Yazar: cemalumit

Okudukça Paris, yazdıkça Montaigne – Feridun Andaç

Doğrusu bir ülkeye adım atarken oranın yazarına, diline dair çok şey gelir aklıma. Okuduklarımdır elbette beni gelip bulan, hatta bana rehberlik eden. Ama öyle elimden tutup gezindiren değildir hiçbiri. İstemem de öylesini. Victor Hugo size Paris’i nasıl anlatabilir? Ya da onun anlattıklarıyla Paris sizin gözünüzde nerededir? Ama bir Notre Dame Katedrali’ne varınca ister istemez Hugo

okumak için tıklayınız

Resmi Tarihin Hainleri: 150’likler – Ayşe Hür

11 Eylül 1920’den Mayıs 1923’e kadar görev yapan 14 İstiklal Mahkemesi’nde “casusluk”, “bozgunculuk”, “asker kaçağı olmak”, “eşkıyalık yapmak”, “saltanat yanlısı olmak” ve “isyancılık yapmak” suçundan toplam 59.164 kişi yargılanmış, bunların 41.678’ine çeşitli cezalar verilmiş, 1054 idam cezası infaz edilmişti. Rejimin ‘hain’ ihtiyacı henüz doymamıştı ancak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, birçok alt anlaşma

okumak için tıklayınız

Yazarlardan tavsiye: Nasıl yazmalı?

Çoğu yazar bir metnin ilk halinin korkunç olacağı konusunda mutabıktır ama Sylvia Plath’ın dediği gibi; “Yaratıcılığın en kötü düşmanı da kendinden şüphedir.” O zaman şu tedirginliği bırakıp ünlü yazarların tavsiyelerinden ilham alalım. Çoğu doyumsuz okur, aynı zamanda birer doyumsuz yazardır da. Ancak, dilin tadına varan biri ondan bir şeyler yaratmak istediğinde ete kemiğe bürünür bu

okumak için tıklayınız

William Faulkner’dan kurmaca yazmak isteyenlere 7 tavsiye

William Faulkner, 1958 yılında Paris Review ile yaptığı röportajda, “genç yazarlar, bir teoriye uymada beceriksiz olabiliyorlar,” diyor: “Kendi hatalarınızdan ders çıkarmayı öğrenmelisiniz. Bir insan yalnızca hatalarından bir şeyler öğrenir. İyi bir sanatçı, hiçkimsenin kendisine tavsiye verecek kadar iyi olmadığına inanır.” Bunları söyleyen Faulkner, Virginia Üniversitesi’nde writer-in-residence (bir konuyu araştırmak için belirli bir süre ilgili akademik

okumak için tıklayınız

Ne Çok İstanbul Var! – Zafer Köse

İstanbul’dasınız. Belki yaşadığınız şehirdir orası; geçim derdiyle işe gittiğiniz sokaklar, çalıştığınız şirket, dostlarınızla buluştuğunuz evler oradadır. Belki de bir akrabanızı ziyarete gitmişsinizdir; daha çok televizyondan bildiğiniz bir kentte konuksunuzdur. Evde uyku hazırlıkları başlamış, siz pencerenin önünde oturmuş kitap okuyorsunuz.

okumak için tıklayınız

Göçmenler okumayı neden sevmezler? Süleyman Deveci

Çünkü göçmenler çok okuyanın değil çok gezenin, çok görenin daha çok bildiğine inanırlar. Okumak cahil cühela, bir diğer söylenişiyle boşta gezenlerin boş uğraşısıdır. Okumak gereksizdir, yazılan her şey zaten bir gün filmleştirilip televizyon ya da bilgisayar ekranlarıyla önlerine gelecektir. O kadar emindirler. Bunun göçmeni aşağılamak veya hor görmekle bir ilgisi yoktur, ağlanacak halimize gülmek istercesine

okumak için tıklayınız

Kendimce / Aforizmalar 9 – Nejdet Evren

1. Silmek, ne kadar basit bir edim. Oysa, hiç de öyle değil…Dünyalı bir pedegog şunu öneriyor; ” tüm silgileri yok edilim” …haklı…silmek, bir açıdan yok saymaktır; süre- giden yanlışı hem de…hiç bir şey silinemez…silinmemeli ve yanlış teslim edilmeli…”tüm silgileri yok edelim”

okumak için tıklayınız

Nietzsche’den Yazarlığın 10 Kuralı

Henüz 26 yaşında profesör olan, düşünce tarihinin en önemli zekâlarından biri olarak kabul edilen Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin âşık olduğu, hatta 2. buluşmalarında evlilik teklifi ettiği (ancak teklifi kabul edilmeyen) Lou Andreas-Salomé’ye 8-24 Ağustos 1882 tarihlerinde yazdığı mektuplarında yazarlık üzerine tavsiyeler vermişti. Lou Andreas-Salomé kim mi? Sadece Nietzsche’nin değil, Rilke, Tolstoy, Freud gibi büyük entelektüellerin kendisine

okumak için tıklayınız

Kadınların yazdığı en etkileyici 20 roman!

