“Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.” Stefan Zweig

(…) ve Hitler Viyana’ya girmezden bir gün önce, SS’ler tarafından tutuklandım. (…) Bir otelde kendine ait bir oda -aslında kulağa çok insanca geliyor, öyle değil mi? Ama inanın ki, bizim gibi ‘seçkinleri’ yirmişerli gruplar halinde buz gibi barakalara tıkacakları yerde epey iyi ısıtılmış, tek kişilik otel odalarına yerleştirmekle, bizler için yalnızca insani olmakla ilintisiz, fakat

okumak için tıklayınız

Sonrası Kalır – Edip Cansever (seslendiren: Rüştü Asyalı)

On Kalır benden geriye dokuzdan önceki on Dokuz değil on kalır On çiçek, on güneş, on haziran On eylül, on haziran On adam kalır benden, onu da Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan On adam kalır. Ne kalır ne kalır Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan Dokuzu unutulmuş on yüz mu kalır Onu da unutulmuş

okumak için tıklayınız

“Leskov olmadan Bulgakov da, Çehov da, Garcia Marquez de, Julio Cortázar da olmazdı…” Büyülü Gezgin – Nikolay Leskov

Roman, öykü ve oyun yazarı Nikolay Semyonoviç Leskov (1831-1895), on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatı geleneğinde bir bomba etkisi yaratmıştır. Gerçekçi geleneğe karşı olmasa da mitsel, ayrıksı bir Rusya’dır onun resmettiği; askerlerin, rahiplerin, serflerin, prenslerin, çılgın Tatarların ve Çingenelerin cirit attığı, büyülü, düşsel, kabına sığmaz bir dünyadır.

okumak için tıklayınız

Ellinci sanat yılında Ataol Behramoğlu ile “şiir” dedik (söyleşi)

‘İç sesimin tınısı değişmedi’ Elli yılı devirmiş bir şair olarak gözünü açtığı, şiire başladığı, sürdürdüğü ve günümüzde vardığı dünyaları ortaya koyan bir toplam “Yarım Yüzyıldan Şiirler”. Duygusu, geçmişi, kültürü, motifi, coğrafyasından süzdükleriyle Türk Şiirinin ve direncin şiiri Behramoğlu’nunki. Bu bağlamda “Yarım Yüzyıldan Şiirler” kitabı; “1959’dan 1963’e…”, “1963’den 1965’e…”, “1965’den 1970’e…”, “1970’den 1974’e…”, “1974’den 80’e…”, “1980’den

okumak için tıklayınız

Şirin’den Rakel’e, Dirençle, Sevgiyle – Zafer Köse

31 Mayıs 1971’de Nurhak’ta öldürüldü Sinan. Şirin’in, Şirin Cemgil’in eşi Sinan… Devlet eliyle veya devletin göz yummasıyla yaşanan ne ilk ne de son katliamdı bu. 19 Ocak 2007’de Hrant Dink öldürüldü. Rakel’in eşi. Rakel’in ebedi sevgilisinin ardından yazdığı mektup, Hrant’a ulaşamadıysa da, dünyanın sevgililerine ulaştı. Bu güzel kadınlar için, bu dirençli kadınlar için hayat devam

okumak için tıklayınız

Lizbon’a Gece Treni – Pascal Mercier

Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizli’nin, doktor ve yazar Amadeu Prado’nun izini sürmek üzere Lizbon’a doğru trenle yola çıkar.

okumak için tıklayınız

Kızıl Tıp (Sovyet Rusya’da Toplumsallaştırılmış Sağlık) – Sir Arthur Newsholme, John Adams Kingsbury

1917 Ekim Devrimi ile kurulan Sovyetler Birliği, yaşamın her alanında “insanı” merkeze yerleştirmişti. Eğitimde, sanatta, bilimde, sporda ve toplumsal üretimde olduğu gibi sağlık alanında da bu anlayış hakimdi. Devrim’in hemen ertesinde sağlık hizmetleri toplumun bütününün yararını gözetecek şekilde örgütlenmeye başlamıştır.

okumak için tıklayınız

Şeker hiperaktifliğe neden olur mu?

