmektir. “Salt” gelenek olmaktan kurtulduklarında ölüler, genelde geçmiş hakkında, özelde de ulusal geçmiş hakkında konuşup durmaktan pek

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet olmasaydı Necip Fazıl komünist olurdu

15 Ocak, Nazım Hikmet’in doğum günüydü; 113 yaşına bastı. Bu vesileyle Nazım Hikmet’in bugünün moda ismi Necip Fazıl Kısakürek ile ilişkisini yazmak istiyorum. Yıldızları neden hiç barışmadı? Necip Fazıl’ın soldan sağa savrulmasının keskin bir sol düşmanlığının sebebi Nazım Hikmet kıskançlığı mıydı? Tesadüflerle dolu benzerliklerine şaşıracaksınız…

okumak için tıklayınız

Neden miyop oluruz?

Miyopluk ya da uzağı net görememe sorunu en yaygın göz bozukluklarından biridir. Böyle bir göz bozukluğu teşhisi konmuş ise açıklamaların çoğu, sorunu genlere ve fazla okumaya bağlama yönünde oluyor. Ancak son araştırmalar bu varsayımların yanlış olduğunu gösteriyor. Farklı çevresel faktörler de göz bozukluğuna neden olabilir. Bazı basit önlemler alarak çocuklarımızı bu sorundan kurtarmak mümkün olabilir.

okumak için tıklayınız

‘En yaşanılası kent’ten ne öğrenebiliriz?

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın dünyanın en mutlu, en yaşanılır, en iyi planlanmış kenti olarak sürekli ilk sıralarda yer almasının nedeni nedir? Belki de bunun arkasında Kopenhag’ın birçok politika ve kültür alanında daima kendini idame ettirmeye çalışması yatıyor. Bu kent mükemmel olmayabilir, ama bazı önemli alanlarda kaydettiği başarılardan diğer metropoller ders çıkarabilir.

okumak için tıklayınız

İzin Verin De – Metin Altıok (seslendiren: Orhan Alkaya & Mehtap Meral)

İZİN VERİN DE Benim bu dünyada bir yerim olmadı, Kuytu gövdemi saymazsak eğer. Gövdem ki varla yok arası, Hem varlığa, hem yokluğa değer. Ama yüreğim hiç solmadı. Bir gül koklayayım izin verin de. Ben yaşama da, ölüme de inandım; Tamamlarlar sanırdım eksiklerimi. Çarşıları hep birlikte gezerdik; Biri dostumsa, sevgilimdi öteki. İkisinin adını yanyana andım. Bir

okumak için tıklayınız

Metin Altıok Şiirlerinden Şarkılar – Kuşlu Gazel – (Mazlum Çimen)

KUŞLU GAZEL Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım Sana bir sevinçlik menevişli kuş yolladım Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım Kim sürmüş Altıok Metin dünyanın

okumak için tıklayınız

İsyanın Kökenleri (Kapitalizmin Ortadoğu’daki Sorunları) – Adam Hanieh

Ortadoğu, dünya pazarının merkez noktalarından biri olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla bölgedeki toplumsal mücadelelerin başarıları ve başarısızlıkları gelecek yıllarda da küresel kapitalizmin doğasını belirleyen ana etmenlerden biri olacaktır. 2011-2012 boyunca yaşanan isyanlar kapitalizm sonrası bir geleceğin inşasıyla ilgilenen herkesin isyanıdır. En iyi anlamda, Arap isyanları son iki yılda bütün dünyada patlak veren ilham verici mücadele zincirinin

okumak için tıklayınız