Kategori: Makaleler

Psikanaliz Dil ve Felsefe – Abdurrahman Aydın

Bir acayip ülkede yaşıyoruz. Örneğin yapısalcılığın defterinin çoktan dürüldüğü, birine ?yapısalcı? demenin, o birinin bütün entelektüel yetilerini zan altında bırakmanın bir ifadesi olduğu, fakat Saussure?ün kimi temel metinlerinin daha 2014?te çevrildiği, Roman Jakobson?un hiçbir metninin çevrilmediği, çatır çatır Agamben tartışıldığı halde Émile Benveniste?in pek de meraka mazhar olamadığı, Lévi-Strauss?un çeviri kıtallerine uğratıldığı (Tahsin Yücel çevirisi

okumak için tıklayınız

Umudun Gölgesi – Zafer Köse

Sevgili Gülay, ne güzelsin sen. Ne kadar saf, ne kadar insan, ne kadar onurlu. Hep haklı olanlar kazanır sanıyordun. Ve siz haklıydınız. Barbarların, zulmetmek için kendi kurallarıyla gelip egemenlik kurdukları o 12 Eylül gününden sonra, bak, ne çok zaman geçmiş. O günden sonraki her gün, sizin haksız olduğunuz, kötü olduğunuz sanılsın diye uğraşıldı. Televizyon dizilerinde,

okumak için tıklayınız

Süt Rengi: Özgürlük deyip düşmek lazım yollara

Hardy?nin Tess?ini anımsatan Mary, para karşılığında bir paket gibi satılmış, ailesi tarafından umursanmamış bir çiftlik kızı. Pek çok kez ?başka bir seçeneğim yok, değil mi?? diyerek yaşadıklarını sorgulama durumunda olsa da, ne yazık ki feci sona gelmeden bir seçim yapma şansını yakalayamıyor. Mary, bu kitabı kendi elleriyle yazarken noktalamalarda, imlalarda hatalar yapmış olsa da, içtenliğiyle

okumak için tıklayınız

Yusuf Değirmenci?nin narin şiirleri denizden ılgıt ılgıt esen meltem-i çağrıştırıyor.

Diğer edebiyat dallarında olduğu gibi şiir de paha biçilmez çok önemli bir sanat alanıdır. Şiir farklı kavramlarla toplumun sorunlarını irdeleyen, dile getiren, düşündüren ve yönlendiren bütün kötülüklerden arınarak şairlerin kaleminde imgeleşen değerli kültürel ürünlerdir.. Şiirin hamuru sevgiden oluştuğundan ötürü insanlık tarihine büyük katkılar sunmuştur. Dolayısıyla şiir faydalı işlenmesi durumunda toplumun eğitiminde önemli bir araç olduğu

okumak için tıklayınız

İnsandaki Kötülüğün / Yıkıcılığın Kökenlerine Dâir Bir Roman: Sineklerin Tanrısı

William Golding?in 1954?te yazdığı ve zamanla tüm dünya çapında büyük bir üne kavuşmuş, hattâ filmi de çekilmiş olan Lord of the Flies / Sineklerin Tanrısı adlı romanı, her ne kadar ilk okunmaya başlandığında bir çocuk romanı izlenimi verse de, ilerleyen sayfalarda gelişen olaylarla birlikte bir çocuk romanının aksine tam da bir yetişkin romanına dönüşüyor. Kendisi

okumak için tıklayınız

Tanrı Öldü, Yaşasın Yeni Tanrılar! – Ali Mert

Daha ilk sayfalarda, ?Aydınlanma?nın Sınırları? başlığını taşıyan birinci bölümün başında, ?Din gündelik yaşamımıza müdahil olmaya başladığı anda, ondan vazgeçmenin zamanı gelmiştir. Bu açıdan alkolle belirgin bir benzerlik taşır? diye bir cümle var. (s. 15) Temel olarak dinin gündelik yaşama müdahil olmasını, günlük hayatın dokularına işlemesini, özgürlük alanımızı daraltmasını vb. inceleyen bir kitap olmasa da, çağımızın

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın arasındaki fark: Halk Kimin Yanında? 30. Ölüm Yıldönümünde Yılmaz Güney?i anarken… – Zahit Atam

Yılmaz Güney 1974 yılında hapisten çıktığında ilk önce ailesini bir araya getirdi, Kıyıköy?e yerleştiler ve Arkadaş?ı çektiler, ama olup bitenler gösteriyordu ki Yılmaz Güney?in zihninde başka bir proje vardı, görüşmeleri konuşmaları araştırmaları Türkiye?yi sarsacak bir film hazırlığında olduğunu gösteriyordu. Güney?le görüşmek işi zorlaşmış, gelenler üstü aranarak ofisine girebiliyorlar, bir tedirginlik var herkesin üzerinde.

