SES – Nazım Hikmet
SES Çeneni avuçlarının içine alıp, duvara dalıp kalma!. Çeneni avuçlarının içine alma!. Kalk! Pencereye gel!
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
SES Çeneni avuçlarının içine alıp, duvara dalıp kalma!. Çeneni avuçlarının içine alma!. Kalk! Pencereye gel!
okumak için tıklayınızCHE Bir sesti O Bütün sesler içinde ayrı Yürü diyen bir ses Savaş diyen bir ses Katıl diyen bir ses Dağlar yadırgamaz en yüksek sesi Sesi dağlara uygundu
okumak için tıklayınız“Belki de ölüler, çözülecek bir sır kalmadığı için suskundurlar.” Kumral ??Bu eser neden bilhassa sizin gibi, yalnızlık sayesinde dünyanın bayağılıklarından korunmuş şu soylu ruhlara ait olmasın?? İthaf yazısında böyle der Balzac, Madam Eveline de Honska?ya. Tıpkı Nıetzsche?nin Zerdüşt?ü gibi ruhun tekamülü için tenha bir coğrafyayı mesken tutmuş; adeta mitolojik, münzevi bir karakteri anlatır. Romanın, Norveç?in o
okumak için tıklayınız“Esir Şehir Üçlemesi” edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in başyapıtlarındandır. Her büyük ve klasik yapıt gibi, bir ya da birden çok sorunsalı mükemmel bir biçimde işleyen bu nehir roman dizisinin ilk kitabı olan “Esir Şehrin İnsanları”nda Kemal Tahir, Mütareke Dönemi Anadolu aydınının ve İstanbul’unun destansı direnişinin ve mücadelesinin benzersiz bir fotoğrafını çekmektedir. Kurtuluş Savaşı
okumak için tıklayınızParis Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir. Savaşın ayak seslerinin duyulduğu 1930’ların ikinci yarısından soğuk savaş rüzgarlarının Avrupa’yı içine aldığı 1950’li yıllara kadar uzanan dönemi kapsayan bu eserin ilk kitabını oluşturan Paris Düşerken’de, yayılmacı Hitler faşizminin işgali
okumak için tıklayınızPolonya asıllı Conrad, İngiltere?ye yerleştikten çok sonra bile ağır bir aksanla konuştuğu İngiliz dilinde verdiği eserlerle kendine İngiliz romancılığında unutulmaz bir yer edindi. Yaşanan her türden olaya kayıtsız kalan bir evrende insan ruhunun karşı karşıya kaldığı sınavları anlatan romanlar kaleme aldı. Onun eserleri, her ne kadar kimi romantik ögeler barındırsa da, Conrad modern romanın öncüsü
okumak için tıklayınızÇAĞRI Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun, Bulutların rüzgarla sökün ettiği. Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez; Onu bulup getiren insanlardır. Duman tüten topraktan bahar boyunca, Dökülüp yükselir birden gökyüzü. Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin: Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir. Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın. Bilin kuvvetinizi. Bir tabiat kanunu değildir savaş,
okumak için tıklayınızO ZÂLİMEDİR SAVAŞIM Zaman zaman demişimdir kendime: -Nedir bunca savaş, kime karşı, kime? Buldum sonunda: Savaşım, eli kanlı zâlime. Eli kanlı, Dili kanlı, Yüreği kanlı, Duygusu-düşuncesi kanlı, Sesi-nefesi kanlı.
okumak için tıklayınız21 Mart 2007’den beri yayın yapan Hayat TV, RTÜK’e yaptığı lisans başvurusu sonuçsuz kalınca kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Kanala göre lisans verilmemesinin nedeni Gezi Parkı olaylarında yaptığı yayın. Hayat TV?den yapılan açıklamada şöyle denildi: Kurulduğu günden bu yana işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların, yoksul halkın, aydınların, sanatçıların, tüm halkın sesi olmuş Hayat Televizyonu?nun ekranı ağır
okumak için tıklayınızNEZİH_ER yayınlarının, şair dostumuz Mine Ömer?in editörlüğüyle, biz okurlara sunduğu ?Denizler Geçti Gökyüzümden? Azime Akbaş Yazıcı?nın ikinci kitabı.Geçtiğimiz günlerde ikinci basımı yapıldı. Kitabı elinize alınca ön ve arka kapaktaki Ilgaz Uğurluer?in nefis fotoğrafları ve Perihan Ömer?in özenli tasarımını sevmemek mümkün değil. Arka kapaktaki Gültekin Emre?nin kısa tanıtım yazısıyla sarsılmaya hazırlanarak okumaya başlıyorsunuz. Seksenyedi kısa bölümden
okumak için tıklayınızÇocuk olduğumuzu unuttuk, oyun oynama isteğimizi, kendimizi ifade etme arzusunu, perilerin var olduğunu ve özellikle de masumiyeti… Hep her yaşa uygun hikayeler anlattık. Mesajımızın minikler için olduğu kadar yetişkinler için de aynı derecede gerekli olduğunu düşünüyoruz. Büyüdükçe parıltısını yitirmemiş insanlara…
okumak için tıklayınızYapılmamış, unutulmuş itirazlar mı vardı? Şüphesiz vardı böyle itirazlar. Gerçi yerinden oynatılamazdı mantık, ama yaşamak isteyen kimseye de karşı duramazdı. Neredeydi yargıç? Neredeydi yüksek mahkeme? Konuşacaklarım var! El kaldırıyorum işte!
