Kategori: Makaleler

“Hapishaneler mükemmelleştirilemez”

İçerdekiler daha ilk sayfalarında usta bir yazarın elinden çıktığını belli ediyor. Hapishane yaşamının bireyin iç dünyasına, düşüncelerine ve bedenine yaptığı etkiyi çarpıcı bir dille işlemiş Victor Serge. Geçen hafta Şeytan’ın Günlüğü romanını değerlendirirken, yazarı Andrey Andreyev’in Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’yı terk ettiğini belirtmiştim. Andreyev’in Finlandiya’ya göç ettiği tarihlerde genç bir adam devrime katılmak için Rusya’ya

okumak için tıklayınız

Manşet olmayan Iraklı gazeteciler – Jon Henley (çeviren: Özden Göksal)

Geçtiğimiz 10 ay içinde en az 17 Irak’lı gazeteci IŞİD tarafından infaz edildi, kaçırılanların akıbeti ise bilinmiyor.Gazetecilerden Mohanad al-Aqidi’nin vurulduğu söyleniyor. Raad Muhammed al-Azaoui’nin ise herkesin gözü önünde kafasının kesildiği belirtiliyor.

okumak için tıklayınız

Ortadoğu gazeteciliğinde yapılması ve yapılmaması gerekenler – Ramzy Baroud (Çeviren: Özden Göksal)

Ortadoğu hakkında yazmak ve orada muhabirlik yapmak kolay bir iş değil özellikle bu karışık ve kargaşalı yıllarda. Fiziki haritalar büyük ölçüde sağlam kalırken, bölgenin jeopolitik haritası sürekli bir akış halinde. Bölgedeki mütevazı deneyimlerinden yola çıkarak, yazarken ve bildirirken Ortadoğu’ya nasıl yaklaşılması gerektiğini, yapılması ve yapılmaması gerekenleri paylaşıyorum.

okumak için tıklayınız

Bi ‘Bakele’

“BAKELE”, bi’bakayım hele deyip, iki yüz sayfayı yek nefeste okutan bir Sezgin Kaymaz kitabı. April Yayıncılık tarafından çıkarılan kitabı Bakele ile okurunun karşısına yalın haliyle çıkıyor yine, hep olduğu gibi. Sezgin Kaymaz okuru çözmüş; müdavim okurları da onun dilini çözmüş. Muhabbet zaten hazırda kurulu, buyur etmiyor, zira o hikayelerin aşikarı, tanığı ve vicdanı olduğunuzu siz

okumak için tıklayınız

Bir Tersakan Geçti Çukurova’dan: Hasan Hüseyin Gündüzalp – Müslüm Kabadayı

Çeliğinin sertliği bakımından coşkundur dağ adamı. Dağ yeli gibi estiğinde çarpar ovalıları. Ancak her daim çıkınında yeni yolculuklara çıkaracak kadar yaşama sevinci ve mücadele azmi yüklüdür. Toroslar’ın Gürleşen köyünde doğup Çukurova biteğinde boy atan sevgili Hasan Hüseyin Gündüzalp de yaşam coşkusunu ve mücadele azmini bulunduğu her ortamda hissettiren bir kişilikti. Onunla 1995’te tanışmıştık; o yıl

okumak için tıklayınız

Gerçeğin büyülüsü makbuldür

Nikolay Leskov’un “Büyülü Gezgin” başlıklı seçme öyküleri Türkçede. Leskov böylece diğer Rus klasikleriyle kitapçı raflarında buluşmuş oldu. Seçkide, Büyülü Gezgin dışında oldukça kısa dört başka öyküyle birlikte Walter Benjamin’in altı çizilecek cümlelerle dolu bir yazısı da yer alıyor. Yankı Enki’nin değerlendirmesi…

okumak için tıklayınız

İslam tarihinde tasvir geleneği ve ecdat hamaseti üzerine

Hz. Muhammed karikatürlerine karşı yükselen tepkilerin onun hicvedilmesine mi yoksa resmedilmesine mi karşı olduğunun oldukça belirginsizleştiği bugünlerde hicvedilmesi tartışmasını ve özellikle bazı karikatürlerin hakaret niteliği taşımasını bir kenara ayırarak bakabilirsek, resmedilmesi konusunda günümüz Müslümanlarının çoğunun ve ülkemizdeki “ecdat torunlarının” sandığından farklı bir tarihi tablo ile karşılaşmaktayız. İslam dünyasındaki genel kanı Hz. Muhammed’in bedenen resmedilse bile

okumak için tıklayınız

Behçet Necatigil’in Naîmâ Tarihi’nden ilginç sayfalar

Yakın tarihte yaşadıklarımızın yazılı metinlere yansıyışı hem dilimizde bir süredir yer eden “resmi tarih” tanımına yol açtı, hem de yazılı tarihlerin doğruluğuna güvenimizi sarstı. Oysa incelendiğinde fark edilir ki Osmanlı döneminde yazılan tarihlerin çoğu, günümüz liselerinde okutulanlardan çok daha yansız hatta gerçekçidir.

