Kategori: farkettiren yazılar

Dünyadaki ilk “Su Ulusu” adayı: İskoçya

İskoçya tatlı su kaynakları açısından çok zengin bir ülke. Avrupa’nın en yağışlı bölgesi olmakla birlikte dünyanın en kaliteli ve zengin su kaynaklarına sahip. Gölleri, nehirleri ve yeraltı rezervlerinin sağladığı su, İskoçya’nın milli zenginliği olarak görülüyor. İskoçlar suyun yaşamsal öneminin ve bu olmazsa olmaz kaynağın dünyada tükenmekte olduğunun farkında.

okumak için tıklayınız

Muzun kirli hikâyesi

“Haklıydınız. Ne olursa olsun, bir veri ancak başka bir veriyle bağlantılıysa önem kazanır. Bağıntı, görüngüyü değiştirir. Dünyadaki her görünüşün, her sesin, yazılan ya da söylenen her sözün, görünürdeki anlamından öte, bize bir Giz’den söz ettiğini düşünmeye götürür insanı bu. Kural basittir: kuşkulanmak, durmadan kuşkulanmak. Bir ‘Giriş Yasaktır’ levhasının ardındaki anlamı bile okuyabilir insan.” Foucalt Sarkacı

okumak için tıklayınız

Roman Kahramanı Madam Bovary – Raşel Rakella Asal

19.yy romanının en başarılı örneklerinden “Madam Bovary” hem ele aldığı konu hem de Flaubert’in üslubu ile çarpıcı bir metindir. Anlatılan Emma Bovary’nin trajik hayat hikâyesi ve karşılıksız aşkları gibi görünse de Flaubert, Emma karakteri ile 19. yy Fransız kadınının kıstırılmış hayatını, evlilik müessesinin insan doğasına aykırılığını, toplumsal değer yargıları ve ahlak ölçülerinin ikiyüzlülüğünü ele alır.

okumak için tıklayınız

Gustave Flaubert: “Almanlar Paris’i kuşatırsa gidip savaşacağım. Tüfeğim hazır.”

Gustave Flaubert, Prusya ordusu tarafından kuşatılmadan bir ay önce, Ağustos 1870’te Paris’e gitti, şehirde üç gün kaldı ve Croisset’ye döner dönmez dostu George Sand’a bir mektup yazdı: “Yazmayı bir tarafa bırak, herhangi bir şey okuyamıyorum bile. Bütün günümü, herkes gibi, haber bekleyerek geçiriyorum. Annem olmasaydı çoktan orduya katılmıştım! Kendimi nasıl meşgul edeceğimi bilemeyince Rouen’deki Hôtel-Dieu’de

okumak için tıklayınız

Samuel Beckett’in faşizme karşı mücadelesi

Samuel Beckett, 1940’ta, Alman işgali sırasında Fransız Direniş Hareketi’ne katıldı; birkaç kere Gestapo’ya yakalanma tehlikesi atlattı; 1942’de sevgilisi Suzanne’le beraber yürüyerek güneye, Roussillon isimli kasabaya gitti ve bir yandan ikinci romanı Watt’ı yazarken bir yandan da evinin arka bahçesinde cephane saklayarak Direniş’e destek olmaya devam etti; Fransız hükümeti tarafından Direniş Madalyası’yla ödüllendirildi; sonraki yıllarda Direniş

okumak için tıklayınız

George Orwell: “Sisteme karşı kitap yazmak yeterli değil”

George Orwell 1938’de, yani gönüllü olarak katıldığı İspanya İç Savaşı’ndan döndükten bir sene sonra (bir keskin nişancı mermisinin boğazında açtığı yara yeni iyileşmişti), bir yazısına [“Neden Bağımsız Emek Partisi’ne Katıldım”] şöyle başladı: “Belki de en dürüstçesi konuya öncelikle kişisel açıdan yaklaşmak olacak. Ben bir yazarım. Her yazarın dürtüsü ‘siyasetten uzak durmak’tır. Yalnız başına kalmak ister

okumak için tıklayınız

Prof. Edward W. Said ‘in İsrail tarafına taş atması ve üniversite yönetiminin baskılara karşı özgürlükçü yanıtı

Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, İsrail tarafına taş atarken fotoğrafı basılan Said’in görevden uzaklaştırılmasını ister. Üniversite yönetiminin yanıtı, bugün Türkiye’de akademisyenlere baskı uygulayan rektörlere de bir yanıt. Edward Said’i İsrail tarafına taş atarken gösteren fotoğrafın yayımlanmasının ardından, Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, Said’in görevden uzaklaştırılması talebinde bulundular. Aşağıdaki metin, Edward Said’in Columbia Üniversitesi’nden atılması talebine

okumak için tıklayınız

Katalonya Başkanı göreve Nazım’ın şiirini okuyarak başladı

İspanya’nın doğusundaki Katalonya Özerk Yönetimi’nin Başkanı seçilen Carles Puigdemont resmen görevini teslim aldığı törende yaptığı konuşmada Türkiye şairi Nazım Hikmet’in şiirinden bir mısrayı okudu. Katalonya’da bağımsızlık yanlısı girişimlerin devam edeceğini vadeden Puigdemont, bağımsızlık adımlarına atfen “Çok fazla şeyleri yaşadığımız uzun bir seyahatten geliyoruz. Ama yorulmadık” diye konuştu.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın elyazmalarının akıbeti

Bu hikâyenin Kafka için iyi bir öykü konusu oluşturacağını düşünmemek elde değil. Ama önemli olan, arşivlerin korunabilmesi… Franz Kafka’nın, 1924’teki ölümünden önce, yayımlanmamış birçok eserini de içeren elyazmalarını arkadaşı Max Brod’a “öldükten sonra yakılmaları” şartıyla bıraktığı ve Brod’un bu vasiyeti yerine getirmeyip bunları yayına hazırladığı genel olarak bilinir. (Yaşadığı sırada fazla kitap yayımlamayan Kafka’nın çoğu

okumak için tıklayınız

Giordano Bruno: Karanlığın aydınlığa çıkması için kendini ateşe vermekten çekinmeyen bir insan

1548 yılında doğmuş olan, İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist Giordano Bruno. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biri ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranı. Ona “doğacı coşkunluğun düşünürü” demek hiç de yanlış olmaz. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan Giordano Bruno, Kopernik’in tezini de cesaretle savunmasıyla biliniyor.

okumak için tıklayınız

Bukowski: “Kölelik hiçbir zaman kalkmadı”

Charles Bukowski, Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olmadan önce alkol problemi olan, yüzü sivilce izi dolu, mavi yakalı bir çalışandı. Amerika Posta Hizmetleri şirketinde çalışıyordu. Burada çalışmadan önce ise bir turşu fabrikasında işçi olarak hizmet verdi. 1969 yılında Bukowski 49 yaşındayken, yayıncısı John Martin, aylık 100 dolar yazarlık maaşı önerene kadar her gün işe gitmeye

okumak için tıklayınız

Tüm zamanların en iyisiydi, belki de en kötüsü de… – Charles Dickens

BİRİNCİ BÖLÜM Çağ Tüm zamanların en iyisiydi, belki de en kötüsü de… Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı, inançların dönemiydi, inançsızlığın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi, belki de karanlığın… Umut’un baharını, umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geleceğindi. Gelecek hiçlikti aslında. Hepimiz cennete gidiyorduk; ya da tersine, cehenneme. Gün bugüne o denli benziyordu ki, gürültücü yetkililerden kimi, karşılaştırmaların yalnızca üstünlük açısından yapılmasında direnir

okumak için tıklayınız

‘Facebook’a çocuğunuzun fotoğrafını koyarken dikkat’

Almanya’nın Hagen kenti polisi ebeveynlere çocuklarının fotoğraflarını tüm kullanıcılara açık bir şekilde Facebook’a koymama uyarısı yaptı. Hagen Polisi, Facebook sayfasında yayımlanan mesajda fotoğrafların pedofiller tarafından kopyalanıp, değiştirilebileceğini veya çocukları ilerideki yaşamlarında utandırabileceğini belirtti.

okumak için tıklayınız