Şeker hiperaktifliğe neden olur mu? Birçoğumuzun tanık olduğu bir durumdur: Çocuklar doğum günü partilerine kibar, normal davranışlı insanlar olarak gelir, bol miktarda şekerli yiyecek ve içeceğin ardından aşırı heyecanlı, aşırı enerji dolu birer canavar haline gelir. Bu durumu nasıl açıklamak gerekir?

okumak için tıklayınız

“Kalakalan, artakalan birileri hep var” Yetersiz Bakiye – Karin Karakaşlı

Üst üste usta yazarların kitaplarının yayımlandığı bugünlerde uzun, dokunaklı, sarsıcı ve edebiyatın tüm lezzetleriyle dolu bir yolculuğa çıkmak isterseniz size Karin Karakaşlı’nın yeni öykü kitabı Yetersiz Bakiye’yi öneririm. İstanbul’dan başlayarak pek çok şehri ziyaret eden hikâyelerin yer aldığı kitapta Karakaşlı yetkin kalemiyle günümüz Türkiyesi’nin altı çizilmesi gereken her sorununa zarifçe değiniyor. Ermeni, Kürt halklarının yaşadıklarından

okumak için tıklayınız

Her şey alışkanlığa dönüşüyorsa, önemli düşünce ve eylemler sonunda anlamsıza dönüşür. – Albert Camus

Anlamsızlık antolojisi(1). İlkin, anlamsızlık nedir? Burada, kökensel bağ yanıltıcıdır. Anlamsız, anlamı olmayan demek değildir. Öyle olsa, gerçekten de dünya anlamsızdır demek gerekirdi. Us dışı ve anlamsız eş anlamlı değildir. Anlamsız bir kişi, pekala usçu olabilir. Anlamsız, önemsiz olan da değildir. Anlamsız olan önemli eylemler, ciddi ve görkemli tasarılar vardır.

okumak için tıklayınız

10 yıldır bekleyen yayınlanmamış bir Hrant Dink röportajı

Bu, yayınlanmamış bir Hrant Dink röportajı. Yaklaşık 10 yıldır ara ara hatırlanan bir röportaj ancak hiç unutulmayan bir ortak kedere dâhil… Gazeteci adayı bir üniversite öğrencisinin, o günlerde ülkenin en çok konuşulan isimlerinden biri olan bir gazeteciyle gerçekleştirdiği heyecanlı ve acemi söyleşinin kaydı. Bugüne kadar bir yerlerde saklanan, ses kaydı, ara ara açılan tozlu kutulardaki

okumak için tıklayınız

Dünyayı aydınlatan ve onu katlanılır kılan… – Albert Camus

Dünyayı aydınlatan ve onu katlanılır kılan, dünya ile ilişki kurmamızı sağlayan — ve özellikle de bizi insanlarla bütünleştiren, o bildik duygudur, insanlarla ilişki içinde olmak her zaman yola devam etmemize yardımcı olur, çünkü ilişkiler hep gelişimleri, bir geleceği varsayar — ve ayrıca sanki tek görevimiz insanlarla ilişki kurarak yaşamaktır. Ama bunun bizim tek görevimiz olmadığının

okumak için tıklayınız

Güvercinler de Gitti (O gün yazılmıştı, Hrant’ın ardından) – Zafer Köse

İlk ne zaman okumuştunuz o romanı? Daha okumadan önce, bir kitapçıda gördüğünüz anda sizi etkilemişti. O ne biçim roman adıydı öyle! “Kuşlar da Gitti”! Aceleyle eve gitmiştiniz. Hemen okumuştunuz. Zaten incecik bir kitaptı. Yaşar Kemal’in alışılmış boyuttaki romanlarından değildi. Çocuklar vardı romanda. Kuşları yakalıyorlar, kafeslere dolduruyorlardı. İnsanlar vardı. Merhametli. Kafeslerin içine tıkılmış kuşları görünce üzülüyorlardı.