okumak için tıklayınız

Anarşizm öncesi bir anarşist

William Blake (1757-1827) yaşamı boyunca eserleri anlaşılamamış, öldükten sonra uzun bir süre unutulmuş, kıymeti ancak 20. yüzyılda bilinmiş, dünya sanat tarihinin en ilginç ve önemli isimlerinden. Türkçede özellikle Tozan Alkan ve Selahattin Özpalabıyıklar’ın çevirileri değişik yayınevlerince yayımlanmıştı. Pinhan Yayıncılık, çıtayı biraz daha yükseltiyor: Blake’in kendi bulduğu teknik ile ürettiği gravürlerin tıpkı basımlarının bulunduğu, renkli, kuşe

okumak için tıklayınız

Ölüyorum tanrım, her ölüm erken ölümdür! – Selma Sayar

Dünya, insanlığını unutmuşlara inat, sevdayı, aşkı andı bugün. Sevginin, emeğin, insanlığın tek umudu olduğu gerçeğini haykırdı herkes bir eksikle: Özgecan yok. Sonsuzluğa uğurlandı aşkın ve sevginin kutsandığı bugünde. Gökyüzü bile acıya boğuldu, gözyaşlarını esirgemedi ondan. Şairin deyişiyle “ Ölüyorum tanrım, bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür, biliyorum tanrım.

okumak için tıklayınız

Işık Vermek İçin Yanmak Gerekir – Müslüm Üzülmez

“Tüm bu olmuş olanların bir anlamı olmalı O halde olması gerekenin olmasına az kalmış olmalı” (s.151) İşin kolayına kaçmadan mutluluğun kitabı yazabilir mi? Çok zor. Nazım Hikmet “Saman Sarısı” şiirinde “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” dizesiyle seslendiğinde, kadim dostu ressam Abidin Dino -bildiğim kadarıyla- mutluluğun resmini yapamadı, ama yazdığı güzel bir şiirle mutluluğu anlatmaya

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in eksantrikleri – Jale Parla

Yaşar Kemal Türk romanının en çok okunmuş, en çok incelenmiş yazarıdır. Böyle olunca onun yapıtları hakkında yeni bir şey söylemek güçleşiyor. Bu güçlüğün farkında olarak yaptığım bu çalışmada başlangıç noktası olarak onun çok ilgi çekmiş yapıtlarından Dağın Öte Yüzü üçlemesini seçtim. Türk romanının dönemeçlerinden biri saydığım bu üçlemede, Yaşar Kemal’in özgünlüğünün anahtarını bulmaya çalıştım.

okumak için tıklayınız

Heidi’nin ayakları neden çıplaktı? – Sevim Akyürek

Verdingkinder… Bu kelimeyi, “Sözleşmeli Çocuk” diye çevirsek de Türkçeye, kapsadığı karanlık ve acı öyküyü bilmeden anlamını açıklayamayız. Bu yazıda onlardan “çıplak ayaklı çocuklar” olarak söz edeceğiz. Karlı dağlarla çevrili yemyeşil çimenlerin üzerinde, sardunyalarla süslü ahşap çiftlik evlerini gösteren kartpostal resimlerinden tanırız İsviçre’yi.

okumak için tıklayınız

Domates elması

Benim gibi domatesin meyve olduğuna inananlardan mısınız? Oldum bittim itiraz etmişimdir onun sebzelerden sayılmasına. Her tür pişmiş ve kızarmış halinde ayrı bir lezzet saklayan domatesi en çok hissettiğimiz an, şöyle bir güzel kokladıktan sonra dişlediğimiz an değil midir? Hele üzerine biraz tuz ekilmiş böyle bir domatesi anlatmak için sayfalar dolusu cümle kurmak gerekir. Dünyamızı Biçimlendiren

okumak için tıklayınız

Hangisi sizin “Küçük Prens”iniz?

Antoine de Saint-Exupéry’nin ölümsüz eseri “Küçük Prens”in telif hakları 1 Ocak 2015 tarihi itibarıyla serbest bırakıldı. Ve o tarihten bugüne “Küçük Prens”i basmayan yayınevi neredeyse kalmadı. Gazeteler, sadece ilk on günde 30’dan fazla yayınevinin “Küçük Prens”i yayımladığını haber yaptı. Ayrıca kitap, önceki yıllarda, yılda ortalama birkaç bin satılırken, 1 Ocak sonrasında 130 bin adetlik bandrol

okumak için tıklayınız

İmkânsızın Sınırlarında “Adalet” – Murat Özbek

Ryunosuke Aktagava hayatının son onaltı yılında tüm eserlerini, son on yılında ise en önemli eserlerini kaleme almıştır. Eserlerinde ulus bilincinden ziyade sınıf bilincine yönelik temalar işleyen yazarın görüşlerini Şuiçi Kato Japon Edebiyatı Tarihi isimli kitabında şöyle bir alıntıyla örnekler: “İçinde bulunduğumuz çağın ötesine geçemeyiz, içinde bulunduğumuz sınıfında öyle.”

okumak için tıklayınız

Ahlâk ve Mantık Arasındaki Sarkaç – Merve Tokgöz

Modern Japon edebiyatının mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen Natsume Soseki’nin Küçük Bey adlı kitabı 2003 yılında Oğlak Yayınları tarafından basıldı. 2003’e dek Japon edebiyatına ait diğer kitaplar İngilizceden çevrilirken, bu kitap Mariko Erdoğan ve Hüseyin Özkaya’nın emekleriyle Japoncadan Türkçeye çevrilmesi hasebiyle bir ilk olma özelliğini de taşıyor.

okumak için tıklayınız