Yazar: cemalumit

Sartre ile Sartre Hakkında – Jean-Paul Sartre (Söyleşi)

Jean-Paul Sartre, düşünceleriyle eylemleri arasındaki tutarlılık açısından muhtemelen bütün modern tarihin en önde gelen düşünürüdür. Onun biyografisi ve eserleri hem yirminci yüzyıl deneyimlerinin tutanağı gibidir, hem de başkaları üzerinde derin etkileri olmuş etik bir öneridir. Sartre ile Sartre Hakkında’da 60’ların ikinci yarısıyla, 70’lerin ilk yarısında yapılmış üç söyleşi yer alıyor. New Left Review dergisi editörleriyle

okumak için tıklayınız

Karamazov Kardeşler ‘e ilişkin yazarların yorumları

Karamazov Kardeşler, evrensel çapta uyandırdığı yankılarla biçok bilim adamını, düşünürü ve edebiyatçıyı etkilemiştir. Einstein, romanın yazın dünyasındaki en büyük başarılardan biri olduğunu söylerken, Sigmund Freud, kendisini doruk noktasına bu romanla çıkaran Dostoyevski’nin edebi anlamda Shakespeare’nin hemen yanıbaşında olduğunu belirtir.

okumak için tıklayınız

Selim İleri: Benim yazarım muhakkak ki Dostoyevski’dir.

Benim yazarım muhakkak ki Dostoyevski’dir, ama Tolstoy da elbette Rus edebiyatının en büyük yazarlarından birisi. Başta Anna Karanina olmak üzere çok büyük bir zevkle okuduğum bazı kitapları var. Dostoyevski ise yaradılışıma daha yakın. Ondaki büyük merhamet duygusu, yazarlık yaşamımda bana daima kılavuz oldu.

okumak için tıklayınız

Ataol Behramoğlu: Lev Tolstoy her zaman tercihimdir.

Lev Tolstoy her zaman tercihimdir. Romanlarında gereksiz uzatmalar olmadığı için. Daha az didaktik olduğu için. Hem mülk sahibi çevreleri hem de köylüyü aynı başarıyla betimleyebildiği için. Dostoyevski’de hiç bulunmayan olağanüstü doğa betimleri için. Yer yer bilinç akımına yaklaşan anlatım özellikleri için.

okumak için tıklayınız

Mario Levi: Benim kesin tercihim Dostoyevski’dir.

Benim kesin tercihim Dostoyevski’dir. Çünkü Dostoyevski’de insan karakterlerinin çok daha derinlemesine işlendiğine inanıyorum. Ayrıca şöyle bir ayırım yapıyorum, Nietzsche, ‘Tragedyanın Doğuşu’ adlı kitabında iki zihin şekli olduğunu söylemişti; biri ‘Apollonian’, öteki de ‘Dionysian’ zihin.

okumak için tıklayınız

Nietzsche: “beklemek ahlaksız kılar” / Felsefi Notlar 2 – Nejdet Evren

Nietzsche der ki “beklemek ahlaksız kılar” Bu aforizma şöyle de okunabilir; doğru bildiğini yapmamak ahlaksızlıktır. Burada yapmak-yapmamak edimlerinin tartışılacak bir yönü bulunmamaktadır. Tartışmaya açık olan şey “doğru bilinenin/bilginin” ne olduğu/olması gerektiği noktasında toplanmış görünmektedir.

okumak için tıklayınız

Cesare Pavese: Ayakkabılarımın altlarının delik olması ne kadar uygun olurdu şimdi!

Bir insan benim durumumda olursa, onun için vicdanıyla hesaplaşmaktan başka yapacak bir şey yoktur. Bir insanın başına gelenleri geçmişinin tümünün belirlediği saplantısından vazgeçmem için hiçbir neden göremiyorum. Kısacası, hak edilmiş bir sonuçtur bu. Böyle bir noktaya varmış olmam için benim tam bir budala olduğum gerektiği açıkça ortada. Her şeyden önce, sorumsuzluk. Vicdanıma danışarak ne yapmam

okumak için tıklayınız

Burjuva bireyin ilk destanı: Robinson Crusoe

Bu metin, burjuva bireyin ilk destanıdır. Felaketler ard arda gelse de, her zaman ayakta durmasını, kazanmasını ve şükretmesini bilen örnek bir yurttaştır Robinson. Daha önceki dönemlerde, toplumun önüne geçmemesi gerektiği düşünülen ve kınanan bireysel çıkarları apaçık savunur bu yeni insan tipi. Düşünün ki, ıssız bir adada bile, elinden hesap yaptığı kağıdı ve kalemi hiç düşmez.

okumak için tıklayınız

Zübük’ün hileleri sonunda hep açığa çıkar, ama ilginçtir ki halk aldatıldığını öğrenmekle ondan uzaklaşmaz, becerisine gittikçe artan bir hayranlık duyar.