okumak için tıklayınız

Yaşar’ın Yeri – Can Dündar

Şanar Yurdatapan’dan bir mesaj geldi. Bir de fotoğraf… Önce fotoğrafı tarif edeyim. Uzunca bir duvarın dibine tespih taneleri gibi dizilmiş bir grup yazar… Kimler yok ki aralarında: Adalet Ağaoğlu, Erdal Öz, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Demirtaş Ceyhun, Ahmet Altan, Onat Kutlar… Duvar, canlı resimlerle örülmüş bir edebiyatçılar panosu adeta…

okumak için tıklayınız

Yaşamak, direnmektir kardeşim! – Öznur Özkaya

Yaşamak, sadece nefes almak değildir elbette. Yaş almaktır bazen durduk yere, bazen yaşlanmasıdır gözlerin inceden inceye. Savaşmak da değildir her zaman, çünkü kiminin savaşı başlayamadan biter, kimi zaten savaş nedir hiç bilmemiştir, kimi de her savaşta yenilmiştir. Yaşamak teslimiyettir biraz da. Özgür olmak kimi zaman eşsiz bir hayaldir. Çokça da öğrenmek, gözlemlemek, yanıtlar aramaktan ibarettir.

okumak için tıklayınız

Zübükler, bankerler ya da dolap beygiri

Zübükler ülkesinde kimi yoksuldu, çıplaktı, namusluydu, kimi talihli, kimi banker, kimi züğürtleşen ağa, kimi de düttürü dünyanın klarnetçisi. ‘Öteki Eylül’ rüzgârında savrulan ‘büyük insanlığın küçük insanları… 12 Eylül’ün yarattığı toplumsal-bireysel yıkımların sinemaya farklı biçimlerde yansıyan ‘anti-kahramanları.’

okumak için tıklayınız

Hakkâri Taşları – Veli Sevin

1998 yılında Hakkari kent merkezinde 13 adet dikilitaş (stel) bulundu. Bu stellerde, çıplak bir savaşçı ile onu izleyen insanlar ve onların kahramanlıklarına dair pek çok sahne yer alıyordu. Ölmüş ataları anmak üzere yapıldıkları anlaşılan bu taşları yaptıran insanların etnik kökeni nereye dayanıyordu? Hangi dili konuşuyorlardı? Üretilmelerine hangi sosyoekonomik etkenler neden olmuştu? Hakkari?de ortaya çıkan bu

okumak için tıklayınız

Hrant Dink: “Ölüm hiçbir şeydir, eğer ölene kadar dimdik ayakta durabildiysen…” – Canan Koçak

Ölüm hiçbir şeydir, eğer ölene kadar dimdik ayakta durabildiysen…Hrant Dink(1) “Tarih, 19 Ocak 2007…Yere yüz üstü kapaklanmış, sağ ayakkabısının altı yırtık, başında ve boynunda üç kurşun, 53 yıllık yaşamı boyunca hep insanlar için var olmuş bir adam, bilinmesi gereken ilk şey sadece, tepeden tırnağa İ-N-S-A-N… “

okumak için tıklayınız

Lulu Güneşi Arıyor

Dostluğun, yalnız kalmaktan kurtulmanın ne güzel bir şey olduğuna, ortak hareket etmenin “Umut” u ve güneşi tekrar uyandırmak için nasıl gerekli olduğuna şahit oluyorsunuz. Yazarın sözcüklerinin ardındaki metaforlar sizi çokça mutlu mutlu gülümsetiyor. İşin güzelliği birlikte okuduğunuz çocuklar da çok seviyorlar Lulu’nun hikâyesini. ‘On yüz bin kere’ okutmak istedi örneğin kızım.

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Türkçe’de ilk defa yayımlanan yazısı: Hayal ediyorum

Doğumunun 113. yıldönümü vesilesiyle mimarlar Nazım Hikmet için özel bir kitap hazırladı. Kitapta Nazım Hikmet’in Sovyet Mimarlığı dergisine yazdığı ve Türkçe’de ilk defa yayımlanan bir yazısı da bulunuyor. Yazıda Nazım Hikmet, “Sosyalist mimari her şeyden önce insanın içinde bir sevinç duygusu uyandırmalıdır demek istiyorum” diyor.

okumak için tıklayınız