okumak için tıklayınızDenis Diderot’un 1761 yılında yazdığı Rameau’nun Yeğeni – diyalog (Le neveu de Rameau), adlı yapıtını sağlığında yayınlanmamıştı, böyle bir yapıt olduğu da bilinmiyordu. Yıllar sonra düşünür, şair, oyun yazarı ve tarihçi Friedrich Schiller, Almanya’da eski kitap satılan bir dükkânda gezinirken elyazması metnini bulur. O denli beğenir ki Goethe’ye de okuması için verir. Goethe okur okumaz
okumak için tıklayınızSizlere sesleniyorum insancıklar, yaşamın salakları, dövülen, harca bağlanan, ezelden beri terleyenler, sizi uyarıyorum. Bu dünyanın kodamanları sizi sevmeye başladıklarında, bilin ki sizi savaş salamına çevireceklerdir. Bu kesin bir işarettir? Asla şaşmaz. Bu iş şefkatle başlar. XIV. Louis hiç olmazsa, zavallı halkı hiç ama hiç takmıyordu, bari o unutulmasın. XV. Louis?ye gelince, o da öyleydi.
okumak için tıklayınız“Olağanüstü… Balzac’ın, gerçekliğin sonsuz arayışı içindeki ressamı, sonunda kapkara bir belirsizliğin ortasında buluyor kendini. O kadar çok gerçeklik var ki, insan hepsini kucaklayayım derken karanlıkta buluyor kendini…” Pablo Picasso Balzac, en ünlü yapıtlarından biri olan Gizli Başyapıt’ta, kusursuzluğu arayan ressam Frenhofer’in olağandışı öyküsünü anlatır. Başyapıtının üstünde tam on yıl çalışan bu XVII. yüzyıl ressamı, resmi
okumak için tıklayınızefendi olmak istiyorsan, içinde ki köleyi öldürmelisin. *** para kimseye kul değildir, kul, paranın kölesidir.
okumak için tıklayınızKİRTİM KİRT (*) Can yoktu ki sevdala düşe, Kurt yoktu ki kızıl kana üşe Yoktum ki yol geçe Yoktun ki haber ulaşa Gül yoktu ki, dal yoktu ki.. Ve döne döne ateş Döne döne madde Gökler yarıla dürüle
okumak için tıklayınızÖnce birkaç ağaç, sonra bir park, ardından bir şehir ve son olarak bütünüyle kocaman bir ülke… Çapulcunun Gezi Rehberi, Türkiye’nin öyküsüdür bir bakıma. Occupygezi (direngezi), sadece birkaç ağacın öyküsü değildi aslında. Ağaçlar bu direnişin hem önderi hem de sembolü oldu. “İnsana Rağmen” hiçbir düşüncenin ve “Dayatmacı Yaşam Biçimi”nin karşılık bulamayacağını gördük hep beraber. Ve yine
okumak için tıklayınızGezi direnişinin hikâyesi farklı biçimlerde, farklı dillerde, farklı yönleriyle çok anlatılacak. Paylaşılacak o kadar çok şey var ki, paylaşmaya bile yetişemiyoruz. Sonuçta “anlatılan bizim hikâyemiz.” Her direniş bir uyanıştır. Şaşırtır, heyecanlandırır, mutlu eder ve zihin açar. Her direnişte kayıplar da olur. Üzer, öfkelendirir, biler. Kayıplara rağmen ve onların öfkesiyle, direniş gülümsetmeye devam eder. Kendi aklını,
okumak için tıklayınızBiz Halk Ederiz. Yani yaratırız. Mobilyadan cam şişeye, iplikten gözlüğe neler neler üretiriz fabrikalarda. Sebze de yetiştiririz, ürettiklerimizi şehirden şehire taşırız da. En kutsal değerimiz emektir. Bunu böyle düşünmeyiz çoğu zaman. Bilmeyiz. Ama ne yapıyorsak, nasıl yapıyorsak oyuz biz. Harcadığımız emekle aynı zamanda kendimizi yaratırız. Çalışmasını bildiğimiz gibi eğlenmesini de biliriz. Severiz, seviliriz, sürprizler yaparız.
okumak için tıklayınız