Kategori: Makaleler

Çalınmış vals – A. Ömer Türkeş

Antonio Skarmeta, Gökkuşağı Günleri’nde Şili tarihinde dönüm noktası sayılan bir süreci, Pinochet diktatörlüğününün sonunu getirecek olan halk oylaması sırasında cereyan eden olayları anlatıyor. 1988 yılındayız. General Augusto Pinochet’nin faşist askeri darbesinin üzerinden on beş yıl geçmiş ama muhaliflere yönelik baskılar, tutuklamalar, faili meçhul cinayetler sürüp gidiyor.

okumak için tıklayınız

30 yazardan mutluluk üzerine

Hepimiz mutluluk ve mutsuzluk üzerine düşünmüşüzdür mutlaka. Bizi nelerin mutlu, nelerin mutsuz ettiğini tespit etmeye çalışmış, bu tespitlerden bazılarının tamamen bize özgü olduğunu, bazı noktalarda ise neredeyse tüm insanlığın uzlaştığını görmüşüzdür. Fakat edebiyatın belli başlı isimleri, bunlarla yetinmeyip, bir kavram olarak mutluluğu ve mutluluğun mümkünlüğünü de ele aldılar. ShortList’ten derledik:

okumak için tıklayınız

İçimizdeki küçük hayır canavarı

Bu hafta Çikolata ile Mavibulut Yayıncılık’tan çıkan Hayır Hayır Bana Ne! isimli kitabı okuduk. Marie-Isabelle Callier’in yazdığı, Annick Masson’un resimlediği bu kitabın Türkçesi Acar Erdoğan’a ait. Hep hayır diyen bir karakterle, Selin’le tanıştık biz bu kitapta. Tanışmaz olaydık. Daha doğrusu ben tanışmaz olaydım.

okumak için tıklayınız

“Birçok Hayat Yaşadım” Aleksandra Kollontay – Ayşe Kaygusuz

“Aslında yalnızca bir tek hayat değil, birçok hayat yaşadım, hayat kesitlerim birbirinden o kadar ayrıydı. Kolay bir hayatım olmadı, İsveçlilerin değimiyle ‘gül bahçesinde’ değildim. Yaşamadığım bir şey kalmadı; başarılar, korkunç derecede çok çalışma, takdir, kitlelerce sevilme, izlenmeler, nefret, cezaevleri, başarısızlıklar ve temel düşüncemde (kadın sorunu ve evlilik sorunu üzerine) yeterli anlayışı görememem, yoldaşlarla acı farklılıklar,

okumak için tıklayınız

Sağlık Olsun! – Zafer Köse

Otomatik kapı gülümser gibi açılıyor. Klimalı hava perdesinden geçerek büyük binaya giriyorum. Hastane binasının koridorunda yürürken içim ferahlıyor! Kaldırımı olmayan sokaklardan, sıkış tepiş otobüslerden, etrafa çöplerin yayıldığı pis kokulu park alanlarından, havasız işyerlerinden, gürültülü apartmanlardan sonra böyle bir yere gelmek ne güzel! Sessizlik, tenhalık, temizlik… “Hoş bulduk” diyorum beyaz beyaz gülümseyen kıza. Yanımda yürürken çeşitli

okumak için tıklayınız

Bir Tuhaf Bu Zeplin – Onur Köybaşı

Kuzey’den bir misafir geldi geçen hafta sonu. Onu davet etmekte geç kaldığım ama iyi ki bu zaman için bekletmişim, dediğim bir misafir. Tuhaf, tekinsiz, temkinli, olağandışı okudukça olağan bir hâl alan ,zeki , ara ara gerilimli, dokunaklı samimi… Bu sıfatları tek bir kelimede toparalayacak olursak -büyülü- hikayeleri olan Karin Tidbeck “zeplin” i ile uğradı yanıma.Elinde

okumak için tıklayınız

Perge Dündar tanıttı: Ömer ve arkadaşlarının maceralı yolculuğu

Bazı kitaplara çok kanımız kaynar ve keşke daha uzun olsa da devam etsem dediğiniz olur ya, kanımca “Akata’ya Yolculuk” da çocuklar için öyle bir kitap. Kitap kısa olduğu için çabucak bitse de bir tesellisi var, devamının geleceğini kitabın sonunda müjdeliyor. Umarım devamı gelir.

okumak için tıklayınız

Işıl Kızılırmak tanıttı: ‘Miguel’

Kitabımızın da kahramanının da adı “Miguel”. Miguel’in yaşının ya da nerede yaşadığının ise bir önemi yok bu öyküde. Karşı komşunuz, sıra arkadaşınız, çocuğunuz ya da siz olabilirsiniz. Etrafında akıp giden hayata sadece bakmış, görmek için çok da çabalamamış bir insandı o, sadece. Ama günün birinde, bir market otoparkında işittiği şiirle kayıp bir hazine haritasına erişti;

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Palto’sundan Kafka’ya bakmak

Dostoyevski, “Tüm Rus gerçekçileri Gogol’ün “Palto’sunun altından çıkmıştır” diyerek Gogol’ü gerçekçilik akımının başladığı yere oturtur. Oysa tam anlamıyla doğru değildir bu. Gogol’den önce Jukovski ve öğrencisi Puşkin tarafından gerçekçiliğin ilk adımları çoktan atılmıştır. 1809?da Ukrayna’da orta halli toprak sahibi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Gogol’ün öne çıkmasını sağlayan, kendisine kadar ulaşmış tüm tarihsel birikimi

okumak için tıklayınız

Vurulduk ey halkım, unutma bizi! – Öznur Özkaya

24 Ocak 1993’te 12 yaşındaydım. Ailecek güle oynaya başladığımız bir gündü. Sonra öğlen haberleri damgasını vurdu yıllarca sızlayacak sol yanımıza. Uğur Mumcu’nun katledilmesinin farkına vardığım ilk cinayetlerden olması tevellüt hesabıyla anlaşılabilir, yavaş yavaş öğrenecektim nerdeyse her güne bir yas koyduğumuzu; katillerinin ortak, sahiplerinin ayrık olduğunu. Zamanla anlayacaktım bu ülkede insanların mecazı bilmediklerini, “kanı yerde kalmayacak”

