Kategori: Makaleler

Yazar ve çizerler “Maden”de buluştu – Adil Okay

“Ömer Leventoğlu’nun editörlüğünü yaptığı bu kitapta yer alan ‘Maden’ temalı öyküler ve resimler yazarların – çizerlerin karanlık zamanları betimlemesidir…” Edebiyat her dönem toplumsal altüst oluşlarda tanıklık yaparak, tarihin ve kamunun vicdanı olmuştur. Edebiyatçılar, tabi ruhunu şeytana satmayan edebiyatçılar, resmi tarihin tahrif ettiği ya da yok saydığı hakikatleri kamuya -farklı biçemlerle, akımlarla- kimi zaman açık, kimi

okumak için tıklayınız

Çok kişilik aşk, iki kişilik mezar

Simone de Beauvoir, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından ve oyun yazarlarından biri. Ona “modern kadın hareketinin annesi” de deniyor. Jean-Paul Sartre, ünlü Fransız yazar ve düşünür. Kimine göre “Ahlaksız”, kimine göre “Özgür” bir ilişkiydi onlarınki.

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’a göre öğretmenler

“Öğretmen, bir sanatçı gibi, işine büyük bir tutkuyla âşık olmalıdır. Ve bizim öğretmenlerimiz, sürgüne gidercesine isteksiz, köylere gidip çocukları eğiten yarı eğitimli kişiler, acemi işçilerdir. Açlık içinde öğretmenlerimiz, yokluk içinde… Mağdur durumda… Canlılıklarını, verimliliklerini yitirme korkusu içinde yaşıyorlar. Oysa öğretmen, köyün en önde gelen kişisi olmak zorundadır. Köylülerin sorduğu bütün sorulara cevap verebilmek, kendisini saydırmak,

okumak için tıklayınız

Şükrü Erbaş’tan “Pervane”

İnsanların, “yoksunluk ihtiyaçları” adı altında toplayabileceğimiz psikolojik, güvenlik, sosyal ve itibar ihtiyaçları ile “büyüme ihtiyaçları” çerçevesinde görebileceğimiz bilişsel, estetik ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları var. 1950’lerde Abraham Maslow’un ortaya attığı bu çerçeve, kuşkusuz kabul gördüğü kadar da tartışılıyor. Biz, bir başka açıdan… Şükrü Erbaş’ın yeni kitabı, Pervane üzerinden bakalım buna.

okumak için tıklayınız

Ölüler adalet talep eder

Güneye inip popüler tatil bölgelerinin doğusuna doğru gittiğinizde Adana’ya, Çukorova’ya varıyorsunuz. Çukurova deyince aklımıza gelen ilk isim, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Yaşar Kemal. Onun Çukurova anlatımının tadı farklıydı. Yaşar Kemal’de olduğu gibi başkalarının da Çukurova’sı var. Daniel Arsand bunlardan biri. O da kendi geçmişinde kulağına çalınanlardan, araştırıp dinlediklerinden hareketle bakıyor bölgeye. Dolayısıyla anlatımlar ve gerçekler kesişiyor.

okumak için tıklayınız

Rusların gözüyle İstanbul’un fethi

Şehirdekilerin, kadınların ve çocukların ağlamalarından ve haykırışlarından dolayı gökle yer birbirine karışıyor, yer de gök de sarsılıyor gibiydi. Askerlerin birbirlerine dedikleri duyulmuyor, insanların haykırışları, naraları, çığlıkları ve ağlayışları, tüfeklerin gümbürtüsü ve çan sesleriyle birbirine karışıp gök gürültüsüne benzer bir uğultuya dönüşüyordu. Tüm şehir ve ordu, iki taraftan top ve tüfeklerle yapılan çok sayıdaki atış ve

okumak için tıklayınız

Miras kalan suskunluğun poetikası

Tüh ve ah… Ağrıyı, pişmanlığı, perişanlığı en iyi anlatan iki ünlem… İlk buluşması bundan beş yıl önce olan ‘Yüzünde Bir Yer’, her sözcüğün değerini bilen bir yazarın, Sema Kaygusuz’un kaleminden bir kitap. İşte bu iki ünlem kitabın bölümleri aynı zamanda. Yazar da can havliyle ağızdan çıkan bu ünlem ifadelerinin hakkını verecek bir hikâye anlatıyor romanda.

okumak için tıklayınız

“Sanat silahtır” – Selçuk Uygur

Sarah Quigley’nin Orkestra Şefi isimli romanına geçmeden, sanırım öncelikle Leningrad Kuşatması’na giden yolda zamanı geriye alıp tarihte ufak bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. 1920’lerin ortalarındayız; Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmış, Versay Antlaşması’nın zincirleri altında kanlar içinde yatan Almanya’nın sokaklarına açlık, hayal kırıklığı, nefret ve kaos hâkim…

okumak için tıklayınız

“Gökkuşağı Günleri”ne ilişkin – Zübeyde Duran

Kırmızı Kedi’den Ocak 2015’te basılan, çevirisini Pınar Savaş’ın yaptığı Şilili yazar Antonio Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” tam da 7 Haziran seçimi öncesinde okunması gereken kitaplardan biri. Pinochet Şili’sinde gerçekleştirilen seçimlerde “Pinochet’ye hayır” kampanyasının 15 dakikalık televizyon programının hazırlanma aşamasını konu alan kitabı okurken ülkemizin her zamankinden daha fazla Pinochet Şili’sine benzediğini de üzüntüyle göreceksiniz.