okumak için tıklayınız

YILMAZ GÜNEY: sahip çıkamadığımız büyük miras? – Zahit Atam

Sürü filminin senaryosunu okumak gerçekten büyük bir enerji ve sabır gerektiriyor. Çünkü Yılmaz Güney?in 1978 ve 1981 arasındaki üç senaryosunun özelliği çatışmanın ve çelişkinin dibine vurmasıdır. Her sekans, hatta her bir plan yeni bir çatışmaya, yeni bir ruhsal gerilime bizi tanıklığa çağırmaktadır. Her sekansın kendi içinde çatışmalı bir enerjisi var, siz o enerjiyi kendi varlığınızdan

okumak için tıklayınız

‘Sosyalizm ve Savaş’tan 100 yıl sonra

“Sosyalizm ve Savaş” iki motivasyona dayanarak yazılmış: savaş koşulları karşısında örgütsel pratiğin genişleme ve koordinasyonu ihtiyacı, atılan her adımda -1905?deki gibi- yalnız Rusya’dan Avrupa’ya değil, Avrupa’dan da Rusya’ya etkisi olacak devrimci taktiklerin-yöntemlerin belirlenmesinin uluslararası marksist hareketin geleceği açısından önemi. Lenin’in yalnızca kendi dönemine özgü taktiksel duruşlarına değil de düşüncelerine, onun özgün taktiksel girişimlerine yol açan

okumak için tıklayınız

Yıkıcı, boyun eğmez ve asi?

Edebiyatın dünü ve bugünü üzerine yazan iki Latin Amerikalı yazar, Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes, Edebiyata Övgü başlığı altında toplanan yazılarında tartışıla gelen pek çok konu üzerinde odaklanıp edebiyatın neden baş tacı edilmesi gerektiğini anlatıyor, bizleri edebiyat üzerine düşünmeye, gerçek edebiyatı yapay olandan ayırt etmeye davet ediyor. Edebiyat, özgürlüğe açılan yollardan biri, gürültüyle sükunet

okumak için tıklayınız

Çağrı merkezi çalışanlarını anlatan kitap: “İnatçı Köstebek”

Gamze Yücesan-Özdemir, ?İnatçı Köstebek?te Türkiye?de hem metropol, hem de taşradaki çağrı merkezlerinde yürütülen saha araştırmasına dayanarak bu merkezlerde çalışan ve ?beyaz yakalı? olarak tanımlanan gençlik kesiminin sınıfsal konumunu, emek sürecine bakışını ve direniş konularını ele alıyor. Kitabı, Atilla Özsever değerlendirdi… ‘İtaatkâr robotlar’ Kitapta, kapitalizmin gelişim sürecinde sembol haline gelmiş dokuma tezgahları, otomobil fabrikalarına benzer biçimde

okumak için tıklayınız

Ugresiç?in vurguladığı gibi, kitapların üretilmesi edebiyatın da çoğaldığı anlamına gelmez ki?

Lafını esirgemeyen ve yer yer alaycı bir dili var Dubravka Ugresiç?in. Bunu ister cesaretine, isterse politik bağlamda tam Avrupalılaşmamış zihni işleyişine bağlayalım, sonuçta, işlek ve etkili bir üslubu var. Batılı yazın ve yayın dünyasının ruhunu kavramakta gecikmemiş. Yer yer geçmişe, Sovyet dönemine göz kırpmaktan, gönül düşürmekten de geri durmuyor. En azından bu kadarına bir insan

okumak için tıklayınız

Kışkırtıcı bir tarih

Yahudi ulusunun tarihi zorunlu göçün, yersizyurtsuzluğun, bunun yanında paranın ve zekânın tarihidir. ?Yahudiler, Dünya ve Para? ile ?Yahudilerin Siyonizm Karşıtlığı? bu tarihi daha iyi anlamamızı sağlıyor. Slovoj ?i?ek, ?Anti-Semitizmin Paradoksları? başlıklı makalesinde, Yahudi ulus-devletinin kurulmasıyla birlikte yeni bir Yahudi figürünün ortaya çıktığını, İsrail devletiyle özdeşleştirilmeye direnen, İsrail devletinin esas yuvası olduğunu kabul etmeyi reddeden, kendini

