Spartacus ve Köle Savaşı – Nic Fields

Tarihin en büyük savaşlarının ayrıntılı dökümleri, çarpışan kuvvetlerin komuta stratejileri, muharebe taktikleri, askerî harekâtların düğüm noktaları. Roma’ya karşı ayaklanan bir köle: Trakyalı Spartacus. Karşısında servetini iktidar için kullanan hırslı bir komutan: Marcus Licinius Crassus. Gladyatörlerin isyanı, kullanılan silahlar, karşılıklı taktikler, Crassus’un kazdırdığı hendek, Silarus Nehri yakınındaki son savaş… Roma M.Ö. 73 tarihinde köleci bir toplumun

okumak için tıklayınız

Üretken Emeğin Kalkış Noktasına Göre Başka Başka Görünüşü ve Varoluşu – Suat Kamil Aksoy

Sermaye ilkesi ile üretimin, kendisini önceleyen ?artı-değer? üretimlerine göre, emeği daha üretken kılmakta, kuşkusuz önemli üstünlükleri var. Biz şu an ilgimizi çekmediği için sermaye ilkesinin üstünlüklerini henüz ele almıyoruz. Ayrıca değer ve artı-değerin kendisini üretimin içinde değil de ancak dolaylı olarak gösterebildiği köleci, feodal, komünal üretimlerin özgünlükleriyle de ilgilenmiyoruz. Sermaye ilkesinin üretkenliği geliştirme konusunda bazı

okumak için tıklayınız

Bilimin Öyküsü (Güç, Kanıt ve Tutku) – John Lynch , Michael Mosley

Bilim tarihi genellikle bir dizi atılım, devrim ya da bazı büyük bilimcilerin dâhice düşünce ve buluşları üzerinden anlatılır. Ancak gerçek yaşamda olayların her zaman öncesi, sonrası ve içinde yer aldığı tarihsel bir bağlam vardır. Bilim “biz kimiz?”, “nereden geliyoruz?”, “nelerden oluşuyoruz?”, “orada ne var?” gibi büyük soruların ürünüdür. İnsanlığın bu sorulara yanıt arayışının öyküsü, bilimin

okumak için tıklayınız

Saragöl – Ömer Polat

Ömer Polat’ın romanı, Doğu’nun gerçeklerinden derlenmiş, kendi dil özellikleriyle ifade edilmiş, Kürt-Ermeni ilişkileri, halkların kardeşliği temeli üzerine kurulmuştur. Şartlandırılmış kişilerin kışkırtmasıyla dostlukların, kardeşliklerin düşmanlıklara dönüşmesi işlenmiştir Saragöl’de… (Tanıtım Bülteninden)

okumak için tıklayınız

Galeano: Artık herkes ya onursuz, ya da öfkeli

(Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’yu, Havana Havalimanı’nda Kübalı ünlü yazar ve Casa de Las Americas başkanı Roberto Fernández Retamar tarafından karşılandı.) Dünyaca ünlü Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, Küba’nın başkenti Havana’yı ziyaret etti. Galeano, bugünün dünyasında insanların ya “onursuz”, ya da “öfkeli” olduklarını, tarafsız olmanın mümkün olmadığını söyledi. “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” başta olmak üzere

okumak için tıklayınız

Erdoğan, Don Kişot’u Nâzım Hikmet’ten öğrensin

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na “Don Kişotlu” mesaj gönderdi. Okumuş mudur bilemeyiz, muhtemelen danışmanları söylemiştir. Anlamış mıdır? Anlamadığına eminiz. Belki kendisi değil ama, danışmanları okur diye, Nâzım Hikmet anlatsın istedik Don Kişot’u… Erdoğan bugün Kılıçdaroğlu’nun, hakkında fezleke hazırlanmasıyla ilgili eleştirilerine “O meşhur roman kahramanı Don Kişot’un bile hayal dünyası bu kadar zengin değildi. Don Kişot bari yeldeğirmenleriyle savaşıyor.