“Anlatım tutumu açısından roman sınıflandırmalarında yer alan hiciv romanına çağdaş edebiyatımızda evrensel düzeyde örnekler kazandıran Aziz Nesin, Zübük’te bir insan zaafını, ona ortam hazırlayan çevre faktörüyle iç içe işliyor. Romanın odak figürü Zübük, tip kavramını iki anlamda gerçekleştiriyor: Hem çıkarcı, dolandırıcı, hinoğluhinin özelliklerini akla gelebilen bütün, çeşitlemeleriyle üzerinde birleştiriyor, hem de bu özelliklerin adeta kişileşmiş,

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Murat Belge, sakalıyla ve kısık bakışıyla Tarzan’la çatışan çizgi roman kişisine, Stevenson’a benziyor

Yaşar Kemal’den önce Faulkner’ı, Köroğlu’ndan önce Kral Arthur’un Ölümü’nü okumuş. Böyle bir gerçek var Murat Belge’nin yetişme sürecinde. Üstelik, Faulkner`dan sonra Yaşar Kemal’e bakma, Kral Arthur’un Ölümü’nden sonra Köroğlu’nu değerlendirme durumunu yaşadı. Bir çeşit dıştan bakma durumu. Bir düğüm bu. Ama Murat Belge için bir elverişlilik, bir güç de yarattı sonuçta. Dahası, bazı konularda öznel

okumak için tıklayınız

Metin Altıok ‘un son yazısı: Kendini Ödemek

Sonsuzca çeşitlenen bir olanaklar yumağı olarak bütün verimini -olanca cömertliğiyle sunan yaşam, insan için en değerli ödüldür. Doğumla başlayan yaşam, doğal bir sonuç olan ölüme kadar; insanı duygusal ve düşünsel planda durmadan devindiren bir dinamo görevi yapar. Yaşam kutsaldır. Ne var ki bu kutsallık yaşamın insanla bütünleşmesiyle anlam kazanır.

okumak için tıklayınız

İş-çi-lik – M.Şehmus Güzel

Çocukluğumda ve ilkgençlik yıllarımda çobanlık yaptım : Küçük tepeleri, büyük tepeleri, dağları, ovaları, yaylaları, vadileri, boş tarlaları taradım ve tanıdım. « Kızılırmak Karakoyun » dedim Kocabaşla birlikte ve çarıklı, yürüdüm, süründüm, döndüm, durdum. Üşüdüm. Kurtlarla cebelleştim. Vurdum, vuruldum. Ölmedim.

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Faulkner’da Zaman: Ses ve Öfke

Ses ve Öfke’nin okuru ilkin yazış tekniğinin tuhaflığı karşısında şaşırır. Faulkner niçin hikâyesinin zamanını parçalamıştır ve parçaları dağıtıp birbirine karıştırmıştır? Niçin Faulkner’ın dünyasına açılan ilk pencere bir budalanın bilincinden verilir bize? Burada okur dayanak noktalarını keşfetme ve kendisi için kronolojiyi yeniden inşa etme ihtiyacı duyar: “Jason ve Carolina Compson’ın üç erkek çocuğu ve bir de

okumak için tıklayınız

Yoksul Olmak Tam Zamanlı Bir İştir

İster gelişmiş ister az gelişmiş bir ülke olsun gelir dağılımındaki eşitsizlikler, parası olana hal ve hizmet veren sistemlerde/toplumlarda yoksul ve bakıma muhtaç çocuklar için aydınlık bir gelecek umudu düşüktür. Keza bir çocukta yoksul bir yaşam gelecek için belirleyicidir. Bob Mckinnon da böyle düşünmüş olacak ki bu konuda bir yazı yazmış, “yoksulluk tam zamanlı bir iştir”

okumak için tıklayınız

Mutluluk belki de, bir insanın anlamla ilgili sanrılarını, hakim kolektif sanrılarla uyumlu hale getirmesidir.

Değerlerimiz, “yeni doğmuş bir diktatörün zavallı köleleri” veya “yeni bir yaşamı sevgiyle büyütenler” olarak görmemiz arasındaki temel farkı yaratır. Nietzsche’nin de söylediği gibi, yaşamak için bir sebebiniz varsa her şeyle baş edebilirsiniz. Anlamlı bir hayat, zorluklar içinde geçse de son derece tatmin edici olabilir, buna karşılık anlamsız bir hayat da ne kadar konforlu olursa olsun

okumak için tıklayınız

Zulümlerde işkencede ölümde / Bükülmeyen güce kola merhaba – Yaşar Kemal (seslendiren: Zülfü Livaneli)

Merhaba Dünyanın ucunda bir gül açılmış Efil efil esen yele merhaba Karanlığın sonu bir ulu şafak Sarp kayadan geçen yola merhaba Gün be gün yüreğim ulu yalımda Engel tuzak kurmuş bekler yolumda Zulümlerde işkencede ölümde Bükülmeyen güce kola merhaba Acıda kahırda çekmiş geliyor Güneşten boşanmış kopmuş geliyor Bir ışık selidir sökmüş geliyor Nazım usta coşkun

okumak için tıklayınız

‘Kansız bir gökyüzü için’ çıktılar yola…

10 Ekim 2015 Ankara Gar’ı önünde yüzlerce kişi ‘Savaşa inat, Barış Hemen şimdi!’ sloganıyla barışı haykırıyordu. Saat 10.04’te iki canlı bombanın saldırısıyla barış halayları yerini savaşın kanlı yüzüne bıraktı, oysa onlar ‘Kansız bir gökyüzü için’ çıkmışlardı yola. Şükran Lılek Yılmaz tarafından derlenen “Kansız bir gökyüzü için/ Ankara Katliamı’nın ardından” kitabı Ankara Katliamı’nda katledilen 100 canın

okumak için tıklayınız