İngiltere’nin prestijli etkinliklerinden Baileys Kadın Yazarlar Roman Ödülü’nün başlattığı kampanyayla sosyal medya üzerinden bir halk oylaması yapıldı ve “kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici ve okurların hayatını değiştiren kitap” Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” adlı romanı seçildi. Halk oylamasıyla seçilen 20 kitaplık listenin tamamı şöyle:

okumak için tıklayınız

Köy enstitüleri konusunda yazılmış en iyi 10 kitap!

17 Nisan 1940 tarihinde çıkan Köy Enstitüleri Kanunu ile resmen kurulan enstitüler, köylü çocuklarını ırgatlıktan kurtarıp, kalem tutar hale getirmişti. Türk edebiyatına, müziğine, resmine ve sanatına damgasını vuran en büyük sanatçılar Enstitülüler arasından çıktı. Hasan Âli Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı sırasında kurulan enstitülerin genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tu ve iş içinde eğitimi bu okullarda yerleştirmeyi

okumak için tıklayınız

Solak Defterler – Murathan Mungan “Farklı yıldızların aynı yörüngede döndükleri bir gökada.”

“Pek çok yeni şiirimin yanı sıra, eski tarihli ama gün ışığına çıkmamış şiirlerimin de yer aldığı, kendi içinde bölümlenmiş bir toplam. Zamana yayılan defterlerin hem kendi içinde hem birbirlerine bağlandıkları yerdeki köprü ayağı… Farklı yıldızların aynı yörüngede döndükleri bir gökada.”  Murathan Mungan

okumak için tıklayınız

Okulsuz Bir Hayat Mümkün!

Kendinize en son ne zaman “şu anda başka hiçbir şeye ihtiyacım yok” dediniz? Zaferin, kazanmanın, kıyasıya rekabetin, diğerlerinden geride kalmamak ve hep daha fazlasına sahip olmak için biteviye çalışıp çabalamanın, daha fazlasına sahip oldukça onaylanmanın ve en nihayetinde doyumsuzluğun genel geçer yaşam biçimine dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Bugünün modern kentlileri olarak gerçek doğamızın bin ışık

okumak için tıklayınız

Victor Hugo: Uygarlığın yeraltısı, daha derinde ve karanlıkta olduğu için, uygarlığın görünürdeki yüzünden daha mı az önemlidir?

Victor Hugo, Sefiller’de sorar; “uygarlığın yeraltısı, daha derinde ve karanlıkta olduğu için, uygarlığın görünürdeki yüzünden daha mı az önemlidir? Hugo birini bilmeden diğerini bilmenin mümkün olmadığını söylese de, bu iki gerçekliğin birbirinden önemli ölçüde ayrıştırıldığını farkındadır. O yüzden iki tür tarihçiden söz eder Hugo; anlam ve fikir tarihçisi ve olaylar tarihçisi.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Auguste Blanqui – Elif Şahin Hamidi

“Ne tanrı ne efendi” sözünü çoğunluk bilir, bilir de kime ait olduğunu bilen pek azdır. Fransız devrimci Louis Auguste Blanqui’ye ait olan bu söz, onun “yarının toplumuna katkı olarak çıkardığı” gazetenin de adıdır aynı zamanda. Blanqui, özgürlük için sonsuz mücadele vermiş, bu uğurda kendi özgürlüğünden vazgeçmiş, 75 yıllık ömrünün 43 yılını “tutsak” olarak geçirmiş devrimci

okumak için tıklayınız

Hücrem, gri bir ışıkla doldu. Güneş doğuyor, idamların yapıldığı saat…

İçimde herhangi bir yenilgi taşımak istemiyorum. Değirmen beni öğütemedi. Kafam yerinde. Yaşayabildiğim için daha güçlü ve düşüncelerimle daha zengin çıkıyorum hapishaneden. Değirmenin yaşantımdan çaldığı yılları kaybetmedim ben. Büyük yanlışlar yapmışız yoldaşlar, ihtilalci olmak istemiştik, asi olmuşuz. Bütün hayatımız boyunca sabırla, inatla inancımızı sürdürmeliyiz. Sonunda duvar çökecek. Gardiyan, elinde bir mum ve içinde eşyalarım olan bir

okumak için tıklayınız

Modern uygarlık, insanları sonuna dek sömürmek için onların açlık zoruyla çalışmalarına güvenir.

Ölüm, cezaların en doğal olanıdır. Doğada hemen hemen her yerde görülür. Yüzücünün kayıtsızlığında, dağcının yanlış bir adımında, insanın ormanda kaplanda yaptığı mücadelede, açlığa, soğuğa ve doğaya karşı verdiği savaşta, bundan daha kesin bir sonuç yoktur. iki anlamda ölüm cezası, cezaların en insanca olanıdır. Birincisi, insanlar milyonlarca yıldan beri – böylelikle kendilerini hayvanlardan ayırmışlardır – bunu

okumak için tıklayınız

Direnişin hikayesini anlatan kadınlar: Rüzgarı kafese kapatamazsınız

Eduardo Galeano’nun yeni kitabı ‘Kadınlar’ sömürgecilere, diktatörlere ve maçolara karşı direnişin öncüsü kadınları anlatıyor. Dünya devriminin öncü kadınları ile birlikte isimlerini devrimin bile unutmaktan kurtaramadığı kadınlar. Hem de direnişin içinde hikaye anlatan, şarkı söyleyen ve dans eden kadınlar.

okumak için tıklayınız