okumak için tıklayınız

Kış Günlüğü – Paul Auster

Her yazar, kitaplarına kendini de saklar. Ama gün gelir satır aralarında anlatmaktan vazgeçer kendisini. Artık yaş kemale ermiştir. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, düşleri, gerçekleri… Hesaplaşma zamanıdır. Paul Auster’ın kendi hikâyesine dönerek yazdığı Kış Günlüğü, sıradan bir yaşamöyküsü değildir, usta bir kalemden çıkmış roman gibi bir yaşamdır. Yazar bu kitabı neden yazdığını kendi cümleleriyle şöyle açıklar: “Ne de

okumak için tıklayınız

Şair’in Çınarlı Kubbeli Mavi Limanı – Bülent Kale

Nazım işgal günlerinde ‘çınarlı kubbeli mavi bir liman’ın dışına çıkma kararı aldığında İstanbul’un böyle bir adı olduğunu bilmiyordu, aslında kimse bilmiyordu; İstanbul’a bu ismi yıllar sonra Nazım kendisi verecekti. Daha 18 yaşındaydı Nazım. 920 yılı sonu, kış başıydı. Üç arkadaşıyla önce Sirkeci’den vapurla İnebolu’ya geçerler, yolculuk 75 saat sürer, oradan Ankara’ya geçeceklerdir. Nazım’ın deyişiyle ‘İstanbul

okumak için tıklayınız

Sahicilik Jargonu (Alman İdeolojisi Üzerine 1962-1964) – Theodor W. Adorno

Bir polemik kitabı Sahicilik Jargonu. Adorno burada, başta Heidegger olmak üzere Jaspers, Buber gibi Alman varoluşçularının başvurdukları dili, bu düşünürlerin düşüncesini bulandıran “jargon”u hedef tahtasına koyuyor. Varoluşçuluğun başvurduğu bu jargonun tam da sahicileştirmeye çalıştıklarını iddia ettikleri anlam ve özgürlük çağrılarını tahrip ettiğini iddia ediyor. Ona göre, bu dil özgürlük meselesini ele alma iddiasında bulunduğu halde,

okumak için tıklayınız

Turna Görmek – Celal İlhan

Kış boyu süren, hiç birini kaçırmadığım Cem Törenleri?nde adını sıkça duyardım. Deyişlerde, sohbetlerde sevgiyle muhabbetle söz edilirdi onlardan. Dertli öter, dertleri deşerlerdi. Hazreti Pirin avazı, yalnızca onlardaydı. Gurbetteki sevgililere selam göndermek, gurbete çıkanlara yol arkadaşlığı etmek için yardım umulurdu onlardan. Bir dilekten çok yalvarma gibi gelirdi bana ?Eğlen turnam eğlen beraber gidek? seslenişi. Bizim oralarda

okumak için tıklayınız

Çavdar Tarlasında Çocuklar Üzerine Bir Yazı – Cem Uğur

J. D. Salinger hiç kuşkusuz dünya edebiyatının en ilginç yazarlarından birisidir. Yazdıklarıyla olduğu kadar özel hayatıyla (!)her zaman gündeme gelmiş bir yazardır. Özellikle ?Çavdar Tarlasında Çocuklar? romanından sonra özel hayatı daha çok merak edilmiştir ama Salinger bu romanından sonra gittikçe kendi içine kapanmış tam anlamıyla yıllarca münzevi bir hayat sürmüştür. Yıllarca hiçbir röportaj vermemiş, fotoğraf

okumak için tıklayınız

Resmi İdeoloji ve Sol – Editör: Mete K. Kaynar

“Türkiye solu neye muhaliftir?” Türkiye solunun siyasi cinayetler, direnişler, mitingler, açlık grevleri, tutuklamalar ve idamlarla dolu tarihini gözümüzde canlandırdığımızda bu soru okuyucuya ilk bakışta garip görünebilir. Ancak, soruyu farklı bir şekilde sorarak bu tuhaflığı ortadan kaldırmak mümkün: Türkiye solu gerçekten muhalif olabilmiş midir? Resmî ideolojinin ne kadar uzağında, dışında, ondan biçim ve öz olarak ne

okumak için tıklayınız

Madencilik, Metalürji ve Mineralojinin Çileli Tarihi – Zeki Tez

Prof. Dr. Zeki Tez’in kültürel tarih çalışmalarının yeni meyvesi olan Madencilik, Metalürji ve Mineralojinin Çileli Tarihi, bize dünyanın en zor uğraşlarının tarihsel seyrini sunuyor. Alanlara ilişkin gelişmeleri aktaran, bu gelişmelerin ışığında bu uğraşların geçirdiği evrimleri inceleyen Tez, yine okurlarının ufkunu zenginleştiren bir çalışmaya imza atıyor. Madencilik, Metalürji ve Mineralojinin Çileli Tarihi, kültür tarihine ilgi duyan,

