Etiket: Dostoyevski

Dostoyevski’nin kumar ve sara hastalığı

Dostoyevski ve kansının yurtdışında geçirdiği yıllara, özellikle de ilk dönemlere, Dostoyevski’nin kumar ve sara nöbetleri damga vurmuştur. Bunların her ikisi de çiftin büyük acılar ve sıkıntılar çekmesine neden oluyordu. Daha önceki yurtdışı seyahatinde olduğu gibi, Dostoyevski rulet masasına karşı koyamıyordu. Maddi sıkıntılardan bunalmış ve yeni romanı (Budala) üzerinde çalışmaktan sıkılmış bir halet-i ruhiye içinde, Dostoyevski

okumak için tıklayınız

Freud: Dostoyevski’nin bütün yaşamı; çok bilinçli, hatta mazoşist bir boyun eğmeyle öfkeli bir karşı çıkma arasında gidip gelmiştir.

19 Ekim 1920 Viyana IX. Bölge Berg Sokağı 19 Çok Saygıdeğer Doktor Bey (Stefan Zweig), Şimdi biraz sakinliğe kavuştum. Yollamış olduğunuz ve ilk haftaların yoğun çalışmaları arasında büyük bir zevkle okuduğum güzel kitabınız için size teşekkür etmeyi bir görev biliyorum. Anlatımınızdaki ustalıkla duygusallığın bir araya gelişi okuru tatmin ediyor, ona ender rastladığı bir mutluluk veriyor.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin insanları yaşamın özünü kavrayabilmek uğruna savaşır. Önüne çıkan her şeyi bu uğurda feda eder. Kendisini bile.

Dostoyevski’nin insanları yaşamın özünü kavrayabilmek uğruna savaşır. Önüne çıkan her şeyi bu uğurda feda eder. Kendisini bile. Alman edebiyatının ilk eleştirmenlerinden filozof Lessing, “Tanrı bana bir elinde hakikati, bir elinde hakikat için arayışı sunacak olsaydı, ben ikincisini seçerdim” der.

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza – Dostoyevski (sesli inceleme)

Suç ve Ceza, Dostoyevski’nin romanlarından biridir. Yazarın en önemli romanlarından biri olarak gösterilmektedir. Orijinal ismi Prestupleniye i Nakazaniye dir. Roman ilk olarak 1866’da Rus Habercisi adlı edebiyat dergisinde yayınlandıktan sonra cilt haline getirilmiştir. Dostoyevski’nin Sibirya’da cezaevinden döndükten sonra yazdığı roman, yazarın en uzun ikinci romanı olma özelliği taşır. Bununla birlikte yazarın olgunluk döneminin ilk büyük

okumak için tıklayınız

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski külliyatının büyük finali

Karamazov Kardeşler Dostoyevski, 1856’da bir arkadaşına yazdığı mektupta, “Gençken insanın üzerine fikirler adeta yağıyor, ne var ki bunları hemen kapmak ve söze dökmek hata olur. İnsanın sentezi beklemesi, düşünmesi ve bir fikri meydana getiren her bir ayrıntının bir bütünü oluşturacağı günü beklemesi gerekir” der. Dostoyevski, eserleriyle ilgili olarak, muhteşem bir fikri sık sık gerektiği gibi

okumak için tıklayınız

“Bir kentin mutluluğu, her gün bir kızın işkence görmesine bağlı olsaydı, o kentin halkı ne yapardı?” Dostoyevski

Ursula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler öyküsünün çıkış noktası Dostoyevski’nin şu sorusu: “Bir kentin mutluluğu, her gün bir kızın işkence görmesine bağlı olsaydı, o kentin halkı ne yapardı?” Ursula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler öyküsü:

okumak için tıklayınız

Dostoyevski – Sigmund Freud

“Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’i şimdiye dek yazılmış romanların en güçlüsü, “Büyük Engizisyoncu” epizodu dünya edebiyatının şimdiye dek ortaya koyduğu yaratıların en üstünüdür ve ne denli övülse azdır.” Sigmund Freud “Karamazov Kardeşler” adlı romanın Büyük Engizisyoncu adlı epizodu Ele aldığım olay Onaltıncı Yüzyılda oluyor. O zamanlar, o zamanlar gökyüzündeki varlıkları şiirler yazarak dünyaya indirmek alışkanlık olmuştu. Artık Dante’den

okumak için tıklayınız

Kuşkunun Ardındaki – Hatice Balcı

‘’Kimileri dünyayı yönetir, kimileri de yönetilen o dünyanın ta kendisidir. Servetini İsviçre’de ya da İngiltere’de saklayan bir Amerikalı milyonerle bir kasabanın sosyalist lideri arasında nitelik bakımından hiçbir fark yoktur; fark nicelikten kaynaklanır yalnızca. Uzakta, aşağıda biz varızdır, yani kılıksız insanlar, biz, bohem oyun yazarı William Shakespeare, biz, öğretmen John Milton, serseri Dante Alighieri, dün alışverişimi

okumak için tıklayınız

Yeraltı Adamı* – Hatice Balcı

Sizin hiç gözünüze kıymık battığı oldu mu? Adorna’ya göre bazen göze batan kıymık en iyi büyüteçmiş. Ben onun yalancısıyım. Ya da şöyle sorayım: Gördükleriniz, duyduklarınız karşısında ‘’ bu kadarı da olmaz!’’ deyip dehşete kapıldığınızda ne yaparsınız? Ben öyle anlarda bundan birkaç yıl önce tanıştığım Dostoyevski’nin ‘’yeraltı adamı’’nı düşünüyorum. Zira gözüme kıymığı batıran muhterem zat oluyorlar