okumak için tıklayınız

Karabiberin adı ticaretin tadı

Ufak şeyler, günlük yaşamın görünüşte önemsiz ayrıntıları da dünya düzeninde sarsıntılar yaratabilir. Küreselleşmenin kökeni doğrudan baharat ticaretine dayandırılabilir pekâlâ. Karabiber, tarçın ve karanfil olmasa ne farkederdi hayatımızda? Ben vatandaş olarak soframda kokulu başka tatlandırıcılar kullanırdım; kırmızı biber, kekik, reyhan, nane. Belki arada bir ıtır yaprağı. Ama bunların hiçbiri kahvaltıdaki yumurtama, sütlacıma ya da ıhlamuruma gerekli

okumak için tıklayınız

Cazdaki Doğaçlama: Julio Cortázar

?Mademki ?ne zaman?? sorusunun yanıtı ?şimdi? başlayalım.? İlk kez tanışacağın yazarın dünyasına girmenin yolu, kendi dünyanı da yeniden düzenlemekten ve yeni alanlar yaratmaktan geçiyor kuşkusuz. Mutlaka bir okuma köşesi belirlendiğinde; nesneler ve onların yerleri, sessizlik ve istenilen sesler de bu usûlde değişiyor. Her şey bütünlük oluşturduğunda okumanın ve derinleşmenin hazzına ulaşıyor insan.

okumak için tıklayınız

Jale Parla Eleştirisinde ‘Yazar Bunalımı’ ve Kimlik – Yasemin Yılmaz

“Direnişin başkalaşım yoluyla gerçekleştirildiği bir distopya coğrafyasında iktidarı çileden çıkarmanın en iyi yolu tam da budur.” Jale Parla’nın yazarın başkalaşım sürecini ve sancılarını incelediği Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım kitabının dördüncü bölümü bu cümleyle biter. Hasan Ali Toptaş’ın Bin Hüzünlü Haz romanının incelendiği bölümde 1990 sonrası edebiyatta yazma eyleminin başlı başına bir başkalaşım olduğu, kalıcılık

okumak için tıklayınız

Yapıtın Anahtarını Sunan Eleştirmen: Nurdan Gürbilek – Sibel Doğan

Nurdan Gürbilek, ?Her yazar etkilendiği yapıta kendi kapısından girer,? der. Bazıları da o kapının anahtarını sunar okura, Gürbilek gibi. Edebiyatımızda eleştiri denince aklımıza gelen ilk isimlerden biri olsa da yazılarını denemeye daha yakın bulanlar da var. Nurdan Gürbilek, incelemelerinde egemen edebiyat anlayışına göre doğru ve yanlışları sıralamak yerine bilindik düşünme biçimlerini değiştirip yeni biçimler deniyor.

okumak için tıklayınız

İkinci Yeni İçin Bahisleri Hatırlatmak – Nilüfer Altunkaya

Mehmet H. Doğan, İkinci Yeni Şiir adlı kitabında İkinci Yeni?nin başlangıcını şöyle anlatır: ?1950?lerin başlarında, birkaç şairin (Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan) birbirinden habersiz, bildirisiz, İstanbul ve Ankara?daki birkaç dergide (Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası) yayımladıkları şiirlerle başlamış olan bu hareket, adından da anlaşılacağı gibi birinci yeni sayılan Garip?in sonunda şiiri

okumak için tıklayınız

?Yarım Kalan? Eleştiri – Ayşegül Tözeren

Türkiye edebiyatında eleştiriye emek veren yazarların içinde eleştirinin durumunu meseleleştiren eleştirmenlerin sayısı çok değildir. Edebiyat eleştirisini, eleştirisinin nesnesi haline getiren bir yazar vardır ki? Eleştiriye Beş Kala isimli eserde ?yarım kalan? eleştirisine ilişkin metinler derlenmiştir. 1978 yılında katledilen Bedrettin Cömert? Cömert?in eleştiri yazılarında bazen polemik yan ağır basar, bu durumun kendisi de farkındadır ve şöyle

okumak için tıklayınız

O Gülü Kalbimize Gömdük – Hasan Turhan

?Anneme de ki, ben doğduğumda sevindi. Ben öldüğümde de eminim ki çok üzülecek ama sonumun ne olacağı belli değil, kendini her türlü sona hazırlasın.? Maraş’ta işkencede öldürülen devrimci öğretmen Ali Ekber Yürek’in annesine iletilmesini istediği sözlerdi bunlar. Kim bilir belki de sonunu öngörmüştü. Ama bütün bunlar dünyayı daha yaşanılabilir bir yer yapmak içindi. Ne de

okumak için tıklayınız