okumak için tıklayınız

Fizik Devrimi Üzerine – Yaşar Öztürk

Türkiye’de matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlere olan ilginin azaldığı ve üniversitelerde bu bölümlerin öğrenci bulamadığı için kapanmayla yüz yüze bırakıldığı bir süreçte “en doğru yol gösterici bilim”e yönelmeye çağrı yapan kitaplardan biri Étienne Klein’in “Dünyayı Değiştiren Fizik Devrimi ve Yedi Büyük Fizikçi adlı yapıtı.

okumak için tıklayınız

An’lık Bir Ömür – Ertuğrul Akgün

“Bir kişiyi elinde fotoğraf makinasıyla(veya fotoğraf makinasını işleten’i ile)gördüğümüzde, bir tür avlanma davranışına tanık oluruz. Bunlar paleolitik çağda tundrada avlanan bir kimsenin hareketleridir. Fark ise fotoğrafçının oyununu çalılıklar yerine; yoğun bir kültürel nesneler ormanında sürdürmesidir.” Vilem Flusser’in fotoğraf felsefesine dair sarf ettiği bu veciz cümleleri tartışmak, bu cümleleri açımlamak kuşkusuz ki bu yazının sınırlarını aşmakta.

okumak için tıklayınız

Yaşasın Halkların Hiciv Kardeşliği – Selcan Özgür

Komedya, Atina’nın Altın Çağı’nın (MÖ 480-430) ürünüdür. MÖ VI. yüzyılda tarıma bağlı küçük bir toplum, Peisistratös’un ve Solon’un Atinası; MÖ V. yüzyılda Perslere karşı kazanılan muharebenin ardından büyük bir ticari güce ulaşmış, aristokrasi yerini demokrasiye bırakmıştı. MÖ V. yüzyılın Atinası büyük bir sanat ve tarım merkezi olmuştu. Toplumu ilgilendiren hemen her konuya ilgi duyan, yaşamın

okumak için tıklayınız

Kıbrıs’ta Afif Mapolarla çoğalan hayat… Alper Akçam

Gordon Childe, “Kendini Yaratan İnsan”da beynin evrimi ile dil kaslarının gelişimi arasındaki koşutluğu görünür kılan notlara yer verir. (G. Childe, Kendini Yaratan İnsan, s 27). F. Jameson ise dili bir kâğıda benzetir. Bu kâğıdın bir yüzünde düşünce, bir yüzünde ses yer alır. (Jameson, Dil Hapishanesi, s 15)

okumak için tıklayınız

Doğum gününde, Tomris Uyar’dan bir doğum günü yazısı

“Yaşadığım ülkede ferahlatıcı yazılar yazılabileceğine inanmıyorum.” Tomris Uyar’ın röportajlarından birinde geçiyor bu söz. Aydın olarak ayrı, edebiyatçı olarak ayrı, kadın olarak ise öncekilerin üzerine tüy diken, apayrı bir biçimde hayatını baskı altında geçirdiği ülkede ferahlatıcı yazılar yazılamayacağına inansa da; Uyar’ın yazıları, okuyan birçok insan için yaşadıkları dönemin iç bunaltıcılığında, oldukça ferahlatıcı edebi molalar oldu.

okumak için tıklayınız

“Teatral” Bir İnadın Serüveni – Duygu Çelik

• Siz ne iş yapıyorsunuz? • Tiyatrocuyum. • Burda Kürtçe Hamlet oynuyor biliyor musunuz? Tabii ki biliyordum. Aralık 2012. Yolum Amed’e düşmüş. Havaalanından Dağkapı’ya giderken minibüs şoförünün “Kürtçe Hamlet” gururuna şahit oluyorum. Oyunu seyretmemiş daha; ama önemli buluyor Hamlet’in Kürtçe oynanmasını.

okumak için tıklayınız

Doğar Ölür, Yeniden Doğar… – Derya Karahan

Tiyatro nedir tartışmalarının üzerinden çok geçti. “İnsanı insana insanla” geyikleri, kendi düzeni içerisinde dokunulmaz olanın tartışılmaz zemininde ele alındı çoğu zaman. Mesele ‘toplumun çok ötesinde’ ile ‘toplumun aynası’ arasında bir ikilemde sıkışan tartışmalarda da boğuluyor arada. Zaman zaman da para mevzuu olduğunda, Devlet ve tiyatro ilişkisi devreye girerek var olan kutuplaşmada herkesin kendi mezhebince argümanlarını

okumak için tıklayınız

“Reklam Arası”ndan Sonra Tiyatro – Leyla Burcu Dündar

Augusto Boal, bir klasik hâlini almış olan yapıtı Ezilenlerin Tiyatrosu’nda, insanların bütün eylemlerinin politik olduğunu ve tiyatronun da bu eylemlerden biri olduğunu söyler. Aksi takdirde ne Namık Kemal’in Mağusa sürgünü ne de iktidarın TÜSAK Kanun Tasarısı gerçek olurdu sanırım. Sanatın muhalif tavrı üzerine bugüne dek çok söz söylenmiştir. Tabii bunun aksi bir denklemi kurma çabaları

okumak için tıklayınız

Başka Yolu Yok, Direneceğiz! – Şâmil Yılmaz

Tiyatro, daha ortaya çıktığı ilk yıllarda bile, iktidarın çocuğuydu. Tragedyanın doğuş serüveni, biraz da, kontrolsüz kır şenliklerinin site devletinin bünyesine dâhil edilip ehlileştirilmesi serüveniydi. Tragedyalardaki toplumsal enerjinin ve çatışmaların en çok tanrıların yasasıyla site devletinin yasaları arasındaki yarılmadan beslendiğini hatırlayalım.

okumak için tıklayınız