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet olmasaydı Necip Fazıl komünist olurdu

15 Ocak, Nazım Hikmet’in doğum günüydü; 113 yaşına bastı. Bu vesileyle Nazım Hikmet’in bugünün moda ismi Necip Fazıl Kısakürek ile ilişkisini yazmak istiyorum. Yıldızları neden hiç barışmadı? Necip Fazıl’ın soldan sağa savrulmasının keskin bir sol düşmanlığının sebebi Nazım Hikmet kıskançlığı mıydı? Tesadüflerle dolu benzerliklerine şaşıracaksınız…

okumak için tıklayınız

Neden miyop oluruz?

Miyopluk ya da uzağı net görememe sorunu en yaygın göz bozukluklarından biridir. Böyle bir göz bozukluğu teşhisi konmuş ise açıklamaların çoğu, sorunu genlere ve fazla okumaya bağlama yönünde oluyor. Ancak son araştırmalar bu varsayımların yanlış olduğunu gösteriyor. Farklı çevresel faktörler de göz bozukluğuna neden olabilir. Bazı basit önlemler alarak çocuklarımızı bu sorundan kurtarmak mümkün olabilir.

okumak için tıklayınız

Şirin’den Rakel’e, Dirençle, Sevgiyle – Zafer Köse

31 Mayıs 1971’de Nurhak’ta öldürüldü Sinan. Şirin’in, Şirin Cemgil’in eşi Sinan… Devlet eliyle veya devletin göz yummasıyla yaşanan ne ilk ne de son katliamdı bu. 19 Ocak 2007’de Hrant Dink öldürüldü. Rakel’in eşi. Rakel’in ebedi sevgilisinin ardından yazdığı mektup, Hrant’a ulaşamadıysa da, dünyanın sevgililerine ulaştı. Bu güzel kadınlar için, bu dirençli kadınlar için hayat devam

okumak için tıklayınız

Yaşar’ın Yeri – Can Dündar

Şanar Yurdatapan’dan bir mesaj geldi. Bir de fotoğraf… Önce fotoğrafı tarif edeyim. Uzunca bir duvarın dibine tespih taneleri gibi dizilmiş bir grup yazar… Kimler yok ki aralarında: Adalet Ağaoğlu, Erdal Öz, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Demirtaş Ceyhun, Ahmet Altan, Onat Kutlar… Duvar, canlı resimlerle örülmüş bir edebiyatçılar panosu adeta…

okumak için tıklayınız

Yaşamak, direnmektir kardeşim! – Öznur Özkaya

Yaşamak, sadece nefes almak değildir elbette. Yaş almaktır bazen durduk yere, bazen yaşlanmasıdır gözlerin inceden inceye. Savaşmak da değildir her zaman, çünkü kiminin savaşı başlayamadan biter, kimi zaten savaş nedir hiç bilmemiştir, kimi de her savaşta yenilmiştir. Yaşamak teslimiyettir biraz da. Özgür olmak kimi zaman eşsiz bir hayaldir. Çokça da öğrenmek, gözlemlemek, yanıtlar aramaktan ibarettir.

okumak için tıklayınız

Hrant Dink: “Ölüm hiçbir şeydir, eğer ölene kadar dimdik ayakta durabildiysen…” – Canan Koçak

Ölüm hiçbir şeydir, eğer ölene kadar dimdik ayakta durabildiysen…Hrant Dink(1) “Tarih, 19 Ocak 2007…Yere yüz üstü kapaklanmış, sağ ayakkabısının altı yırtık, başında ve boynunda üç kurşun, 53 yıllık yaşamı boyunca hep insanlar için var olmuş bir adam, bilinmesi gereken ilk şey sadece, tepeden tırnağa İ-N-S-A-N… “

okumak için tıklayınız

Bilmediğiniz Nâzım Hikmet (I): Seni sevdiğimden beri ölümden korkar oldum. Ölüm senden ayrılmak demek

Nâzım Hikmet’in eserleri arasında saydığı ‘İki İnatçı’ ve ‘Prag Saatleri’ adlı oyunlarından bölümleri Türkiye’de ilk kez yayımlıyoruz. Başlarken… Nâzım Hikmet, Türkiye’de hakkında en fazla yazılan şairlerden. Bugüne dek onunla ilgili yüzlerce kitap basıldı, bini aşkın makale kaleme alındı. Ne var ki Rusya’daki yıllarına ilişkin yayınlar azınlıktadır. Yaşamıyla birlikte, orada ürettiği eserler de adeta sis perdesinin

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in tanıklığıyla Ermeni katliamları

Ünlü şair, “romantik komünist” Nazım Hikmet 113. doğum yılında anılıyor. 15 Ocak 1902’de doğan Nazım Hikmet, şiirlerinde Heybeliada Bahriye Mektebi öğrencisi olduğu yıl, 1915’teki Ermeni Soykırımı’na da, öncesindeki katliamlara da yer verdi. Bu şiirlerden en bilineni, soykırımı konu aldığı için sansürlenen, 1950’de yazdığı “Hapisten Çıktıktan Sonra” şiirinin “Akşam Gezintisi” bölümüydü.

okumak için tıklayınız