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin yirmi sekiz yaşında ağır hapisle cezalandırılmasına ve sürülmesine yol açan olayın içyüzü – E. H. Carr

Dostoyevski’nin yirmi sekiz yaşında ağır hapisle cezalandırılmasına ve sürülmesine yol açan olayın ana hatları iyice bilinmektedir; ayrıntılardaki belirsizlikler ise güvenilemeyecek belgelerin çokluğundan gelmektedir. Bu olaya adı karışanlar -bunların çoğunun Soruşturma Komisyonu?ndaki yazılı ifadeleri bilinmektedir- komisyonun bildiğine inandıkları konularda aşırı bir açık sözlülük göstermişler, saklayabileceklerini ümit ettikleri konularda ise ustaca yalanlar söylemişlerdir. Komisyonun ve suçluları yargılayan

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, içeriden yaşamadıkça bir hiçtir

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski ’den ve onun iç dünyamız için taşıdığı anlamdan layıkıyla söz etmek zor ve sorumluluk gerektiren bir şeydir; çünkü bu benzersiz cesamet ve güç, yeni bir ölçü ister. İlk yaklaştığında kendi içinde bütün bir eser, bir yazar bulacağı yanılgısına kapılır insan; fakat sınırsız bir şey, kendi yörüngelerinde dönen yıldızlarıyla, gök kubbelerinin bambaşka müziğiyle

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Suç ve Ceza’ya, Hamlet’e ve gerçeğe ilişkin görüşü

Kafka bir gün çantamdaki kitaplar arasında polisiye bir roman görerek dedi ki: «Böyle bir şey okuduğunuz için utanıp sıkılmanıza gerek yok. Nihayet Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı da doğrusu polisiye bir romandan başka şey değil. Ya Shakespeare’iıı Hamlet’i? Bir dedektif yapıtı. Olayın orta noktasında bir giz vardır, yavaş yavaş aralanır üzerindeki örtü. Gel gelelim, gerçek’in kendisinden

okumak için tıklayınız

İlk Yapıtlarındaki Özellikleriyle Dostoyevski ve Tolstoy – Ataol Behramoğlu

Fyodor Dostoyevski ve Lev Tolstoy, 19. yüzyıl Rus edebiyatının iki dev yazarıdır. Gerek yaşadıkları dönemde gerek ölümlerinden sonra kendi edebiyatları ve dünya edebiyatı üstünde etkileri olağanüstü büyük olmuştur. Yazarlık yetenekleri ve yarattıkları etki bakımından aynı değerde büyük yazarlar olmalarına karşın yapıtları arasında bu iki yazarı birbirinden derinliğine ayıran farklılıklar vardır. Bu farklılıklar yaşam çizgilerinin farklılığında

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin ilk romanı İnsancıklar, edebiyat tarihinin tuhaf vakalarından biri – Orhan Pamuk

“Ah şu masalcılar! Yazacak yararlı, hoş, kişiye haz veren bir şey bulamazlar da, ne kadar pislik varsa dökerler ortaya!.. Yetkim olsa yazmayı yasak ederdim onlara! Ne biçim şeylerdir yazdıkları? Okurken ister istemez düşünüyor insan… Kafasını kaşıyor, inan olsun yasak ederdim onlara yazmayı! Basbayağı yasaklardım.” [Kn. V F Odeyevski]

okumak için tıklayınız

Niçin ülkede yoksulluk olmadığına inandırmaya çalışıyor herkesi? Dostoyevski

(…) Niçin yoksulların hepsini bir yere tıktı da, ülkede yoksulluk olmadığına inandırmaya çalışıyor herkesi? Niçin beylik edebiyatla yetiniyor? Dergilerinin parayla satın alınmış olmadıklarına kendini inandırmayı niçin öylesine çok istiyor? Gizli polise böylesine çok para harcanmasına niçin göz yumuyor? Meksika’ya düzenlenen bilim gezisine karşı bir sözcük söyleme yürekliliğini niçin gösteremiyor? Tiyatro oyunlarında kocalar niçin hep soylu,

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin hapishane yaşamından notlar

Bütün Rus mahpusları, kendilerine en çok acıyan, en çok merhamet edenlerin doktorlar olduğunu bilirler. Doktorlar; bir de basit halk tabakası, diğerlerinin elde olmayarak yaptığı gibi, mahpuslar arasında fark gözetmezler. Halk, suçu ne kadar ağır da olsa, mahpusu küçümsemez, çektiği ceza ile başına gelen felaketi, onu ayıplamamak için az çok bir sebep sayar. Hatta Rusyada cinayete

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin çocuğunu kaybedişi. “Onu bir daha hiç görmeyeceğimi düşünemiyorum.”

Şubatta, sabırsızlıkla beklenen şey oldu: Dostoyevski’nin ilk çocuğu doğdu. Madam Snitkina, Petersburg’dan gelmek niyetindeydi ama hastalığı bunu engelledi. Anna’nın ilk sancılan başladığında, kocası güçlü bir sara nöbetinin etkisiyle uyuyor, kendisinden geçmiş bir halde yatıyordu; Anna onu kaldırmaya cesaret edemedi. Evde yarı-budala bir hizmetçiden başka kimse yoktu ve Anna bütün gece yalnız başına acı çekti. Sabahleyin

okumak için tıklayınız