Kategori: Makaleler

Küçük çocuğun zihnindeki ev… Dağhan Dönmez

Dışarıda yağmur, ürkek adımlarla yağıyor. Camlarda kesif bir buğu… Pencereye yanaşıyor küçük çocuk. İşaret parmağıyla, dumanı andıran cama ev resmi çiziyor. Altı yaşında; plazalarla, gökdelenlerle, hiç olmadı toplu konutlarla büyümüş bir çocuk “Bak anne” diyor; “Ev çizdim!” Dikkatinizi çekmiş midir bilmiyorum; bugünün çocukları hala tek katlı, bahçe içinde bir dağ evi çizerler resim defterlerine. O

okumak için tıklayınız

Çağdaş bir destan: Abim Deniz – Sadık Güvenç

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972’de Ankara’da Sıkıyönetim Mahkemesince asılarak idam edildiklerinde ben ilkokul 4. sınıf öğrencisiydim. Her sabah, ilk derste günlük olaylarla ilgili konuşulurdu. Bir öğrenci, radyodan Deniz Gezmişlerin idam edildiği haberini dinlediğini söyleyince hepimizde bir sevinç dalgası oluştu. Öğretmenimiz, Deniz Gezmiş ve onun gibileri bize “vatan haini, anarşist” diye anlatmış

okumak için tıklayınız

Karikatür ve demokrasi: Aynı mücadele – Marc Fourny

Antikiteden beri insanlar birbirleriyle alay ederler, karşılarındakinin alışkanlıklarını ve huylarını abartırlar, rahatsız oldukları kusurları gülünç biçimde ifade ederler. Antik karikatür örnekleri, önü alınamayan tahribatlara rağmen taşlarda, duvarlarda izlerini korumaktadır, misal, İsa peygambere ait bilinen ilk karikatür Roma’da yeraltı mezarlarında bulunmaktadır ve bu karikatürde İsa haç üzerinde bir eşeğin kafasına sahip olarak tasvir edilmiştir.

okumak için tıklayınız

Korkmuyoruz: Hayat kısa, sanat uzun!

Charlie Hebdo yıllardır tebessümle andığımız, lafı geçince yüzümüze hınzır bir gülüş yerleştiren bir isimdi, artık öyle olmayacak… Düşündükçe garip oluyorum, bir çizeri öldürmek fikri o kadar inanılmaz ki, çarşamba günü yaşananların gerçekleşmiş olması imkânsız gibi geliyor. Derginin kurucularından Georges Wolinski mizah dünyasının çınarı, 80 yaşındaydı. Bu insanın önündeki yılları sevdikleriyle geçirme, huzur içinde ölme hakkını

okumak için tıklayınız

Avrupa’nın faşizmleri ve Türkiye – Korkut Boratav

Verso Yayınevi’ne ait Xenophobia Blog’da Michael Löwy’nin 6 Ağustos tarihli bir yazısı çıktı: Avrupa Aşırı Sağı Üzerine On Tez. Önemli bir yazı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye ilişkin bir karşılaştırmaya da kapı araladığı için ana öğelerini aktarmak, tartışmak istedim.

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya’nın kemikleri – Ömer Turan

Şiirin yarıştırılmasına öteden beri hep karşı oldum. Bu benim şahsi düşüncem, katılırsınız ya da katılmazsınız. Özellikle de paralı bir ödülü, şiirin ruhuna ve duygu dünyasına hiç yakıştıramıyorum. Bu yüzden de kapitalizmin lekeli araçlarıyla şiiri yan yana getirmenin kaçınılmaz bir çürümeye neden olacağını söyleyip duruyorum. Çünkü kapitalist kuşatmanın şiiri fazlasıyla inciteceğini düşünüyorum. Şiirin yaratım süreci ve

okumak için tıklayınız

Korkarım bu daha başlangıç! – Fehim Taştekin

Paris’te dün Charlie Hebdo dergisine düzenlenen ve 12 kişinin öldüğü saldırı ‘Büyük Ortadoğu’da yakılan ateşin orada hapsolup kalmayacağına dair sarsıcı bir emare. Faili ister Irak-İslam Devleti (IŞİD), ister Kaide, ister bu iki örgütten etkilenen kişiler, ister başka bir örgüt olsun saldırı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da müdahalelerle yaratılan ve anormalliklerle beslenen yeni tür cihatçılığın doğrudan ya

okumak için tıklayınız

Ve Spinoza’nın Mektuplar’ı Türkçede

Spinoza’nın mektupları, duygu ve düşüncenin dile getirilmesinden çok, tamamlanmış bir felsefi bilgi dizgesinin, kendi dizgesi dışındaki sorular bağlamında dile getirilmesini içeriyor. Spinoza’nın Mektuplar’ı nihayet yayımlandı. Bu ifade, bir duygu biçimi olarak değil, bir okuma güzergâhının belirginleşmesi olarak görülmeli. Spinoza’nın mektuplarından bir kısmı, Willem van Blyenberg’le karşılıklı dört yazışmadan ibaret olan sekiz metin, daha önce [Deleuze’un