okumak için tıklayınız

Zuwan Vinibose – Fahri Ergun

Kürtçenin Dımıli lehçesiyle yazılan bu şiirler, hem sizi alıp oralara götürecek hem de derin derin düşünmenizi sağlayacak. Bu topraklardaki çok kültürlülüğün bize vermiş olduğu bu zenginlikten ya bi haberiz veya sağırlaştırılmışız. Bu çok renkliliğin, bu çok sesliliğin ve melodi yüklü nağmeler ya dinlettirilmedi bizlere veya yok sayıldı! Bir halkın acıları, sevinçleri ve hüzünleridir ki onu

okumak için tıklayınız

Direnişi Nasıl Dokuduk – Ali Karadaş

Ünaldı dokuma işçileri 1996 yılı yazında gerçekleştirdikleri bu direnişle, ağır sömürü ve baskı koşullarına, sigortasız, sendikasız ve kuralsız çalışmaya isyan ettiler. 540 işyerinde 30 gün süren Gaziantep Ünaldı dokuma işçileri direnişine 20 bin işçi katıldı. Antep’in 13 ayrı mahallesine yayılmış, 600 işyerinin 540’ını kapsayan direniş, halı sektöründeki köleci sistemi altüst etti. Direnişi Nasıl Dokuduk ileri

okumak için tıklayınız

Yok Oluş (Kötü Olan Genlerimiz mi Şansımız mı?) – David M. Raup

Yok Oluş, yaşamın yeryüzündeki tarihini konu almaktadır ve biyolojik kökenlerimizin, en az evrenimizin fiziksel kökenleri kadar önemli ve ilginç olduğu inancıyla yazılmıştır. Kitap bütünüyle, organik evrimin az ilgi gören bir yüzü olan yok oluş, yani tür ölümü üstünde durmaktadır. Ortaya attığı temel soru şudur: Jeolojik geçmişte ölmüş olan milyarlarca tür, sırf yeterli olmadıkları için mi

okumak için tıklayınız

Kürtçe Dil Dersleri – Zazaca ve Hikayeler (Dersen Zuwene Kurdi-Zazaki u Sonika) – Orhan Erdem, Turan Erdem

Dil, hayatın vazgeçilmez asli unsurudur. Dil, gelişmenin, dönüşümün, değişimin gerçekleşmesidir. Bir halkın gelişmişliğinin bir ölçütü de, di¬li ne kadar iyi kullanabildiğidir. Çünkü dili kullanabildiği oranda hayatta kalma, dönüşümü yakalama gücüne sahip olur. Dil ile düşünceleri, davranışları seslendiririz. Bunları ileriki kuşaklara aktarır, bu vesileyle kaybolmalarını, yok olmalarını önleriz Bir ulusun yaşaması ve yaşamını idame ettirmesi, dilin

okumak için tıklayınız

Satıl(amay)ıp, Alına(maya)n Sanat (ile Sanatçı)[*] Temel Demirer

?Ey insan! Sanat yalnız senindir.?[1] Adına ?sanat? denen çok şey ile bu alışveriş konusunun ?sanatçı?larının üzerinde bir fiyat etiketi var? Alıp, satabilirsiniz; paranız kadar ?özgür?sünüz! Ya alınıp-satılanlar! Fiyat etiketlerinden ne kadar ?bağımsız?lar? Sanat, bu/ ve böyle olabilir mi? Eğer Bertolt Brecht gibi, ?İnsanlık yara almışsa sanat yoktur artık. Güzel sözcükleri biraraya getirmek sanat değildir. İnsanların

okumak için tıklayınız

Kadın İçin? – Elif Kutlu

?Ancak olmaması gereken ama olan ve hiç durmadan olmaya devam eden bir şey, küçük bir şey, hatırlandığında her şeyi, yaşamın tüm zenginliğini ve kocamanlığını alıp çürük bir fındık tanesine, ezilmiş bir sineğin duvarda bıraktığı sapsarı lekeciğe indirgeyiveren bir hiçbir şey vardı.?(s. 31) Bu cümleyle başlıyor her şey. Esir alınmış iki kız kardeşin geçmişlerinden, esir alınmadan

okumak için tıklayınız

Çukurca’nın Yolları 2 – Doğan Soydan

Dikişi sökülmüş, altı delinmiş ayakkabılarım ayağıma yük olmaktan başka işime yaramıyordu. Ayaklarım iki aydan beri yağmur, kar içinde. Birgün başım ağrıyor, birgün dişim? Burnum, boğazım tıkalı. Oysa gençliğimin en taşkın çağını yaşıyorum; taşı sıksam suyunu çıkarmam gerekirken, bir şekeri bile bölmeye gücüm yetmiyor. Arkadaşlar, hastalığımı gözümde büyüttüğümü sanıp, bana inanmıyorlar.

okumak için tıklayınız