okumak için tıklayınız

Lady Macbeth’in Kâbusu – Hatice Balcı

Yıllar önce Macbeth’i* ilk defa elime alıp okumaya giriştiğimde, onlarca repliğin her biri evrendeki kara delikleri hatırlatmıştı bana, öylesine yoğun… Sanki sözcükler bütün hünerlerini, özene bezene hazırladıkları hediyelerini Shakespeare’e sunuyorlar, sayfalar kapandığında ise hepsi bir arada ve aniden görünmeyen yuvalarına çekiliyorlardı. Shakespeare, yüzyılların ötesinden dünyamıza dalıyor, bizi anlıyor ve hiç farkına varmadan değiştiriveriyordu.

okumak için tıklayınız

Kahkahayı katledenler – Ahmet İnsel

Gülmeyi, yaşam sevincini, neşeyi, tabulara dil çıkarmayı katlettiler. Charlie Hebdo insanlığın gülen yüzüydü. İnsanlığa karşı savaş ilan edenler bu kahkahayı susturamayacaklar. Charlie Hebdo, sadece Fransa’nın değil, özgür düşüncenin günümüz dünyasındaki fenerlerinden biridir. Her türlü tabuya, her türlü samimiyetsizliğe, ikiyüzlülüğe, kaba güç kullanımına, güç ve güçlünün yanında olmaya, riyakârlığa karşı, bunlarla acımasızca alay ederek ve sadece

okumak için tıklayınız

“Suç ve Cezayı okuduktan sonra ilk kez, yeteneğim hakkında kesin bir kuşku duydum.” Albert Camus

Suç ve Cezayı okuduktan sonra ilk kez, yeteneğim hakkında kesin bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme olasılığını ölçüp tarttım. Her zaman yaratımın bir diyalog olduğuna inandım. Ama kimle? Saldırının eleştiri yönteminin yerine geçtiği, ilkesi vasat bir kötülük olan edebiyat topluluğumuzla mı? Kısaca toplumla mı? Halk bizi okumuyor, burjuva sınıfı, yılda, moda olan iki

okumak için tıklayınız

Sarıkamış’ı iki Ermeni asker anlatıyor

Prof. Taner Akçam, 4 Ocak’ta Taraf’ta yayımlanan yazısında, Sarıkamış’ta savaşan iki Ermeni askerin mektuplarına yer veriyor. Nazaret Demirciyan ve Hovsep Seyisyan’ın yazdığı bu mektuplar, B. Donabedian tarafından derlenen ve 1922’de yılında Paris’te Ermenice olarak basılan Tsayn Darabelots (Acı Çekenlerin Sesi) kitabındaki mektuplar arasında bulunuyordu. Yazının tamamı şöyle:

okumak için tıklayınız

Düşlerinde Özgür Dünya!

Ne 9, ne yüreğimize kazınan 19, ne de 39…İnsan yaşı kaç olursa olsun düşleri kadar büyütüyor dünyayı. Sıkça sorarım kendime; başımıza gelen bütün bu şeyler dünyada olmamaktan daha iyi miydi gerçekten… İyidi derim, aklıma bir uçurtmanın peşine takılıp sokaklarca koştuğum gün gelince. Çok değil, biraz iyilik, biraz hayal gücü, bolca kahkaha yeter bir ömürü iyileştirmeye.

okumak için tıklayınız

“Küçük Prens: Hiç Eskimeyen Bir Kitap/Her Daim Arkadaşımız”

Bazı kitapları vardır. Yıllar geçer, yayıncılar değişir ama o kitaplar hiç değişmez. Çocukluk döneminizde okumuşsunuzdur. Hem de birçok defa okumuşsunuzdur. Yetişkinlikte de okumuşsunuzdur. Sonra belki çocuklarınıza da okutmuşsunuzdur. Bazı kitaplar böyledir işte, hiç eskimezler. Ve o kitaplardan biri hatta birincisi Exupery’nin Küçük Prens’idir. Her dönemde ve her defasında başka bir tat bırakır okurunda. Her defasında

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet’in TSK’dan ayrılışı: Çürük değil devamsızlık

Nazım Hikmet Ran, bilinenin aksine Harbiye’den ‘çürük’ olduğu için ayrılmamış. Deniz Kuvvetleri’nde gün yüzüne çıkan belgelere göre Nazım, sağlık raporu almış sonra da okula dönmemiş. Harbiye kayıtlarında Nazım’ın adı ‘Sınıfımızdan subay olmadan ayrılanlar’ başlığı altında geçiyor. Ama mezun olmayan tek öğrenci Nazım değil. 4 kişi daha var. Ancak onların isimlerinin karşısında ‘İhraç’, Nazım’ın adının karşısında

okumak için tıklayınız